Korkutan Gençlik
Yazar: Prof.Dr.Mehmet Halil ÇİÇEK   |    Yayın Tarihi: 17 Kasım 2015   |    471 Kişi tarafından görüntülendi.

Toplumları ayakta tutan, hareketlendiren ve dinamize eden en önemli unsur gençliktir. Geçliğin istikamet ve düzgünlüğü, iffet ve özgünlüğü oranında toplum düzgün, müstakim, iffetli ve özgün olur. Bunun için hikmetli toplumlar yatırımlarının büyük bir kısmını gençliğe yaparlar. Yerküresini etkisine alan Batı medeniyeti laik, seküler ve şehvet perest olduğu için gençliği yetiştirmeye yönelik ürettiği bilgi, ahlak ve eğitim sistemi ve sahip olduğu birikim ve kazanımları da hep laik, seküler ve şehvet peresttir. Böyle olunca batı medeniyeti ekseninde yetişen gençliğin maddi zevk tatmini, oyun, eğlence, lüks bir hayata kavuşa bilmek için çok para kazanıp çok harcamaktan öte kayda değer bir idealı yoktur. Batı medeniyeti ulusçuluk/ırkçılık/etnik aidiyete sahip çıkma gibi sonuç itibariyle insanlık ailesini parçalamaya ve toplumları birbirine düşürmeye yönelik uğursuz ve meş’um kötü bir alışkanlık daha insanlara yadigar bıraktı. Ne yazık bu gün bundan en çok uzak durması gereken İslam ülkeleri de dahil tüm dünya halkları genç yaşlı demeden herkes bu belaya milliyetçilik adı altında sahip çıkmaktadır. Bu ırkçılık/milliyetçilik belası gençlerin bir kısım hevesat ve heyecanını tatmine yönelik olduğu için buna da fena sahip çıkıyorlar.

Dini dışlayan ve fazileti örseleyen laik bir dünya görüşüyle, her şeyi maddeden ibaret bilen seküler bir mantıkla, yaşama gayesi modern Hıristiyan Batı toplumlarının ürettiği yeni teslisin modern versiyonu olan “uçkur-mide-cep”i tatminden ibaret olan, hayatın günlük akışı içerisinde güce başvurup şiddet kullanmayı üstünlük sayan, önüne çıkan her fırsatta hiçbir hak tanımadan etrafı kırıp döken ve yağmalayıp talan eden bir gençlikle karşı karşıyayız. (Bunun en canlı örneği gençliğin gezi ve kobanı olaylarıdır.) Cinsî/seksüel şehvetlerini tatmin etmek için hiçbir edep, haya ve terbiye göstermeden ulu orta şehvetlerinin tatmini doğrultusunda davranan, büyüklere, yaşlılara ve engelli insanlara hürmet ve saygıyı gericilik ve enayilik sayan bir gençlikle karşı karşıyayız. Özellikle sahte bir özgürlük adı altında bazı çevrelerin gençlere aşıladıkları özgürlük anlayışıyla her türlü yol göstericiliği, nasihat ve öğüdü özgürlüğe veya şahsî hayata müdahale olarak algılayan ipini koparmış, sorumsuz ve ilkesiz bir genç neslin geldiğinin farkında olmamız gerekir.

İşte bu olağanüstü duruma mukabil bütün yetkili ve etkili kimselerin, sivil toplum kuruluşların, grup ve cemiyetlerin bir an evvel harekete geçip imanlı, erdemli, edepli ve şahsiyetli bir gençlik yetiştirmek için kısa, orta ve uzun vadeli bazı plan ve programlar üzerinde kafa yormaları gerekir.

Şunu unutmamak gerekir ki, gençliğin bir kesiminde hala bazı iman ve fazilet kırıntıları vardır. Toplum bu gün bu kırıntıları tekrar canlandırıp geliştirmezse yarın çok geç olabilir. İşi devlete havale etme kolaycılığına de kaçmak doğru bir tavır değil. Sadece Türkiye coğrafyasında değil; tüm İslam aleminde tüm halkların, sivil toplum örgütlerinin gençliğe sahip çıkmak için harekete geçmeleri ve bazı stratejiler geliştirmeleri hayatî bir zarurettir.

Her şeyden önce bu gençliği sahih bir İslam’la tanıştırmak çok acil bir zarurettir. Zira hayata hayat katan, halkları, hakları, mazlumları ve mağdurları, fakir ve yoksuları koruyan yegane nizamın İslam olduğunu ve ancak modern Müslümanların büyük çoğunluğunun bunun farkında olmadığını da hesaba iyi katmak durumundayız. Buna göre de ciddi, kapsamlı ve kuşatıcı projeler ve planlar geliştirmemiz lazım. Bu meyanda dikkat edilmesi gereken en önemli hususun İslam’ı gençliğe anlayabileceği bir dille aktarmanın çok önem kesb ettiğinin farkında olmak gerekir.

Bunu gerçekleştirebilmenin tek yolu mutlaka şu seküler ve ot nesil yetiştiren eğitim sistemine ciddi bir neşter vurmaktır. Bun gün orta öğrenim gençliğinin ve üniversite gençliğinin hal-ı pür melalı ortadadır.



PAYLAŞ