Yol
Yazar: Doç. Dr. Emrah AKBAŞ   |    Yayın Tarihi: 03 Ekim 2015   |    1841 Kişi tarafından görüntülendi.

Yolun sonuna gelmiş gibi bir hali vardı dervişin. Hafif kamburu çıkmıştı. Göz kenarlarındaki kaz ayakları, mimiklerinin üzerini örten bir örtüyü andırıyordu. Zorlukla toparladığı birkaç parça eşyasını valizine yerleştirdi.

Doğruldu. Derin bir nefes aldı. Bismillah, dedi. Şimdi yola revan olma vakti…

Beline kadar yüksekliği olan dar bir koridor boyunca dizleri üzerinde yavaş yavaş ilerlemeye başladı.

Emekledikçe yol uzuyor, yol uzadıkça alnında boncuk boncuk terler birikiyor ama kendini bir başka hissediyordu. Göğsünün genişlediğini fark ediyordu. Şakağından süzülen terler sanki âb-ı hayatın kaynağından geliyordu.

Yol hiç bitmesin istiyordu. Gönlünü daraltan tek ihtimal buydu. Yolun sonunu haber veren bir ışık görmekten korkuyordu.

Yenidoğan bebek zikirleri geliyordu kulağına. Evrenin nefesini hissediyordu tam bu anda. Evrendeki ayetler tek bir notadan neşet ediyor gibiydi.

    - Hu!

Işık görünmüştü sonunda. Gözleri kamaşıyordu. Üzgündü. Yol hiç bitmesin istemişti. Yolun sonuna dair bir beklentisi yoktu. O, yolu istiyordu. Sadece yolu…

Göğsü daraldı. Daha fazla ilerlemeye mecali kalmadı. Şöyle bir kaldırdı başını. Hiçbir şey göremiyordu. Gözlerini yitirmişti.

Yavaş yavaş nefesini de yitiriyordu. Uzaklardan uğultu gibi gelmeye başlayan zikre katıldı. Son nefesini verdi.

    - Hu!

Yolun ne kapıya ihtiyacı var ne de bir sona.

Yolun rehbere de ihtiyacı yok.

Yol akış, yol yitiş… Yitirerek buluş…

Bir sonu varsa yolun, ne sona erersin ne de kendini bulursun. Yolunu kaybedersin.

Yolunu kaybetmek istemiyorsan bir son dileme. Sonlar yoldan çıkarır seni.

Acele etme. Düşe kalka yürü. En çok yaralarından öğrenirsin. En çok hüsranların öğretir sana.

Bir son dilediğinde en çok o sonu yitirirsin.

Sona sahip olursun ama yola asla! Sonu başarırsın ama yolsuz kalırsın sonunda.

Yol bir sonu varsa yorar. Yol yorgunluğu yol bitince başlar. Sonu yoksa, yol dinç kılar seni.

Keşif yolun sonunda bekleyene dair değildir. Ona keşif değil, ezber derler. Hâlbuki bizatihi yoldur keşiflerle dolu olan. Meraklı gözlere ne imkânlar sunar yol…

Gel gör ki, buna cesaretin yok. “Tarik”ten korkuyorsun ve “tarikat”ın güvenli kollarına bırakıyorsun kendini. Yola dair anlatılarla işin. Bayılıyorsun yol hikâyeleri dinlemeye.

Yolu yürümüşlerin masallarını dinliyorsun. Ne güzel uyutuyor bu masallar seni! Aramadan bulmanın huzuru içinde uyuyorsun.

Hâlbuki bulduğunu sandığın şey yavaş yavaş zehirliyor seni, öldürüyor.

Hiç taş atmadılar sana ve hep sensin ilk taşı atan!

Bulduğunu sandığında kesiyorsun cezayı. Hükümlerin hep yerleşik hayatın yasalarına yaslanıyor.

Göçebe ol. Boşver şu köhne yasaları! Kurtar ruhunu yerleşik hayatın duvarlarından.

Keşfetmek için yola vur kendini. Tüm bildiklerini unut.

Evvela emekle… Bir bebeğin çığlık çığlığa söylemeye çalıştıklarını hatırla. Konuşmayı öğrendin ve unuttun tüm bilmen gerekeni.

Yol yakınken düş yola.

Sus ve yürü…

Yolda ol…

Yolda öl…


E-posta: akbasemr@yahoo.com

Twitter: www.twitter.com/emrahakbas



PAYLAŞ