Erdoğan’dan Ne İstiyorlar ?
Yazar: Prof.Dr.Mehmet Halil ÇİÇEK   |    Yayın Tarihi: 04 Nisan 2015   |    1285 Kişi tarafından görüntülendi.
Hakşinaslık ve kadirşinaslık müminin/insanın en önemli vasfı ve şiarıdır. Hz. Peygamber (s. a. v) “İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükür etmez” buyururken böyle önemli insanî/ahlakî bir hakikati dile getirmektedir. Son çeyrek asırda genelde İslam dünyasında özelde de Türkiye’de olup bitenleri izleyen, acısını bütün vicdanında duyan, sevincini de ruhunda hisseden, ayrıca meş’um 28 Şubat’ı iliklerine kadar yaşayan, görevden atılan, yıllarca kadrosu verilmeyen, çocuğunun başörtüsü için çok ağır sıkıntılar yaşayan ve adeta vatanı terk etmeye zorlanan, ölümle burun buruna gelen biri olarak Türkiye’nin geldiği noktayı çok iyi görüyor, takdir ediyor ve ülkenin bu noktaya gelmesine katkısı olan herkese teşekkür ediyor, kendilerine çokça duacı oluyorum. Allah’ın kendilerine afiyet, tevfik ve bereketli uzun bir ömür ihsan etmesini diliyorum. Bu ülkenin sınırları içinde yaşayan herkesin de bu durumu takdir etmesinin ve ilgililere teşekkür etmesinin önemli bir vazife ve hakşinaslık olduğuna da inanıyorum.

Kim nasıl değerlendirirse değerlendirsin ancak içinde geçtiğimiz bütün jeopolitik şartlar, karşı karşıya olduğumuz tüm sosyoekonomik ve sosyopolitik olgu ve olaylar, İslamî ve insanî tüm kural ve ölçüler bize böyle bir duruşun zaruretini gösterir. Özellikle son on yıl içinde inanılmaz bir performans göstererek ekonomide, diplomaside ve iç politikada baş döndürücü başarılara imza atan müreffeh bir Türkiye’nin ortaya çıkmasını ekibiyle birlikte sağlayan bir lidere karşı millet olarak bir vefa borcumuzun olduğuna bütün benliğimle inanıyorum. Ülkenin vesayetçi bir anlayıştan, ergenekonvari tüm karanlık yapılardan, müdahaleci/darbeci tüm yönetim biçimlerinden kurtarma adına büyük çabalar harcayan, adeta ölüm gömleğini sırtına alarak bu erdemlilik savaşı için ucu görülmeyen çok muhataralı bir yolculuğa çıkan, her türlü ağır şartlarda dik durmayı bilen, olağanüstü bir biçimde cesur davranan, her türlü sinsi ve gizli planlara karşı zekice manevra yapabilen ve mevcut müreffeh Türkiye’nin baş mimarı olan 12. Cumhurbaşkanı Sayın RECEP TAYYİP ERDOĞAN’a karşı tüm Türkiye halkının; ama özellikle de şu dört kesimin herkesten daha fazla medyun-u şükran olduğunu ve bu durumu takdir etmelerinin insanî/ahlakî bir zaruret olduğunu düşünüyorum: 1-Yoksul kesim, 2-Dindar kesim, 3-Kürtler, 4-Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüzel kişiliğini temsil eden kesim. Bu her dört kesimi de ayrı ayrı değerlendirdiğimizde Erdoğan’ın hikmetli, basiretli ve cesaretli siyaseti sayesinde kaybolmuş haklarını, yerlerde sürünen itibarlarını elde ettiklerini, yerel ve küresel düzeylerde prestij kazanarak birçok avantaj elde ettiklerini insaf sahibi olan herkesin kabul etmesi gerekir.

Kaldı ki, uluslararası camiada yer alan dost ve düşmanlar da bunun farkındadırlar. 2014’ün Ocak ayından bu yana içerde ve dışarıda yaklaşık 10 kadar uluslar arası etkinliğe katılma imkanım oldu. Bütün bu toplantılara katılan yabancı dostlarımızın hemen hemen tamamı Sayın Erdoğan’ın önderliğinde Türkiye’nin gerçekleştirmiş olduğu bu büyük sıçramaları takdir ve gıptayla izlediklerini, Sayın Erdoğan için duacı olduklarını ve İslam alemi için Türkiye’nin bir umut olduğunu söylediklerini müşahede ettik. Hatta bu yazıyı kaleme almadan bir gün önce yani 3 Nisan 2015 tarihinde Filistin, Beyrut ve Hindistan’dan gelen bir ilim heyetiyle önce Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’i, sonra Meclis İdare amiri Çorum Milletvekili Salim Uslu’yu ziyaret ettik. Salim Uslu'yu ziyaretinde Hindistanlı alim Selman en- Nedvî şunları söyledi: “Ben Çok gezen bir insanım; gittiğim her yerde Türkiye’ye olan takdiri ve hayranlığı görüyorum; hatta Hintli Hindular bile Türkiye’nin mevcut durumunu takdir ediyorlar.”

