Tıbb-ı Nebevi ve Sağlığa Bakışımızı Sorgulamak
Yazar: Dr. Hakan KAYA   |    Yayın Tarihi: 25 Aralık 2014   |    1573 Kişi tarafından görüntülendi.

Tıbb-ı Nebevî, Kuran ayetleri ve Hz. Muhammed (SAV)’in hadislerinden, yaşayışından ve yapılmasına izin verdiği hususlardan kaynaklanan tıbba dair tavsiye ve uygulamalara verilen addır
Tıbb-ı Nebevî’ye temel teşkil eden Kuran ayetleri ve Hz. Muhammed (SAV)’in hadislerinde umumiyetle koruyucu hekimlikten bahsedildiği görülmekle birlikte hastalık durumlarında tıbbi tedaviyi teşvik ettiğini, teferruatlı sağlık ilkeleri vermeyi hedeflediğini görmekteyiz. Hz. Muhammed (SAV)’in sağlığın korunmasına ilişkin hadislerinde;
“Allah temizdir, temizi sever, etrafınızı temizleyiniz” [Tirmizi, Edeb 41]
“Hastayı üç gün geçmeden yoklamayınız.” [Ramuz’el-Ehadis 2/489].
“Bir yerde veba olduğunu işitseniz oraya girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde veba vukua gelirse oradan ayrılmayınız.” [Buhari,Müslim,] buyrulmaktadır.
Hz. Muhammed (SAV) kendisine müracaat eden kimselere ya bir ilaç tavsiye eder ya da hekime gönderirdi. Bir hadiste “Allah derdi de çareyi de verdiği gibi her dert için bir ilaç yaratmıştır. Bu sebeple tedaviye devam ediniz. Fakat haramla tedavi etmeyiniz.” [Ebu Davud, Tıb 11] buyrulmaktadır.
Hz. Muhammed (SAV) hastalıklarımıza Allah’tan şifa istemeye daha açık ifadelerle bizleri çağırmış, kendisi fiilî örnekler vermiştir. Bugün yapılan tıp alanındaki çalışmalar da aynı şeyi söylemektedir. Mesela Fransız tıp profesörü Alexis Carrel “Dua” adındaki kitabında şöyle der: “İnsanın iç organları en mükemmel şekliyle ibadet ve dua anında çalışır. Muhataplarım istedikleri kadar bu görüşüme itiraz etsinler. Ama ben, mevcut tıbbî imkânlarımızla tedavi edemediğimiz pek çok tehlikeli hastalığın dua ile iyileştiğine şâhit oldum.
“Sıhhat ve afiyet üzere olmak, yüce Allah’ın kuluna vermiş olduğu en büyük nimetlerden biridir.” (İbn-i Kesir, 4/584) Çünkü sağlıklı olmayan insan istediği gibi hareket edemez. Allah’ın emirlerini gereği gibi yerine getiremez. İnsan bu nimete karşı şükretmeli ve kıymetini bilmelidir.
Peygamberimiz (SAV) sağlığın önemini şöyle vurgular: “Sizlerden her kim vücut bakımından sağlıklı, nefsinden, malından korkusuz ve huzurlu, günlük yiyeceği de yanında olarak sabahlarsa sanki dünyanın bütün nimetleri kendisinde toplanmış gibi olur.” (Tirmizi)
“Sağlıklı mü’min, hastalıklı mü’minden daha iyi, daha üstün ve Allah’a daha sevimlidir.” (İbn-i Mace) Bu, sağlıklı olmanın gereklerini yerine getiren dikkatli ve nitelikli insanlar için söylenmiş bir hadistir.
