Yeniden Diriliş... Zor Olmasa Gerek...
Yazar: Dr. Hakan KAYA   |    Yayın Tarihi: 01 Ocak 2015   |    1131 Kişi tarafından görüntülendi.
Bir olaylar okyanusunda yaşıyoruz. Kainatın her köşesinde bir oluşma, yapılaşma, bütünleşme ve ardından dağılış, çözülüş sonra yeniden kuruluş hareketleri var. Tıpkı aralıksız yağan yağmur misali kainat ‘’ya kemalden zevale yada zevalden kemale’’ doğru geçiş halindedir.

İnsanların kaderinin avuçlarında yazılı olduğu söylenir, gerektiğinde ellerini yumruk yapıp saklamaları için sanırım. Çünkü ‘’güç’’ kelimesi Arapça’da ‘’giz’’ kökünden gelir. Arada bir küçük nokta giz olanı, gizli olanı güç yapar, güçlü yapar.Toplumların kaderi ise tarihte gizlidir, tarih aynasında toplumların kaderlerini görürüz. Avuçlar ve  aynalar meydanda olmasına rağmen kader en büyük sır olmuştur hep...
Kader sırdır,tamamının kavranması imkansızdır fakat bazı işaretler vardır insana yol gösterir. Nasıl bir dönemde olduğunu bilmek hem fertler için hem de bilhassa toplumlar için yapacakları, niyetlendikleri işlerde en önemli kılavuz olur.

Kaderin şekillenmesini izlerken bugüne geçmişin aynasından bakmak gerekir; Osmanlı çadır direği misali İslam toplumlarını kuşatmıştı; Türküne, Arabına, Acemine, Kürdüne ‘’Ben İslamım’’ diyen her toplumsal tabakaya kol kanat geriyordu. Çadır direği kırıldı birlik bozuldu kısacası baş koptu gövde dağıldı.İslam toplumlarının dağınıklığı en büyük felaketimizdir geriye kalan tüm sorunlarımız dolaylı yada dolaysız olarak bu dağınıklıkla alakalıdır.
Bugünkü tehlike Moğol istilasından, Haçlı seferlerinden kat be kat daha zararlı, kat be kat  daha yıkıcı ve  kat be kat daha sinsidir.

Batı’nın değişmeyen temel amacı, tüm islâm ülkesini istilâ ve işgal edip ne kadar faydalanılacak imkân varsa onları ele geçirmektir. Toprağı ele geçirmek; suyu, yani nehirleri, gölleri ve denizleri ele geçirmek; petrol ve doğalgaz, tüm enerji kaynaklarını ele geçirmek, tarihi zenginliklerimizi ele geçirmektir. Ormanları, şehirleri ve insan emeğiyle oluşmuş her değer ve serveti ele geçirmek için Batılılar iki yüz yıldan beri İslâm Milleti ve Ülkesine sürekli ve TOPYEKÛN BİR SAVAŞ açmıştır. Bu savaş, daha önceki Haçlı Savaşlarının devamı, süreklisi ve çok daha büyük ve donanımlısıdır.
Bu topyekûn savaş, bir boyutuyla kültür savaşıdır; bir boyutuyla en yıkıcı, en acımasız, en amansız ekonomik savaştır, bir boyutuyla bilim ve teknolojinin tüm ilerlemesiyle korkunç derecede etkinleşen bir askerî savaş, bir cephesiyle de siyasî ve diplomatik savaştır.

Bu durum geçmişte içimizde olan kavgalar sebebi ile çektiğimiz sıkıntılara benzemez. Moğol istilasına, Haçlı istilasına da benzemez. Çünkü bunlar dışarıdan gelen istilalardı.
Birinci Dünya Savaşı ile başlayan istilalar çok daha korkunç olmuştur. Çünkü gelen idareler, işgaller artık ruhumuzu ele geçirmek ve onu darmadağın etmek, inancımızı, moralimizi ve kendimize güvenimizi yani özgüvenimizi yıkmak çarelerini aramışlardır. İngiltere’nin yaptığı tahribat budur. Eski İngiliz İmparatorluğu’nun yerini bugün Amerika almıştır.

Bunun için artık müslümanların geçmişteki gibi ayrılmalarının ve birbirleri ile kavgalarının mazeretleri yoktur. İslâm Âlemi’nin yeniden işgalinden tümüyle bütün Müslümanlar sorumludur.
İslam toplumları olarak 1400 yılı aşan  İslam tarihinde eğer gerileme, çöküş döneminden bahsedecek isek Osmanlı Devleti Gerileme  Dönemiyle başlayan  ve günümüzde  devam eden buhranlı geçen aşağı yukarı son 300 yılımızı kapsayan dönemi kabul edebiliriz.