İdeoloji girdabına düşmeden, kin ve düşmanlık deryasında boğulmadan İnsaflıca bakıp değerlendirmek gerekir. Zaten Sayın Erdoğan’ın 12 yıllık iktidarından önceki Türkiye’nin boğuştuğu iç ve dış sorunlar, ekonomik dar boğazlar, iç kavgalar, Türkiye’nin yerlerde sürünen itibarı, çöküş noktasına gelen sistemin zafiyeti, siyasî istikrarsızlık ve devletle millet arasındaki şiddetli güven bunalımı göz önüne alındığında hakkı teslim etmekten başka bir şeyi yapmanın ve söylemenin iz’an ve insafa sığmayacağını düşünüyorum. Bu bizim Sayın Erdoğan’ı kutsadığımız veya onu hatasız gördüğümüz anlamına gelmemektedir. Son tahlilde Sayın Erdoğan da her fani gibi bir fanidir; fanilerin maruz kaldığı hata ve kusur gibi hallere o da maruzdur. Çünkü YÜCE YARATAN kusursuzluk ve hatasızlığı sadece ve sadece kendi Zat-ı Akdesine mahsus kılmıştır; onu hiç kimseye vermemiştir.

Ancak bütün bu olumlu gelişmelere rağmen Türkiye’nin hala birçok alanda çok büyük mesafeler kat etmeye, çok büyük hamleler yapmaya, uluslararası platformlarda daha güçlü ve daha etkili bir şekilde ağırlığını hissettirecek bir seviyeye gelmesi için önünde çok önemli, büyük ve ağır işlerin olduğunu da unutmamak gerekir. Türkiye bütün bu yapılanlara rağmen hala yolun başındadır. 2023 ve 2075 hedefleri de bunun ifadesidir.

Nazara vermek istediğim sorunlardan sadece bazılarını teşkil eden şu alanlar Türkiye’de çözüm bekleyen sorunların niteliği ve niceliği açısından önemli ipuçları vermektedir. Bu sorunlar yöneticilerin ciddiyet ve samimiyetle daha çok kafa yormalarını ve zihnî efor harcayarak işin üzerine büyük bir fedakarlıkla eğilmelerini gerektirir:

Yöneticilerin dikkatine sunmak istediğim bazı alanlar şunlardır: Türkiye’nin eğitim sistemi kan ağlamaktadır. Toplum içten içe çok büyük bir bozulma ve çürüme kaydetmektedir; gençlik yangın yerine dönmüş, değersizliği değer haline ve ilkesizliği ilke haline getirmiştir. Bürokrasi birçok müzmin hastalıklarla malul durumda olup hem idarî hem de ahlakî manada ciddi bir restorasyona muhtaçtır. Diyanet ve YÖK gibi topluma hayat verme konumunda olan bazı kurumların acilen gözden geçirmeye ve beklenen etkiyi gösterebilmeleri için acil bir müdahaleye ihtiyaçları vardır. Gelir dağılımındaki içler acısı adaletsizliğin ve dengesizliğin giderilmesi olası bir sosyal patlamayı önleyecek en önemli bir önlemdir. Kürt sorunun behemehal çözüme kavuşturulması, ülkenin su ve havaya ihtiyacı gibi elzem bir sorundur. Sanayi ve teknolojideki fukaralığımızı giderecek politikaların geliştirilmesi ülkenin başlatmış olduğu medeniyet yolculuğu için elzem bir zarurettir. Bizi medenî dünyanın üstatları haline getiren insanî, ahlakî, ailevî, iktisadî ve diğer sosyal değerlerimiz her geçen gün daha fazla buharlaşmakta ve yok olmaktadır. İçinde bulunduğumuz çağı bizim çağımız yapacak bir düşünce ağımız/yapımız ve derin bir tefekkür alışkanlığımız hala bulunmamaktadır. İktidara iç ve dış siyasette rota verecek kaç tane düşünce kuruluşumuz var? Olanlar yılda kaç tane adam gibi rapor sunuyor? Sunulan raporlara devletin kaç birimi veya kaç yöneticisi uyuyor? Bütün bu ve benzeri sorunlar; Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda üzerinde en çok kafa yorması gereken önemli konular olduğunu düşünüyorum. Ayrıca şunu da büyük harflerle kaydetmek gerekir: Vesayetçi anlayış ve onu destekleyen odaklar Türkiye’de henüz yok olmamışlar; sadece derin bir kış uykusuna dalmışlar. Zira en ufak bir fırsatta nasıl depreştiklerini hep birlikte görüyoruz. Son İstanbul olayları da bu en açık şekilde ifade etmektedir.

Beynimizi zonklatan en büyük soru da şudur: Erdoğan siyasetinin bütün olumlu tarafları neden görülmeyip sadece olumsuz yönler görülmektedir. Bunu yapanlar İslam âlemini karıştıran ve katleden odakların değirmenine su taşımaktan başka ne yapıyorlar? İslam’ın düşmanları Türkiye’nin katettiği mesafeleri ve Sayın Erdoğan’ın ne yapmak istediklerin görüyorlar da bu yerli taşeronlar neden görmüyorlar.


Bu İslam düşmanlarının tekrar ne yapmak istediklerini tekrar kirli planlarını devreye soktuklarını bu gün yani 4 Nisan 2015 tarihli Yeni Şafak gazetesinde yayımlanan iki haber çok ciddi bir fikir vermektedir: 

1. Asala’nın tekrar Türkiye’ye yönelik eylem yapma hazırlığında olması, 
2. DHKP-C eylemlerinin Alman haber alma örgütü BND elemanı Stephan Shak Kaçinski tarafından organize edilmesi. Düşünebilenler için bu iki haber yeteri fikir verebilir. 


PAYLAŞ