“Ey insanlar! Şüphesiz ki dünyada insanlara, iman ve sağlıktan daha kıymetli bir şey verilmemiştir. Böyle olunca Yüce Allah’tan bunları isteyiniz.” (Müsned 1/8)
Dengeli olmak, yaşamda olduğu gibi beslenmede de son derece önem taşır. Bu sebeple yemek yeme alışkanlıklarımızın gözden geçirilmesi gerekir. Yıllar öncesinden edindiğimiz yanlış alışkanlıklar kurtulmamız ve sağlığımıza tekrar kavuşmak için fedakârca ve sabırla davranış değişikliği yapmamız gerekir.Peygamberimiz (a.s.m.) “İnsanoğlu midesinden daha zararlı bir kap doldurmamıştır. İnsanoğluna belini doğrultacak birkaç lokma kâfidir. Mutlaka yemesi gerekirse midesinin üçte birini yemeye, üçte birini içmeye, üçte birini de nefes alıp vermeye (havaya) bırakmalıdır” (Tirmizi) buyurmuşlardır.
Bugün insanlık yeniden geleneksel tıbba doğru yöneliyor. Devletler de artık ağır bir güvenlik sorunu haline gelen sağlık harcamaları sebebiyle yeni alternatifler peşindeler. Bugüne kadar hastayı tedavi etmeyi esas alan yöntemden, insanı hasta etmemeyi ön gören bir yöntem peşinde koşuyorlar ki bunu da koruyucu hekimlik ön görüyor.Evet, koruyucu hekimlik önemli. Ama koruyucu hekimliğin esasları da yöntemleri de mutlaka yeniden gözden geçirilmeli. Tabii ki bu kolay olmayacak. En baştan, dünyayı haraca bağlamış ilaç sanayi devleri tıbbın bu yöne akmasına fırsat vermemektedir. Çünkü bugün tıbbi müstahzaratlar sadece bir güç ve sermaye edinme aracı değil, aynı zamanda toplumları yıkma ve ayağa kaldırma vasıtası da olmuş durumdadır. Maalesef bugün hiçbir devlet, bu ilaç devlerinin izni olmadan adım atamaz haldedir. Küresel ilaç devleri o yüzden de geleneksel tıb çalışmalarını daha doğmadan öldürme gayreti içerisindedir..
Oysa modern tıbbın geleneksel tıbtan öğreneceği çok şeyler vardır. En azından biz Müslümanların, mucizeye inanan iman sahiplerinin sağlık konusunda mevcut Ortodoks tıbbına mecbur edilmesi bir istibdat ve zorbalıktır. Biz biliyoruz ki, sağlıkla ilgili olaylar peygamber mucizelerinin içinde önemli bir paya sahiptirler. Hemen hemen her peygamberin ölüme hayat rengi veren halleri ve müdahaleleri vardır.
Dindar Müslümanlar her konuda İslam’ın bakışını, hükümlerini, emirlerini gözettikleri halde sağlık söz konusu olunca seküler davranıyorlar. Şuurlu olarak düşünülmese de, insanlarda, “İslam ülkeleri bilimde geri kaldı, İslam’ın veya İslamî birikimin tıp alanında da geçerli bir söylemi, bir felsefesi, bir uygulaması yoktur” kanaati hakim. Burada, faydalı ilim nedir, bilimin günümüzde geldiği nokta ne kadar gerekli tartışması öne çıkıyor.
İlim aslında “eşyanın hakikati”ni öğrenmektir, “eşyanın hakikati”ni öğrenmek ise eşyanın hakkını vermek için gereklidir; neye ne kadar önem vereceğiz, neyi nasıl koruyacağız… Biz Müslümanların hedefi dünyada eşyanın, yani canlı cansız her şeyin, dolayısıyla sağlığımızın, bedenimizin, organlarımız ve hücrelerimizin hakkını gözeterek doğru yaşamak, bu yaşantımızla Allah’ın rızasını kazanmaktır. Bunun için bize rehberlik eden Resulullah (SAV) neden hastalandığımız ve hastalandığımız zaman ne yapmamız gerektiği konusunda da rehberlik etmektedir.
