Tıbbı Nebevi ile Obeziteye Çözüm
Yazar: Dr. Hakan KAYA   |    Yayın Tarihi: 25 Mayıs 2015   |    1677 Kişi tarafından görüntülendi.

Tıbbı nebevide insan ruhu ve bedeni ile ele alınarak bütüncül tedavilerle ilgili yol haritaları oluşturur. Peygamber tıbbın da hastalık yok hasta var. Hasta olmamak ve korunmak esastır.

Çaresizlik yok. Rabbimiz her hastalığın şifası var diyor. Ölüm için ise şifa aranmıyor. Çünkü her nefis ölümü tadacak diyende yaratanımızdır.

Beslenme hatalarının çok olduğu yani ağzımızdan girenlerin sansürlenmediği bir dönemde yaşıyoruz. Obezite, diabet,  hipertansiyon, kalp damar hastalıklarında yediklerimiz gerçekten sorgulanmalı.





Günümüz insanının ana sorunu kendi cahilane gayreti ile meydana getirdiği yaşam tarzı olarak görünüyor. Her şeyin başı ve aynı zamanda da sonu. Daha çok çalış daha çok üret  ve sorumsuzca da tüket. Obezite dünyada ve ülkemizde her geçen gün yaygınlaşıyor. Günümüzde dünyada 350 milyon insan obezite hastalığının tehdidi altındadır.  Obezitenin davetiye çıkardığı hastalıkların başında da diyabet gelir. Kol kola girmiş diyabet ve obezite ikilisi, tüm dünyayı sarıp tehdit etmektedir.

Dünyanın en önemli sağlık meselelerinden biri olan diyabet yüzünden, devletlerin sağlık harcamaları ciddi şekilde artmaktadır. Bu gidişle sağlık bütçelerinin gelecekte diyabetin yol açtığı sıkıntıları finanse etmesi mümkün olamayabilecektir. Bundan dolayı tüm dünyada bu illetle mücadele yolları tartışılmakta ve önlenmesine yönelik kampanyalar yürütülmekte, çareler aranmaktadır. Bunun önlenmesi, daha sağlıklı bir toplum için kaçınılmazdır.

Acıkmadan sofraya oturup midelerimizi çöp torbası gibi tıka basa doldurarak kendi ellerimizle kazdığımız kuyuya düşmemizi hangi tıp nasıl engelleyebilir? Doymak bilmeyen nefsâni arzularımız manevi dinamikler olmadan nasıl dizginlenebilir ki? Tüm bu ve benzer sorunlarımızın çözümünde nebevi tıp adeta imdadımıza yetişiyor. Yiyiniz içiniz ama israf etmeyiniz  evrensel kutsal emirden başka nefsimizi ne dizginleyebilir­? Ya da kazandıklarımızı harcarken dahi hesap vereceğimizi bize haber veren Rabbimizden gayri hangi güç bizi engelleyebilir?

 

Kilo almanın en yaygın temel sebebi “çok yiyip daha az hareket etmek”tir. Ayrıca az uyuyan kişilerde beyne doyma sinyalini gönderen leptin hormonunun seviyesinin düşmesiyle; yemek yeme isteği, arzusu önündeki engellerin kalkmasıyla daha fazla yemek yeme isteğine sebep olur.

Günde 8 saatten fazla veya 6-7 saatten az uyuma, vücudun insülin hormonuna karşı daha dirençli hale gelmesine ve şeker metabolizmasının bozulmasına yol açar. Fazla insülin salgılaması ise diyabete sebep olur. Özellikle göbek bölgemizde yağ depolanmasına ve  başta kalp damar olmak üzere birçok hastalığa sebep olur. 

"Az yemek, hem ruhu hem de sağlığı korur.” 



Peygamber Efendimiz (SAV), arpa unundan yapılmış ekmek tüketir beyaz unu tavsiye etmezdi. 