Cemil Meriç bu konuda ‘’Birinci büyük felaket yeniçeri ordusunun yok edilmesidir; bundan sonra büyük yaralar açıldı. İkinci büyük felaket 1928’de harflerimizin yok edilmesidir. Bu hadiseler başka milletlerde yoktur. İnsan bir tarihtir; tarihi yapan insan kafasıdır; insan kafasıyla oynamak son derece tehlikelidir. 1928’de kimse okuma yazma bilmez hale geldi. Osmanlı, Avrupa’nın irfanına ve iktisadiyatına dokunmamıştır.’’ der.
Evet biz batının evlatlarını değiştirdik ama biz bunu mertçe yaptık. Batıda bizim evladlarımızı değiştirdi  ama bunu bizim mertçe yaptığımızın zıttına olabildiğince alçakça, namertçe yaptı.Yine Cemil Meriç’in ifadeleriyle Batı’nın yetiştirdiği yeniçeriler olarak sözde aydın olan oysaki ufkumuzu karartan kadroların tasviri: ‘’Kimliksiz ve kişiliksiz, halka rağmen halkçı geçinen, sözde her düşünceye saygılı, ama gerçekte kendi gibi düşünmeyeni hakaret dolu sıfatlarla dışlayan bu insanlar nasıl aydınlık getirecekti ülkelerine? Onlar, tarihleriyle, dinleriyle, dilleriyle, gelenekleriyle kavgalıydılar. Kendi öz benliklerine, kültür ve köklerine ihanet etmişlerdi.’’

23 milyon kilometre kareye ulaşan Osmanlı Cihan Devleti’nin temellerini atanlar alim ve ariflerdi. Onun parçalanmasının ve tarih sahnesinden çekilmesinin sebebi de, içimizdeki Batı’nın yeniçerileri aydınlarımızdı.
Batı, gelişimini önemli ölçüde Doğu’ya borçludur. Biyoloji, coğrafya, astronomi, fizik, kimya, tıp, tarih, matematik gibi alanlarda Avrupa’nın akıl hocaları müslümanlardı. Yüzlerce müslüman alim, Semarkand’dan Endülüs’e uzanan bir coğrafyaya bilgileriyle ışık saçmışlardı.

Bugün kendi evlatlarımıza İslam alfabesini ‘’OSMANLICA’’yı öğretmek çok önemli bir konudur. Osmanlıca’nın yanında bilgisayar dilinin,yazılım dilinin de öğretilmesi Osmanlıca kadar elzem bir başka meseledir. Milletin asıl kimliğine doğru yaklaşmasına yönelik her hamle önemlidir bunun beraberinde günümüzün gereklerini öğrenmek,yapmak da en az bunun kadar önemlidir. Eskide olduğu gibi kendi medeniyetimizi yeniden  günümüzün gereklerine uygun şekilde inşaa etmek bu yıkımın içinde mümkündür.

Irak, Afganistan, Doğu Türkistan, Suriye, Filistin vs. Kan akan coğrafyalarımız, zülüm gören insanlarımız bu çöküş ve yıkılış arefesinde bilmelidirler ki her yıkım beraberinde doğuşu da getirir. İslam toplumları en baştada ülkemiz olmak üzere yeniden şahlanacaktır. Biz şu an kuruluş dönemindeyiz. Bu dönemde aslımıza dönmek, insanımıza güvenmek, insanımızı geliştirmek en öncelikli meseledir. Hepsinden önemlisi ise hem kuluna hem de Yaradanına dürüst olmak toplumsal bütün cemiyetlerin bu dönemde en dikkat etmesi gereken kırmızı çizgi olmalıdır. Dürüst olmayanlar hem tarih sahnesinde  hem de millet nezdin de silinip, yok olmaya mahkumdur. Nitekim kafirle işbirliği yaptığı anlaşılan yapılanmaların buz misali erimesi bugün buna örnektir.

Kuruluş, diriliş  döneminde şahıslardan ziyade değerler daha önemlidir. Osmanlı kuruluşunda adaleti en büyük erdem olarak uygulamıştır. Bugün yeniden şekillenme arefesinde olan ülkemizde insanlarımız  herşeyden fazla barış ortamına susamıştır. Bizler İslam kardeşliği ile binlerce yıl bir ve beraber yaşadık. Dünyaya süper güç olarak hükmettik. Batı hümanizm diyerek, küreselleşen dünya diyerek doğuyla, Çin ile ticari siyasi işbirliklerine giderken, iş birliği yapmak istediği toplumlarla ne kadar ortak noktası var ise onları ön plana çıkarırken bizim ülkemizde ise bizi ayrıştıran, bölen ne kadar unsur var ise onları ön plana çıkarma derdindedir.

Bizler bu küresel oyunları bir yandan bozmaya çalışırken bir yandan da kendi içimizde uygun stratejilerini doğru geliştirmeli tüm paydaşlarımızı bilinçlendirerek geçmiş şanlı birlikteliğimizi yeniden tesis edebilmeliyiz. 

Gerileme ve çöküş dönemlerini yaşadık; benim umudum tüm bu dibe vurmalardan yeniden diriliş hamlesi başlayacaktır. işte DİRİLİŞ arefesinde tüm toplumları bilinçlendirmeli vede fikri ilmi zirveleri geçmişte olduğu gibi bugünde fethetmeliyiz.
Çalışma ve gayretle zor olmasa gerek...



PAYLAŞ