Ankaralı Bir Yahudinin Kısa Hikayesi: Hayem (Hayati) Amca
Yazar: Tahsin YURTTAŞ   |    Yayın Tarihi: 04 Eylül 2015   |    1037 Kişi tarafından görüntülendi.
Osmanlı çok dilli, çok kültürlü özgür, estetik ve müreffeh bir medeniyetin belki de insanlığa barış ve huzur getiren son temsilcisiydi. Ve Anadolu; İstanbul'a bağlı olarak Osmanlı'nın birlikte yaşama tecrübesinin en canlı ve çeşitli bir şekilde yaşandığı merkez. Ankara ise Cumhuriyet dönemi Türkiye'sinde her ne kadar modern ve mabetsiz bir kent olarak yeniden tasarlansa da, Ankara'nın onu  Ankara yapan  o şehir kimliğini yeniden bulması inanıyorum ki çok uzakta gerçekleşmeyecek…

Kıymetli okuyucularım, bugün sizlere bin yıl boyunca hayatımızı, her şeyimizi paylaştığımız komşularımız, asırlarca birlikte yaşadığımız, dinimiz olmasa da kültürümüzün, adet ve geleneklerimizin çoğu zaman aynılaştığı fakat şimdi "Anadolu Diasporası" olarak isimlendirilen o Ermeni, Rum, Yahudi, Hristiyan, Süryani vs. gayri müslim unsurlardan zamanımıza da şahitlik yapan Ankaralı Yahudi Hayati Amcadan bahsetmek istiyorum.

Benim gibi Ankaralı olup/doğup da Ankara'da bir zamanlar Yahudi mahallesinin olduğunu bilmeyenlerimizin sayısı zannedersem çoktur. Evet Ankara'da Samanpazarına çıkan Anafartalar Bulvarı üzerinden Altındağ belediyesine doğru giderken sağ taraftaki mahalle, Yahudilerin yaşadığı mahalledir. Bu mahallede hala Yahudilerin ibadet ettikleri bir de Sinagog[1] da bulunmaktadır. Esen Sokak ile Birlik Sokağın arasında tarihi Kurşunlu Camii'nin ise karşısında bulunan bu Sinagog (Havra) 750 yıl boyunca Ankara'daki Yahudilerin önemli bir ibadet merkezi olmuştur. İçine giremediğim sinagogun ancak sembollü olan demir kapısını görebildim. Yahudi mahallesinde -muhtar beyin anlattıklarına göre- maalesef şu an yaşayan meskun bir Yahudi aile bulunmamaktadır.

Hikayemizin baş kahramanı Hayati (Hayem) amca ile dün, 70 küsür yıl önce mezun olduğu ilkokulda, fakat şimdi Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi olarak kullandığımız fakülte bahçesinde karşılaştım. İki ayrı blok şeklindeki bu bina fakültemizden önce Atatürk Ortaokulu olarak bilinen, 1925 te Atatürk tarafından yaptırılan taş bir binadır.

 YBÜ İslami İlimler Fakültesi (Şimdi)

Kıymetli bir hocamızla odama doğru geçerken fakülte bahçesinde turist olduklarını zannettiğim üç kişi gördüm. Yanlarına gidip tanıştık. Meğerse birincisi 60 küsür yıl önce bazı karışıklıklardan dolayı Ankara'dan ayrılmak zorunda kalan bizim Hayati Amcaymış! Asıl adı İbranice Hayem imiş. Fakat ona herkes mahallede Hayati dermiş. Sabırla onu dinlemeye hazır olduğumuzu anlayınca gözleri dolarak başladı anlatmaya:

