Pozitivist Uygarlık Bizi Can Evimizden Vuruyor
Yazar: Prof.Dr.Mehmet Halil ÇİÇEK   |    Yayın Tarihi: 04 Ocak 2016   |    512 Kişi tarafından görüntülendi.

Toplumlar ve özellikle Müslümanlar bu gün içten içe ve sessizce dökülüyor, kırılıyor, çöküyor ve yok oluyorlar. Bunun farkında olan aydın, düşünür ve bilge insanlar da oldukça azdır. Gösterdikleri tepki çok cılız kalmakta; evlerinin eşiğini geçememektedir. Herkes pozitivist uygarlığın baştan çıkaran eğlenceli ortamının ve çok yüksek tonda çalınan enstrümanının cazibesine kendisini kaptırmış gidiyor. Halbuki ortamın birkaç metre ötesinde savunmasız insanlar doğranıyor, büyük stadyumlarda kelleleriyle spor müsabakaları yapılıyor, masum çocukların etleri kazanlarda pişirilip insanlık tüccarlarına ikram ediliyor ve yeniliyor, iffetli kadınlar aç seks canavarları tarafından teşhir yerlerinde aleni olarak kirletiliyor, gencecik çocuklar eğlence partilerinde zehirli içeceklerle öldürülüp cesetleri aç köpeklerin önlerine atılıyor ve yaşlılar da ekonomik ömürlerini tamamladıkları için cesetlerinden sabun yapılmak üzere “huzur evi” fabrikalarına gönderiliyor. Yine ortamın az berisinde bütün ahlaksızlıkların: zinanın, yalanın,  doymak bilmeyen maddi hırsın, hainliğin, hırsızlığın, arsızlığın, zulmün, cinayetlerin, kumarın, faizin, rüşvetin, saygısızlığın, edepsizliğin, aile içi hıyanetin, merhametsizliğin, adaletsizliğin, kandırmanın, aldatmanın, kinin, nefretin, hasedin, kibrin, bencilliğin, egoizmin, barbarlığın, vefasızlığın, insafsızlığın, sapıklığın, cimriliğin, öfkenin, nefretin, şiddetin, acımasızlığın, kabalığın, diktatörlüğün ve zorbalığın her türlüsünün uygulamalı bir şekilde öğretildiği, afişe edildiği ve sevdirildiği teşhir salonları bulunmaktadır. Ama ne yazık ki, insanlığın köküne kezzap suyunu döken bütün bu olumsuzluklara karşı ciddi bir karşı koyuş ve tatmin edici bir muhalefet ne devletlerden, ne bilginlerden, ne bilgelerden, ne intelijansiyadan ve ne de diğer kesimlerden gelmektedir. Herkes mevcut pozitivist uygarlığın havasına kendisini kaptırmış gidiyor. Onun insanlığı yok etmek veya bir zümrenin baskısı altına alıp sömürmek için ortaya koyduğu acımasız, merhametsiz, zalim ve gaddar ilkelerini tartışmasız bir şekilde kabul etmektedir. Adeta herkes kına yakarak idam gömleğini giymekte ve eğlenip oynayarak zalimce kurulan idam sehpasına gitmektedir. Ne talihsiz bir tablo? Ne acı bir manzara?

Toplumlar şirazeden çıkmış, gençlik derin bir eğlence ve şehvetleri tatmin etme sarhoşluğunda hissiz hale gelmiştir. Toplumların her tarafında değerler ve ahlak katliamları uygulanmaktadır. Hiç kimsenin buna karşı gıgı çıkmıyor.

Toplumun iç katmanlarına daldığınızda dağılan ve yıkılan aileler, kimsesiz kalmış çocuklar, birbirine hıyanet eden eşler, kadın özgürlüğü sarhoşluğuna kapılıp eşlerini hiçe sayarak evlerinde durmayı bilmeyip ailelerini yıkan özgürlükçü (!) kadınlar, uyuşturucu müptelası gençler vb sayısız örneklerle karşılaşırsınız. Ancak ne yazık ki, hiç kimse bütün bu acı örneklerin bizim kültürel mirasımızla İslamî inançlarımızla, İslam’ın bütün insanlığa sunduğu o diriltici dünya görüşüyle ters düştüğünün farkında olmuyor.

Önyargılı olmadan ve sübjektif bir şekilde yargılamadan bu kızıl felaketlerin nedenini araştırdığımızda bunun nedeninin, Almanya’nın Fas ve Cezayir büyük elçiliğini yapan ve 1980 yılında Müslüman olan Murat Howman’ın da tespitiyle küresel olup bütün küreyi etkisi altına alan Batı medeniyeti olduğunda asla kuşku yoktur. Batı medeniyetini bütün bu olumsuzluklarda etkin ve güçlü kılan en önemli yönü onun fazilet, ahlak ve erdemin kaynağı olan Allah inancı ve dinî inanışa düşman oluşudur. Bu uygarlık pozitivist karakteriyle her türlü fazilet ve erdeme düşmanlık yapmayı kendine varlık nedeni saymaktadır. Bu pozitivist uygarlık her türlü fazileti baskılamayı kendisi için temel ilke edinmiştir.

Yaaaaaaa Allaaaah! Yaaaaaaa Rab! İmdada yetiş. Kimsesizlerin kimsesi sensin.



PAYLAŞ