Buğdayların, yabancı maddelerden temizlendikten sonra, buğday tanesinin tüm kısımlarını içerecek şekilde öğütülmesiyle elde edilen una tam buğday unu denilmektedir. Beyaz un ise; buğday tanesinden kepek ve ruşeym ayrılarak; arta kalan unsu endosperm kısmının una indirgenmesiyle oluşur. Tam buğday unu buğdayın tüm bölümlerini kapsadığı için mineral maddeler açısından ( kalsiyum, magnezyum, çinko, demir, fosfor ), B grubu vitaminler başta olmak üzere vitaminler açısından, diyet lifi ve protein açısından daha zengindir. Karbonhidrat yüzdesi ise beyaz ekmeğe göre daha düşüktür.

Akşam öğününün ehemmiyetini vurgular ve akşam namazından hemen sonra yenilmesini, ihmal edilmemesini tavsiye buyururdu. 

Akşam yemeği geç saate kaldığında ve ağır yemekler yenildiğinde, yemeğin arkasından gelen rehavetle yemekler sindirilmeden uykuya geçmiş oluyoruz. Bu durum  mide rahatsızlıklarına ve sindirim problemleri sonucunda kilo artışlarına sebep olmaktadır. 

Midenin üçte birini yemek, üçte birini su/içecek, üçte birini de nefes için ayırmayı, tam olarak doyma hasıl olmadan sofradan kalkılmasını tavsiye etmiştir.

Doyma, beynimizle algılanan bir kavramdır. 5 duyu organımızdan biri olan tat alma, dilimizin üzerindeki papillalarla tat sinyallerinin beyinde tanımlanmasıyla gerçekleşir. Yavaş yemek yersek beyne giden tat alma sinyalleri az porsiyonla doygunluğa ulaşmamızı sağlayacaktır. Böylece midemizi tam doldurmadan sofradan kalkmış olabiliriz.

Meyvelerin yemeklerden en geç 1 saat önce yenmesi veya yemeklerden 2-3 saat sonra yenmesi meyve şekerinin glikoza dönüşüp kana geçmesi açısından önemlidir. Bu durum kan şekerini yükseltir ve  kan şekerinin düşmesine engel olacağından ana öğünlere oturduğumuzda çok açlık hissetmeyiz. Böylece daha az yiyerek ve doyarak ana öğünlerden kalkarız.

Otururken ve ayaktayken midenin duruşu farklıdır. Ayaktayken içilen su midede birikmeden direk on iki parmak bağırsağına geçer. Oysa oturarak içtiğimiz su mide asiti ile birleşerek oral yolla vücuda giren mikropların yok edilmesinde rol oynar.

Yemek yemenin bir saati yoktur. Saat 9 da uyuyan birisi en geç saat 7 de sofradan kalkmış olmalı. Saat gece 1 de yatan birisi saat 9 gibi yemek yiyebilmektedir. Yemekle uyku arasına 2 saat koymak kaydıyla gece yemenin bir sakıncası yoktur. Yemek yiyip yattıktan sonra sindirim yavaşlayacağı için gastrointestinal sistem rahatsızlıkları ortaya çıkabilir. Midede yanma, ekşime, bulantı, karında şişkinlik, gece uykudan uyandıracak kusma hisse, ağza acı-ekşi su gelmesi gibi rahatsızlıklara sebep olabilmektedir.

Çok sıcak yiyecekler yemek başta ağız olmak üzere, yutak, yemek borusu ve midede yanıklara sebep olabilmektedir. Bunun sonucunda da bu organlarda kansere kadar giden rahatsızlıklara sebep olabilmektedir. Bazı sindirim enzimlerinin sıcaklığın yüksek olmasıyla birlikte çalışmasını etkileyip sindirimi zorlaştırabilir. Öte yandan, çok soğuk besinler sindirimi zorlaştırır. Yemek sisteminin büzülmesine sebep olur. Ayrıca boğaz ağrısına ve bazı hastalıkların başlamasına davetiye çıkarabilir.