-Hayati amca asıl adınız nedir?
-Asıl adım Hayem dir. Hayem yaşayan anlamına geliyor. Yani Hayati ile aynı anlamda. Fakat Ankara'da bu mahallede hep beraber yaşardık ve bana Hayati derlerdi.
- Peki ziyaret sebebiniz nedir?
- Aslında ben Ankaralıyım. Yani Ankaralı bir Yahudi'yim. Bu arka tarafta daha çok Yahudilerin yaşadığı bir mahalle var. 17 yaşıma kadar Ankara'da kaldım. Buraları çok özledim. Daha sonra…
- Daha sonra?
- Daha sonra bize baskı yaptılar. Evlerimiz taşlandı. Yahudi olduğumuz için herhalde. Psikolojik baskı gördük. Bazı olaylar oldu. Tam olarak biz de anlayamadık. Nedendir bilinmez, annem bir gün bana Ankara'yı terk etmem gerektiğini söyledi. Kendisi kaldı. Ama ben 17 yaşımdan sonra çok sevdiğim Ankara'yı terk etmek zorunda kaldım.
- Peki nereye gittiniz?
- İspanya'ya gittim. Atalarımın topraklarına. Hani bir zamanlar Osmanlı Devleti'nin İspanyolların ellerinden kurtardığı ve Osmanlı topraklarına getirdiği Yahudiler vardı ya. İşte benim soyum o Seferad Yahudilerinden. Atalarım bu göçten sonra bir şekilde Ankara'ya gelip yerleşmişler. Tabi Osmanlı döneminde…
- Yani kendi vatanınızdan (Türkiye) kendi vatanınıza (İspanya) göçmek zorunda kaldınız?
- Eh işte.
(Elinde tuttuğu eski bir cüzdanın arasını açtı ve bir resim çıkardı. Anlatmaya başladı)
-Ben ilkokulu bu okulda bitirdim. İşte bu da okulda çekindiğim resim. Arkadaşlarım, öğretmenim ve müdür bey! (Gözleri doluyor) Buraları çok özledim. Şimdi ise İspanya'dan kızımla buraya geldim. O da benim çocukluğumun geçtiği yerleri görsün istedim. Bu binanın birinci katında benim sınıfımı gördüm. Şimdi siz orayı mescit yapmışsınız. Orası benim sınıfımdı. Arkadaşlarım içinde Yahudi olanlar da vardı. Türkler ve biz fark etmiyordu. Birlikte hep beraber okurduk. O günleri özlüyorum.

(Yukardaki resimde Hayati Amca, en alt sırada soldan dördüncü.)

Hayati Amca ile biraz daha sohbet ettik. O tam bir Ankara aşığıydı. Yaşadığı ve hayatını paylaştığı Ankara onun zihninde ve hayatında çok derin izler bırakmıştı. Türkçeyi çok güzel konuşuyordu. Yıllardır ispanyada yaşamasına rağmen ne Türkçeyi ne mahallesini, ne Ankara'yı, ne de Türkiye'yi unutmuştu. Helalleştik ve ayrıldık. O giderken ben arkasında bıraktığı rüzgârın aslında Osmanlı'nın, medeniyetimizin ve İslam'ın birlikte yaşama tecrübesinin ta kendisi olduğunu anlamış ve hiç tanımadığım Ankaralı Yahudi Hayati Amcamı yüz yıldır ne kadar da özlediğimizi fark etmiştim…

Not: Diyaloglar kayıt değildir, hatırlayabildiğim kadar yazdım.




Arş. Gör. Tahsin YURTTAŞ
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi


[1] Ankara'da ibadete açık bir sinagogdur.[5] Yaklaşık 750 yıldır kullanımda olan sinagog Ankara'da tek Musevi havrası olma özelliği de göstermektedir. Anafartalar caddesindeki sinagog yüksek avlu duvarları içinde tek katlı ve taştan yapılmıştır. Avluya bakan pencereler yuvarlak kemerli ve oldukça büyüktür. Pencerelerin orta yerinde üstü sivri kemerle son bulan yuvarlak kemerin önüne rüzgarlık yapılmış, buradan binaya giriş sağlanmıştır. Yine avluda duvar üzerinde mermerden üzerinde İbranice yazılar bulunan bir çeşme bulunmaktadır. https://tr.wikipedia.org/wiki/Ankara_Sinagogu



PAYLAŞ