Yüzyıllık Yanlış Soru: Neden Geri Kaldık?
Yazar: Doç. Dr. Emrah AKBAŞ   |    Yayın Tarihi: 03 Şubat 2015   |    626 Kişi tarafından görüntülendi.

Neden geri kaldık sorusu çok uzun zamandır en yakıcı sorularımızdan biri. Gelin görün ki bu soru aynı zamanda çok sorunlu. Geri kalmışlık zorunlu olarak ilerlemiş olanları ve ilerleme fikrini içeren hiyerarşik bir bakış açısının ürünü. Yakıcı olan aslında geri kalmışlık değil, geri kalmışlığın bizi mahkûm ettiği aşağılık kompleksi.

 

Öyle derin, öyle sancılı bir toplumsal psikanalize ihtiyacımız var ki!

 

Geri kalmışlık düşüncesi ülkenin tüm kesimlerinin ortak paydası... Kalkınma en büyük ülkü… Kalkınma ve muasır medeniyet düzeyine ulaşma… Kemalistlerin ve İslamcıların ortak hayali…

 

İslamcılar farkında değil belki ama “kök”leriyle bağlarını koparan, Kemalist çağdaşlaşma hareketi değil, sorgusuz sualsiz bağlandıkları kalkınma hayali… Bu öylesine tuzaklarla dolu bir yol ki, kapitalizmle kurulan hastalıklı ilişkinin en büyük meşruiyet zemini aynı zamanda.

 

En çok zarar verdiği kavram ise adalet! Köklerimizle bir köprü imkânı olan adalet…

 

Yani bu ülkenin İslamcıları da ilerlemeci. Batılı ilerleme fikrinin çepeçevre kuşattığı zihinlerde köklerle kurulacak köprüler çoktan yıkıldı. Bu köprüleri kimse değil, bizatihi Müslümanlar yıktı. Geri kalmışlığı bir sabite olarak kabul eden Müslüman zihinler Müslümanca değil, ilerlemenin raconu gereğince düşünmeye başladılar. Toplumu anlamaya dair araçlar ve siyasal kategoriler “ileri” toplumlar tarafından üretiliyordu ve Müslümanlara bunlardan birini seçmek düşüyordu. Sağcılaşmayı seçti Müslümanlar.

 

Solcu olmaları gerekmiyordu. Müslüman olmaları kâfiydi…

 

Müslümanların kalkınmadan daha çok dert edinmeleri gereken şey Müslümanca düşünemiyor olmaları olmalı öyle değil mi? Kültürel, toplumsal, entelektüel bir bozkıra dönen memleket olmalı dertleri…

 

İslam’ı anlama biçimimiz, İslami tahayyülümüz dahi tuhaf, pespaye ve köksüz bir pozitivist metodolojiye muhtaç. İlâhiyat fakültelerimiz ne de güzel temsil ediyor bu hastalıklı durumu!

 

Medeniyet merkezli düşüncenin mümkün olması için evvela bu bozkıra hayat vermek gerek. Çölde vaha inşa etmek gerek. Yoksa medeniyet iddialarımız sadece çölde serap olmaktan ibaret kalacak.

 

Sil baştan başlamak gerek. En başından… Ruhumuzu, zihnimizi, hayallerimizi arındırmamız gerek sömürge birikiminden… Kitabı en başından okumak gerek. İnsanı, ruhu, evrendeki ayetleri, hikmeti… Ümmileşmek gerek…

 

İlahileri poptan, şehirleri betondan, insanı ırktan, dini muhafazakârlıktan arındırmak gerek…

 

Keşfetmek gerek… Yeni doğmuş bir bebek gibi tanımak insanı, evreni… Okumayı öğrenmek gerek…

 

Bir “ileri”yi sabite olarak kabul eden bir zihnin ne Müslümanca düşünmesi mümkündür ne de medeniyet merkezli bir düşünce inşa etmesi…

 

Yeniden doğmak gerek… Yoksa şu ilmi, kültürel ve estetik çoraklığı giderecek, hasta ruhlara deva olacak bir iddianız olamaz.

 

Yani mesele ötekine karşı cihat etmek değil, aynaya bakmak ve içimizdeki sömürgeciyle yüzleşmek…

  

E-posta: akbasemr@yahoo.com

Twitter: www.twitter.com/emrahakbas



PAYLAŞ