Efendimiz (SAV) “Hastalıklarınızın günahlarınız, şifanızın istiğfar olduğunu unutmayınız” buyurarak aslında hastalığı nasıl anlamamız gerektiğini bildirmiştir. Halbuki biz bugün hastalıkların Allah’ın hediyesi olduğunu düşünüyor, hastalıklarımızla övünüyoruz. Bir yandan böyle derken bir yandan da nedense “Allah’ın gönderdiği hediye”den kurtulmaya çalışıyoruz.
Önceden insanlar yaşamak için yedikleri ve günlerini beş vakit namaza göre planladıkları için sağlıklıydılar. Bugün her yerde günlük program üç öğün yemeğe göre planlanıyor. Resulullah’ın (SAV) sünnetinin tersine çeşidi bol sofralar, midenin hacminden fazla ve acıkmadan yemek, yemekten sonra yenen meyve ve tatlı gibi fıtrata aykırı alışkanlıklar hastalıkların temel sebepleri olduğu kesin olarak bilinmektedir.
Efendimiz “Günde iki defadan fazla yemek israftır ve hastalıktır.” “Ademoğlu, midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır. Birkaç lokma belini dik tutmaya yeter. Daha fazla yemek istiyorsa midesinin üçte birini yemeye, üçte birini içmeye ve diğer üçte birini de havaya ayırmalıdır.” buyurmaktadır.
Açlık, bir tedavi metodu olarak “açlık orucu”, “su orucu” gibi isimlerle bütün dünyada uygulanmaktadır. Yurtdışında bu amaçla klinikler kurulmuştur. Açlıkta kimsenin bedene bir müdahalesi yoktur, beden kendisi ve bağışıklık sistemi ile baş başa kalır. Açlık ile bütün vücutta, organlarda, dokularda ve hücrelerde hiçbir insan elinin gerçekleştiremeyeceği kadar hassas ve ince temizlik işlemleri gerçekleşir.
Devamlı ve çok yiyen insan manevî beslenmeye kapalıdır. Kur’an, ibadet, hava, güneş, ağaçlar, çiçekler ve müspet insanlardan gelen enerjiden faydalanamaz; fiziksel ve ruhsal hastalıklara maruz kalır. Zamanını ve enerjisini açlığını doyurmak için harcarken sıhhatini ve sonsuzsuzluğa yolculuğunda yanında götüreceği yolluğunu kaybeder.
Bilimsel doğruların aksi ispat edilinceye kadar doğru kabul edildiği ancak bugün doğru bildiğimiz pek çok bilginin yarın yanlış olabileceği gerçeği ile karşı karşıyayız. 70’lerin başlarında tıp fakültelerinde öğrencilere şarlatanlık bahsinde anlatılan akupunkturun bugün tıp camiasında bilimsel bir tedavi metodu olarak kabul edilmiş olması günümüzde bizce doğru bilinen bilimsel doğruların mutlak olamayacağının küçük bir örneği. Modern tıbbın sorgulandığı, geleneksel tıp uygulamalarının ve Uzakdoğu tıbbının revaçta olduğu bir dönemde Tıbb-ı Nebevî’nin bugünkü bilgilerimiz ışığında yeniden gözden geçirilmesi, ayetler ve kesin delilleri olan hadislerde belirtilen hususların doğruluğunun yarın ispatlanabileceğinin göz ardı edilmemesi gerekir.
Hem bu hayatımızı sağlıklı ve şükrederek yaşamak hemde bize emanet edilenlere sahip çıkabilmek adına Ufuk Peygamber (SAV) in hadislerine ve yaşamına bir kez daha bakmalı ve yeniden doğuşumuzu kutlamalıyız.
Bu konuda ilerideki yazılarımda alt başlıklarla zaman zaman ayrıntılı bilgiler aktarmaya devam edeceğim.
Sağlıkla kalın.



PAYLAŞ