İştah varken yemek yemeğe son verilmeli ve yemekler iyice çiğnenerek yavaş bir şekilde yenmelidir. Bir önceki öğün sindirilmeden kesinlikle tekrar yenilmemelidir. En önemli sağlık sorunu ihtiyacımızdan fazla miktarda yemek yememizden kaynaklanır. Fazla miktarda alınan kalori harcanmadığında bedenin farklı organlarında veya bölgelerinde yağlanmaya neden olur. Özellikle önemli organlarımızdan biri olan karaciğerdeki yağlanmanın ortaya çıkarmış olduğu sonuçlar son derece önemlidir. Böylelikle insan bedeninin sağlıklı çalışması bozulur.

Yemekten önce hareket edilmesi çok faydalı; ama hemen sonrası hareket etmek ise çok zararlıdır. (Bağdadi, s. 11, 159; Zehebi, s. 188) Yemek öncesi yavaşlamış olan metabolizmanın canlanması amacıyla yapılan hareket çok faydalıdır.

Sütle balığı, sirkeyle sütü, sarımsakla soğanı, et kurusuyla taze eti, sumakla sirkeyi, sirkeyle pirinci, narla keşkeği birlikte yememek gerekir. İki soğuk, iki sıcak veya iki gaz yapıcı gıda birlikte alınmamalıdır. Üzeri açık yiyecek ve içeceklerden kaçınılmalıdır. (Bağdadi, s. 12; Zehebi, s. 37-38)

Bir hadislerinde Peygamberimiz “Sizlere yemeği soğutarak yemenizi tavsiye ederim, çünkü soğuk yemek faydalıdır, bereketlidir. Bilmiş olunuz ki fevkalade sıcak yemekte fayda ve bereket yoktur” (Camiü’s-Sağir, 1/4, 2/100, 179) buyurmuşlardır.

Ayrıca Peygamberimiz oturarak yemek yemeyi, yemeklere ve içilen suya üflenilmemesi gerektiğini ifade etmiş, her yemek öncesi ve sonrasında mutlaka ellerin temizlenmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Bunlar ve sayılabilecek birçok değişik örneklerle beslenmemizin ince ayarları düzene sokulmuştur.

İnsanlar, genellikle aynı öğünde birçok değişik gıdanın tadına bakmak isterler. Özellikle Ramazan ayında bu istek daha belirgindir. Gün boyu aç kalan insan, yemek zamanı geldiğinde sofrada her şeyin bulunmasını arzular. Bulunan tüm besinlerin tadına bakmak onun için neredeyse normal bir beslenme alışkanlığına dönüşmüştür. Oysaki sağlıklı beslenmek için en önemli şartlardan biri yemek sırasında çeşit miktarını olabildiğince az tutmaya çalışmaktır. Tek bir yemek çeşidi yenilerek kalkılan öğünlerde, insanlar, bir sonraki öğüne kadar çok rahat ederler.

Peygamberimiz (a.s.m.) “İnsanoğlu midesinden daha zararlı bir kap doldurmamıştır. İnsanoğluna belini doğrultacak birkaç lokma kâfidir. Mutlaka yemesi gerekirse midesinin üçte birini yemeye, üçte birini içmeye, üçte birini de nefes alıp vermeye (havaya) bırakmalıdır” (Tirmizi, Zühd, hadis no: 2380) buyurmuşlardır.

Yine hadislerinde “Birçok hastalığın gerçek sebebi çok yemedir” (Camiü’s-Sağir, 1/36) ve “Allah’a en sevgili olanınız az yiyenleriniz, vücut bakımından da hafif olanlarınızdır” (Kenzü’l-Ummal, 3/7084) buyurmuşlardır.

Yaklaşan Ramazan ayını göz önüne aldığımızda “Oruç tut sıhhat bul “ ilkesinden hareketle hem ruhumuzu hemde bedenimizi sağlığa kavuşturmak için Tıbbi Nebevinin bize gösterdiği yol haritalarına dikkat etmeli ve Gaye-Ufuk Peygamberin yolundan şaşmamalıyız.

Sağlıklı günler dilerim…



PAYLAŞ