Muhafazakârlık Neyi Muhafaza Ediyor?
Yazar: Doç. Dr. Emrah AKBAŞ   |    Yayın Tarihi: 12 Mart 2015   |    878 Kişi tarafından görüntülendi.

Muhafazakârlık günümüzde daha çok ikincil anlamlarıyla ele alınan bir kavramdır ve birincil anlamı da bu ikincil anlamlar ve çağrışımlarca şekillenmeye başlamıştır. Bu durum muhafazakârlığı bir bakıma tutuculukla aynı yere konumlandırmıştır. Muhafazakârlık handiyse topyekûn bir değişim karşıtlığı olarak görülmeye başlamıştır.


Hâlbuki muhafazakârlık tıpkı sosyalizm ve liberalizm gibi siyasal bir ideolojidir ve toplumların uzun yüzyılların ardından oluşturdukları “bilgelik” ve tecrübeyi siyaset üstü bir referans ve sabite olarak görmeyi tercih eder. Bu yönüyle modernizme meydan okuma bakımından çok güçlü bir potansiyeli de ifade eder.

 

Gelin görün ki bu netameli bir kavramdır da aynı zamanda. Kadim bilgelik ve tecrübenin sürekli olarak olumlanması ve bir sabite olarak kabulü, kadim olanın mutlaklaştırılmasını ve kadim kötülüğün de yeniden üretilme ihtimalini beraberinde getirecektir.

 

Günümüzde muhafazakârlık maalesef böylesi bir tehlikeyi apaçık işaret etmektedir. Muhafazakârlığın handiyse alamet-i farikası kabilinden ilk akla gelen şey ataerkidir. Erkek egemen anlayış toplumun damarlarında akan kana karışmış haldedir. Bu öylesine yaygın bir kabul haline gelmiştir ki artık sıradanlaşan kadın cinayetleri ve ataerkillik arasında bir bağlantı görmeyi bırakın, kadın cinayetlerine karşı çözüm önerileri dahi ataerkil söylemlerin içinden üretilmektedir.

 

Muhafazakâr söylemin toplumdaki kötülüklere karşı çözüm önerisi muhayyel bir muhafazakâr yaşam biçiminin önerilmesinden öteye geçmemektedir. Kadim bilgelik denilen şeyin söz konusu bu kötülüklere karşı ürettiği çare ve çözümler yerine kaba bir erkek-egemen bakış açısı hüküm sürmektedir.

 

Bu noktada muhafazakârların işte bu muhayyel pozisyonu sorgulamaktan başka çaresi yok. Zira bu pozisyonu muhayyel kılan şey geleneğin de muhafazakârlığın da burada ve şimdi inşa edilen siyasal bir araç olmasıdır. Gelenek diye bildiklerinin şimdinin bir mahsulü olduğunu bir görebilseler!

 

Statükonun muhafaza edilmesine dair şimdinin pragmatik ihtiyaçlarını referans olarak kabul eden bir pozisyon en büyük kötülüğü de kadim bilgelik ve iyilik addettiği değerlere yapacaktır. Zira kadim bilgeliği ve iyiliği mümkün kılan aynı zamanda devrimci bir duruştur. Kadim kötülüğe karşı devrimci bir duruş…

 

Bu noktada muhafazakârların sadece kadim bilgeliği bir söylem olarak muhafaza etmekten vazgeçip, kadim bilgeliği ortaya çıkaran süreci keşfetmeleri zarureti bulunmaktadır. Hz. Peygamberin yaşamının büyük İslam devriminin tarihsel, iktisadi, toplumsal ve siyasal veçheleriyle birlikte analiz edilmesi günümüzde Türkiyeli bir muhafazakârlığın temellerini gerçekçi bir biçimde atacaktır.

 

Bu aynı zamanda İslam tarihini bir tür menkıbecilikten kurtaracak, hatta menkıbeleri daha doğru bir biçimde anlayabilmenin kapısını aralayacaktır.

 

Yani günümüz muhafazakârlığının ihtiyaç duyduğu şey, hamaset, kaba bir tarih tapıcılığı ve söylemsel bir karşı-duruş değil, neyi muhafaza etmesi gerektiğine dair analitik bir zekâdır. Böylesi bir zekâ muhafazakârlık ve devrim arasındaki enkaza dönmüş köprüyü yeniden inşa etme ihtiyacını apaçık gösterecektir.

 

Mesele muhafaza etmek değil, feda etmek; sıkı sıkı tut(un)mak değil, vazgeçmek… Mesele dünyevi veya siyasal olana beka atfetmek değil, fenayı fehmetmek… Yani mesele zamanın ruhunu yakalamak değil, sonsuz ışığın zamana galebe çalmasıdır…

 

“Neyi feda edersen o sana ihsan edilir.

Neye kıyamazsan o senden alınır”

Muhyiddin Şekur

 

 

E-posta: akbasemr@yahoo.com

Twitter: www.twitter.com/emrahakbas



PAYLAŞ