Üniversite
Yazar: Prof. Dr. Ahmet İNAM   |    Yayın Tarihi: 01 Eylül 2015   |    605 Kişi tarafından görüntülendi.
BİR BİLGİ ÜRETİM PAZARLAMA ŞİRKETİ
YA DA
SİYASAL BİR KALE OLARAK ÜNİVERSİTE

Acıyla gülümsüyorum. Üniversite yok artık. Türkiye'nin insanları tartışıyor, çatışıyor. İktidar, muhalefet, yöneticiler, dernekler. Nasıl bir üniversite? Sorulmuyor. Üniversite adının kullanıldığı, herkesin kendi dünya görüşü, çıkarı, inançları doğrultusunda giriştiği kavgada, üniversite, sanki habire çekiştirilen bir ''bayrak''. Bu çekiştirmelerle yırtılıp herkesin elinde kalacak. Nasıl bir bayrak? Neyin bayrağı? Türkiye'de üniversite siyasi bir kavga olarak yaşanıyor. Demek ki yaşanmıyor.

Özellikle 1980'lerden sonra Avrupa'da, Amerika'da hızla gelişen, şirketleşen üniversitelerde, ticaretin, siyasetin büyük baskılarını görüyoruz. (Bu duruma karşı Batı'da yıllardan beri çığlıklar atılıyor.!Üniversiteler üzerinde ''hesaplar'' yapılıyor. ''Çıkar muhasebe defterini, üniversite!'' deniliyor. Örneğin, ''gelir ve giderlerini bir görelim!'' Muhasebeciler yönetiyor üniversiteyi, muhasebeci denetçileri! Muhasebe kültürü! Müşteri öğrencilerdir, proje veren şirketlerdir, öğrenci velileridir! Onlara iyi ''servis'' yapmak gerekir. Yıldız sayınıza göre. Yoksa yıldızlarınızı söküverirler. Entelektüel otellerdir, artık üniversiteler; bilgiyi yönetmeyi (management!) öğreten şirketlerdir. Kâr etmeyenlerin ''piyasadan çekildiği'', çektirildiği, kapatıldığı kurumlar. Bilgi paradır. Ne harcıyorsun, üniversite? Ne kazanıyorsun? Kazancına göre konuş!

Nasıl anlarsınız bir üniversitenin başarılı olduğunu?
Çok kolay:
a) Yayınlarına,
b) Gelirlerine,
c) Yetiştirdiği öğrencilerin iş bulma durumlarına,
d)Yaptığı projelere,
e) Uluslararası üniversitelerle birlikte kazandığı paralara,
f)Toplumun, iktidarın, iş adamlarının, ideolojik, dinsel cemaatlerin ondan beklediklerini yerine getirip getirmemesine bakar, başarılı olup olmadığını hemen anlarım!

Peki, bu üniversite, insan kültürüne, yaşamına, sanatına, katkıda bulunmuyor mu? Değerlerine, düşüncesine?
Böyle bir soru gereksiz mi?

Karşı tarafın yanıtı:

''Gereksiz. Müşterim varsa başarılıyımdır. Yıldızım, sıralamada, indekslerde yerim varsa.''
Bilgi ve değer bunlarla mı ölçülür? ''Evet, alt yapısız, başarısız, muhasebe otoritelerinin onayı olmadan bilgi olmaz. Dünyada yarış var. Yıldız olma yarışı. Yıldız verenlere şirin görünme yarışı.'' Peki, hayatın anlamının bilimin, teknolojinin, siyasetin sorgulanmasını yapmayacak mı? ''Talep varsa yaparız. Böyle kurslarımız da var. Sürekli eğitim merkezimize başvurup, dolar alarak paralarını yatırıp, kayıtlarını yaptırsınlar.''

Üniversite, kendi özgür, özgül, özgün yaratıcılığı içinde değerlendirilmiyor. Üniversite de kendi elemanlarını yayın sayıları, indekslerle değerlendiriyor. Ne söyledikleriyle ilgilenmiyor. Bunu akademik dergilerin hakemlerine bırakmış! Biraz da muhasebeci denetçilerine!

Kör bir koşuşturma! Herkes o denli meşgul ki, ne ürettiğini, ne adına ürettiğini durup sorgulayacak vakit yok. ''Yayın yap yayın, yoksa patlamayın'' ya da ''Ya yayın ya cayın!'' (''Publishorperish''in Türkçe söylenişleri!)

Diyeceksiniz ki, keşke üniversitelerimiz böyle olsa! Türkiye'de tembel, bıkkın, yorgun hocalar var. Heyecanını yitirmiş. Yurt dışından gelmiş gençler var. Terfi edince heyecanları bitiyor!

İdeolojik hesaplar var. Üniversiteyi bu hesaplarla ele geçirmeye çalışanlar. Üniversite ruhunu; bilgininin, erdemin, güzel insan olmanın anlamını kavrayamamış; bu kaba, bu sinsi, bu kendi inançları dışındaki görüşlere tahammül edemeyen saygısız insanlar, üniversiteyi ele geçirir geçirmez, kuşkum yok ki Batı'daki muhasebe üniversitesini hemen hayata geçirecekler. Hele öncelikle kendi adamları üniversite denen kaleleri bir feth etsin. O zaman ilim nedir, irfan nedir, dünya Türkiye'den öğrensin!

Dünyadaki ticari, siyasal güçlerden dayak yemektesin, benim Platon'lardan, Humboldt'lardan, Farabi'lerden, İbn-i Sina'lardan gelme üniversitem!
Bir de içeriden aç gözlü siyasetçilerden alıyorsun nasibini. İsmet Özel'in deyimiyle ''Tabutunun üzerinde zar atıyorlar!''
Sevgili kavgacılar!
Dostlar!
Ne adına, kimin için kavga ettiğinizin farkında mısınız? Korkarım, kavganız bittiğinde, bir de bakacaksınız, ortada üniversite falan kalmamış: Bir yıkık kale ya da camları kırık, duvarları dökük bir gökdelen iş merkezi, boynu bükük duruyor önünüzde! 


PAYLAŞ