Meşhur Olmuş Polemikler
Yazar: Memiş OKUYUCU   |    Yayın Tarihi: 09 Ocak 2016   |    1107 Kişi tarafından görüntülendi.

Polemik basın yolu ile tartışmanın adıdır...

Eskiler buna münakaşa da derlerdi...

Ülkemizde polemiklerin tarihi oldukça eskidir...

Bilinen ve meşhur olanları ise çok partili hayata geçiş ile birlikte gün yüzüne çıkan/çıkarılanlarıdır...

 

Bunların en meşhurlarından biri de,  Nazım Hikmet-Peyami Safa polemikleridir...

Deyim yerinde ise zamanının en meşhur basın  kavgasıdır...

Bu iki isim, kalemine ve diline dolamak için birbirinden bulabildikleri hiç bir fırsatı kaçırmazlar. Hiç bir malzemeyi boşa harcamazlar...

 

Bir keresinde işsizliğini yüzüne vurarak, basındaki rakibini açık düşürmek isteyen Nazım Hikmet, Peyami Safa'ya:

          -Bir baltaya sap olamadın, der.

Hazır cevaplık konusunda erbab-ı kalem olan Peyami Safa, cevap yetiştirmekte hiç zorlanmaz ve taşı gediğine, cevabı rakibine   kondurur:

           -O dilini kesecek bir balta bulursam hemen sap olacağım...

Kalemini oldukça keskin kullanan yazarlarından biriside Üstad Necip Fazıl'dır...
Üstad, polemiğin kitabını yazmıştır...
Mahkemede kararını beğenmediği hakime, 'kanunlar izin verse de size bir e...eşek desem' cevabından tutunda, üslubundaki hazır cevaplılığından kaynaklı pek çok polemik malzemesi sözleri, bir neslin dilinde adeta pelesenk olmuştur... 
Bunlardan biri de  Prof.Dr. Saffet Solak ile arasında geçen atışmadır...

Aynı mahalleden/muhitlerden bir isim Prof.Dr. Saffet Solak ismi söz konusu olunca, 'som altındır, ancak aktivitesi sıfırdır' diye yazmıştır.

Saffet Solak'a cevabı sorulunca da, 'Necip Fazıl üstadımızdır, ne derse hakkı vardır' diye mukabele de bulunur...

Bu zarif ve nezaketi elden bırakmayan karşılığı  okuyan Necip Fazıl, 'Saffet, kılıcımı altın mendille kırdın' diye cevabi bir yazı yazmıştır...

 

Polemikler, fikri muhalifler/muarızlar  arasında olabildiği gibi, kişisel duruşlar ve farklı bakışlardan da doğabiliyordu....

Yazarın polemikçi duruşu da bu hali, yani polemiği besleyen unsurlardan biri olabiliyordu...

 

1970'li yıllar, sağ siyasi kulvarda  Tercüman gazetesinin, yazarları ile birlikte parladığı bir dönemin adı  olmuştur...

Tercüman'ın köşebaşı köşe taşlarından Rauf Tamer, Başbakan olunca Bülent Ecevit için 'liseli Başbakan' adlandırmasını yazılarında sıkça kullanır olmuştur...

Her yeni yapılana karşı çıkan statükocu ve sol kesime karşı Rauf Tamer'in sık kullandığı bir diğer adlandırma 'o kafa' benzetmesi olmuştur...

 Rauf Tamer, 'o kafa' adlandırmasını  Tercüman'da ki yazı hayatı boyunca bir replik klişe deyim olarak  sürekli kullanır olmuştur...

 
 

Seksenlerde  basın da yıldızı parlayan yazarlardan biri olan Emin Çölaşan idi... Çölaşan'ın  Mehmet Barlas, yine Emin Çölaşan ile Fehmi Koru arasındaki polemikler de oldukça meşhurdur...

