Sadece Eğiten Değil Üreten Üniversite
Yazar: Prof. Dr. Yücel ACER   |    Yayın Tarihi: 01 Ocak 2015   |    1210 Kişi tarafından görüntülendi.
Çoğumuz üniversiteleri yalnızca eğitim-öğretim veren kurumlar olarak biliriz, öyle algılarız. Üniversite adından, neredeyse sadece eğitim-öğretim anlarız. Hatta çoğumuza göre bir üniversite hocası aslında sadece bir öğretmendir-öğretendir.

Okur-yazarlığın, okumuşluğun, eğitim-öğretim görmüşlüğün yetersizliği, Cumhuriyet tarihi boyunca, üniversitelere, eğitim görmüş insan sayısını artıracak ve sonuçta da insanlara iş ve aş kapısı açacak bir kurum olarak bakmamıza yol açtı. Farkına varmasak da, bu yaklaşım üniversitelere dair sorunlarımızın temelini teşkil eder. Nihayetinde üniversitelere dair bütün popülist politikaların temelini ve gerekçesini, eğitim-öğretim ve istihdama dayalı bu bakış açısı oluşturur.
Şüphesiz ki üniversite, bilgilendiren kurumdur. Ama sadece bilgilendiren bir kurum olarak mı anılmalı ve bu faaliyet temelinde mi yapılandırılmalı? Şayet üniversite kavramından sadece bu anlaşılırsa, düşünce ve fikir üretmek gibi belki de daha da önemli bir uğraş sahipsiz bırakılmış olmaz mı?

Belki de şuradan başlamak gerekir. Dünya’da ve ülkemizde üniversiteler dışında, sistematik bir şekilde fikir-düşünce üretecek ve bu düşünceyi teknolojiye, icada dönüştürecek başka hangi kurum vardır? Cevabınız özel şirketlerse, tekrar düşünmeniz gerekir. Zira özel şirketlerde çalışanlar, özel şirketlerce işe alınırlarken sadece bilgi sahibi olmalarına dikkat edilerek alınmış değiller, daha ziyade fikir sahibi olmalarına dikkat edilmiştir. Öğrenim gördüğü üniversitede fikir üretmeye zorlanmamış, fikir üretecek ortamlar sunulmamış kişiler ise bu niteliklere sahip olmadan mezun olacaklardır.
Türkiye’de üniversitelerin rolünü nu bakış açısı ile tekrardan sorgulamamızın zamanı geldi. Son 10 yılda hızla artıp 10 bin dolar seviyesine çıkan kişi başı milli gelirin daha ileri noktalara taşınması, daha çok yenilik ve teknoloji üretmemize bağlı hale geldi. Bu noktada, üniversitelerin, çok sayıda öğrenciye eğitim veren kurumlar olmanın ötesine geçip, düşünce üreten ve düşünce üreten kişiler yetiştiren kurumlar haline getirilmeleri bir zorunluluk oldu.  

Ancak, eğitim-öğretim faaliyeti dışında, öğrencilerini araştırma ve geliştirme ortamlarında yetiştiren, düşünce ve teknoloji üretmeye dönük faaliyetler yürüten kurumlar olabilmek, üniversitelerin yapısal ve niteliksel bazı değişimler geçirmelerini gerektirmekte.

Öncelikle, kurumsallaşma sürecinin güçlendirilmesi gerekir. Bireylere göre hareket eden, bireylere göre çalışmalar planlayan değil, belirlenmiş akademik-bilimsel hedeflere göre hareket eden-tavır belirleyen kurumsal yapılar oluşturulmalı. Üniversiteler tek bir kişi ya da birkaç kişinin tercihleri ve kararları üzerinde işleyen değil, üniversitenin kendi kurullarının istişare edip ulaştığı kararlar üzerinden yönetilen kurumlar haline gelmeli. Bu bağlamda üniversiteler bünyesinde sayısal olarak aslında yeterince bulunan araştırma enstitüleri ya da merkezlerinin işlevleri artırılmalı, bu birimlere kaynak tahsis edilmeli, desteklenmeli, teşvik edilmeli.  

İkinci olarak, geri dönüşü en yüksek olan yatırımların, süslü binalar değil, bilgi teknolojileri ve laboratuarlara yatırım yapılması olduğu özümsenmeli. Bu alanlarda ciddi kapasiteler oluşturulmaya kaynak aktarmaktan asla çekinilmemeli, bu harcamalara boşuna harcamalar gözü ile bakılmamalı. Kütüphaneler, raflardaki kitaplarla değil, dijital kaynaklara ulaşılabilirliği ile ön plana çıkarılmalı. Laboratuarlar, lise düzeyi deneylerin yapıldığı değil, belirli alanlarda en son gelinen teknolojik seviyenin ötesine geçebilmeye yönelik araştırmaların ve deneyenlerin yapılabildiği mekânlar haline getirilmeli.

Üçüncü olarak, üniversiteler devletten gelecek paraya bağlı kurumlar olmaktan çıkarılmalı. Bunun yolu, üniversitelerin kendi bünyesindeki dinamiklerden başlamasıdır. Üniversiteler fikir ve yenilikçi düşünce üretmeye odaklandıkça, bu fikirlerin iş dünyasına ve teknolojiye aktarılması süreci başlatılmış olur. Büyük şirketlerle işbirliği, ya da büyük şirketlerin araştırma faaliyetlerine ortaklık önemli bir ikinci adım olur. Bu adımlardan sonra sürecin devamı gelecektir muhakkak. Böylelikle, üniversiteler, bilimsel bir rekabet ortamında kendi kaynaklarını üreten kurumlar haline dönüşecektir.

Belirtilen bu dönüşümlerin gerçekleştirilebilmesi için karmaşık mevzuatlar çıkarılması ya da karmaşık teşvikler uygulanmasından da kaçınılmalı. Bu tür karmaşık düzenleme ve uygulamaların fayda yerine motivasyonsuzluk yarattığı bilinmeli. Daha ziyade, mevcut düzenleme ve yapı içerisinde üniversite yönetimlerinin mevzuatı, akademik hedeflere uygun iyi niyetle uygulayıp uygulamadıkları yakın takibe alınmalı ve belirli lokomotif alanların öncelikle desteklenmesi sağlanmalıdır. Her üniversitenin faklı alanlarda ön plana çıkan öncü kurumlar olması hedefi, sürekli gözetilmesi gereken bir misyon olmalıdır.


PAYLAŞ