Ramazan Medeniyetimiz
Yazar: Prof. Dr. Rıdvan CANIM   |    Yayın Tarihi: 02 Temmuz 2015   |    966 Kişi tarafından görüntülendi.

Ayların en güzeli, en kutlusu, en hüzünlüsü, en bereketlisi Ramazan’ı idrak etmiş bulunuyoruz. Bu kutlu zaman dilimine bizi sağ salim kavuşturan Rabbımıza hamdolsun, şükrolsun.. Elimizden ve dilimizden ona "Hoş geldin, safâlar getirdin" demekten başka bir şey gelmiyor.. Gerçekten öyle mi acaba? Sizce de bu Ramazan "hoş" mu geldi gerçekten "safâlar getirdi mi bizlere?", ne dersiniz.. Ramazanla ilgili böyle bir yazı yazmaya karar verdiğimde mümkün olduğu kadar duygularımı yazıma karıştırmamak  kararlılığında idim. Ama herhalde olmadı, yapamadım..

Kuşkusuz “Ramazan” bizim medeniyetimizin İslam toplumlarına getirdiği ve yaşattığı bir güzellik.. Hatta bir “ayrıcalık” bu.. On bir ay boyunca dağılıp giden, bilinçsizce dünyevileşen, çoğu zaman istikametini tespitte zorlanan gündelik yaşantıyı zabt u rabt altına alan, kararmaya yüz tutmuş kalpleri ışıl ışıl parlatan, getirdiği merhamet mesajıyla yumuşattıkça yumuşatan bir terbiye, bir iyileştirme, yeniden insanlığımızı, kulluğumuzu hatırlama süreci bu.. Bu yüzden de “ramazan ayı” bir mektep insanlar için.. “Hızlandırılmış eğitim” gibi bir şey..  Bir rehabilitasyon süreci belki.. Orucu, Kur’an okumaları, iftarı, teravih namazları, teravihten sahura kadar sürüp giden Ramazan eğlenceleri ve sahur.. Bütün bu olup bitenler zaman içinde bir kültür ortaya çıkarmış.. Bir yaşama tarzı, bir inanç atmosferi oluşturmuş.. Ve adına da “Ramazan” demişiz.. Bittiğinde de onu bir “bayram”la taçlandırmışız..

Bu, sizin kaçıncı ramazanınız, hiç düşündünüz mü.. Ya da bundan sonra hayatımızda kaç ramazan olur dersiniz? Eski zamanların eğlence ayı, huzur ve mutluluk ayı ramazan neden şimdi ayların en hüzünlüsü oldu dersiniz.. Eskiden, radyo ve televizyonların, sinemaların olmadığı devirlerde ramazan akşamlarında "Karagöz" gösterileri yaparlarmış.. İnsanları eğlendirmek adına.. Üstad Necib Fâzıl herhalde  bundan hareketle; "Karagöz seyri değil, gözyaşı dökme ayı / Bilinmezi bilirler, bilseler ağlamayı" diyor.. Gözümüzün yaşı ne zaman kurudu ki de diyebilirsiniz tabii.. Ancak uğrunda gözyaşı döktüğümüz şeylerin ne olduğu da önemli elbette..

Ramazan geldi.. Ramazan, önce yüreklerimize gelmiş olmalı.. Kireçlenmiş, taşlaşmış, his yoksulu yüreklerimizi yumuşatmaya, bizi aslımıza döndürmeye, bize insanlığımızı hatırlatmaya, bizi melekleştirmeye geldi.. Yiyip içmekten kesildiğinizde, yani sadece O'nun rızası ve hatırı için ağızlarınızı bağladığınızda, kendinizi melekler kadar saf ve temiz, hafif mi hissediyorsunuz? Çok normal, çünkü melekler de yiyip içmeyen varlıklardır da ondan.. Aksini düşündükçe uykularımız kaçmalı değil mi? Yiyip içmelerimiz arttıkça meleklikten uzaklaşacağımızı bilmek yani.. İşte ramazan bize bu ikisi arasındaki farkı hatırlatmak için geldi..

İslâm coğrafyasının gözü yaşlı müslümanları!! Savaşın çocukları!! Neredeyse tüm doğu toplumları!! Sofralarına (sofraları kaldıysa tabii!!) rahmetle birlikte bomba yağan bahtsız insanlar!! Sevinin ki şimdi yüreklerinize rahmet rüzgârları esmekte.. Allah'ın lütfu, rahmeti ve bereketi sizleri kuşatmak, sarıp sarmalamakta.. Sabredin, dayanın, inşallah dualarımız size ulaşmak üzeredir.

Ramazan, kuşkusuz tüm İslâm dünyasına geldi.. Çeçenistan'a, Abhazya'ya, Irak'a, Suriye’ye, Filistin ve Kudüs’e, Bosna'ya, Kosova'ya, Pakistan'a, Uzak Doğu’ya, Orta Asya’ya, Doğu Türkistan’a ve Afganistan'a da geldi.. Onlar da oruç tutmaya başladılar.. Hep oruçlu olsalar bile.. Onlar da harap olmuş camilerinde, toz toprak içinde teravih namazlarına koşuyorlar şimdi.. Afganlı çocuklar, Iraklı çocuklar, Suriyeli çocuklar, Doğu Türkistanlı, Filistinli çocuklar ramazan akşamlarında sokaklara çıkacaklar belki, korkudan sokaklara çıkacak halleri kaldıysa elbette.. Bizler iftar sofralarında onları ne kadar hatırlayabiliyoruz.. Yediğimiz nimetler, onları hatırladığımızda boğazlarımıza düğümleniyor mu dersiniz ? Uykularımızı bölüp gece yarılarında sıcak yataklarımızdan kalkabilecek halimiz var mı? Bizden uzaklarda milyonlarca insanın hiç yatmadığını, hiç uyumadığını, dağlarda, mağaralarda, yollarda aç ve bî-ilaç, perişan, korkular içinde ramazanı yaşamakta olduklarını aklımıza getirebiliyor muyuz? Onlar için bu Ramazan’da duadan gayrı ne yapabileceğiz.. Sadece onlar adına üzülmekle mi yetineceğiz, yoksa bir şeyler yapabilmenin rüyasıyla mı yatıp kalkacağız.. Ne yapıyoruz? Ne yapacağız, ne yapabileceğiz..

Hoş geldin yüreklerimize ey kutlu, ey mübarek ramazan.. Ey ayların sultânı, ey Allah'ın bizlere eşsiz lütfu ve ihsânı, hoş geldin yüreklerimize.. Hoş geldin, safâlar getirdin sevgiye hasret gönüllerimize..

        

         Müjde mü'minler size ihsân-ı rahmândır gelen

         Şânına ta'zîm için bu mâh-ı gufrândır gelen


Mensubu bulunduğumuz İslam medeniyetinin bize sunduğu en güzel, en kutlu zaman dilimi “Ramazan” ayının evlerinize bereket, huzur ve mutluluk, gönüllerinize coşku ve merhamet getirmesini diliyorum.

Hayırlı ramazanlar temennisiyle...



PAYLAŞ