Bu polemiklerde Emin Çölaşan, Barlas'a 'liboş' ismini takarken, Fehmi Koru'ya 'takkeli liboş',  Barlas'da Çölaşan'a, 'çölajanı' unvanını uygun görmüştü!..

1980'lerdeki bir diğer meşhur polemik ve kavga ise Ergun Göze ile İstanbul Barosu arasında yaşanmıştır...Ergun Göze,  muhalif yazılarından dolayı İstanbul Barosu  tarafından üyelikten çıkarılmıştır...

Ergun Göze'nin ise,  gazetesi Tercüman'ın desteğini arkasına alarak İstanbul Barosunu verdiği karşılık çok sert olmuştur...

Adeta bir  Ergun Göze-İstanbul Barosu kavgası yaşanmıştır...Bu kavgadan kaybederek çıkan taraf ise İstanbul Barosu ve başkanı olmuştur...

Baronun son yıllarında  bir ilk yaşandı...İlk defa sol gelenekten gelmeyen biri, İstanbul Barosuna  başkan  seçilmiştir...

Prof. Dr. Selahattin Sulhi Tekinay bu mücadelelerin sonunda İstanbul Barosu Başkanı olmuştur...

 
 

Bu isimlendirmeler basın da, guruplara kişilere karşı farklı farklı kalemler marifeti ile yapılagelir olmuştu...

Hürriyet'in içinde bulunduğu ve statükoyu temsil eden guruba, özellikle muhafazakar medya tarafından, bir dönem 'merkez medya' ismi takılmıştı...

Tirajı ile basının en büyüğü olan,  hem de Türkiye'de ki beyaz Türkleri ve o zamanki statükoyu temsil eden Hürriyet gurubu, kendisine 'basının amiral gemisi' ismini uygun bulmuştu...


Ancak daha sonra köprülerin altından çok sular geçti...Hürriyet her ne kadar taka  olmadıysa da, basın dünyasının kıyılarına doğru süzüldü...

Özellikle son yıllarda Hürriyet, 'merkez medya ve  basının amiral gemisi' unvanını kaybetti...

Türkiye'de kendini yerli ve millî olarak tanımlayan kalem, kelam ve medya erbabınca Hürriyet vb basın organlarının içinde bulunduğu medya kesimine ilham kaynağı olarak okyanus ötesini çağrıştırırcasına 'okyanus medyası' ismi takıldı...
O kesimler tarafından, kendini bu ülkenin yerli kültür değerlerinden beslenen kesim ve kısım medya organlarına  'havuz medyası' ismi takılmıştır...

 

Fethullah Gülen gurubuna yakın basın ve  medya organlarına  özellikle, 17-25 Aralık operasyonlarından sonra  'paralel medya' bu kesime mensup olanlara da 'paralel' ismi takılmıştır...

Prof. Dr. Mustafa Öztürk'ün, 17-25 Aralık darbe sürecinden sonra  Gülen gurubuna karşı kullandığı 'haşhaşiler' ifadesi ise bu gurubun üzerine adeta yapışıp kalmıştır...

Haşhaşiler ifadesi, başbakan tarafından da dillendirilince, geniş bir kesim tarafından, bu guruba karşı kullanılan bir isim halini almıştır...Bilahare uluslararası bir proje olduğu tescillenen bu gurup, FETÖ adı ile anılır  olmuştur.

Bu gurubun ve Doğan Medyasını da içinde bulunduğu bir kesimin hükumete yakın basın guruplarına taktığı isim ise, 'yandaş medya', 'candaş medya' şeklinde olmuştur...

 

Basında ki polemiklerden sadece bir kısmını yazdım...

 

Özgür basının olduğu ülkelerde, polemiklerin olması en doğal hadisedir...

Ancak bu polemiklerin hangi ahlaki değer üzerinden yürütüleceği asıl olan husustur...

 

Sağlıcakla kalınız efendim...

 
 


PAYLAŞ