Dayımın Ardından: Bir Çobanın Göçü
Yazar: Bilal KEMİKLİ   |    Yayın Tarihi: 11 Ocak 2016   |    950 Kişi tarafından görüntülendi.

Bugün âlemi cemâle yürüyen merhum ve mağfur dayımın “göç haberi” bendenizi farklı duygulara sevketti… Dayım kelimenin tam anlamıyla sıradan bir insandı; kendi halinde, kendi kendine yetinen,  hastalıkları ve kederleri sabırla karşılayan bir mütevekkil mümindi.

Rahmet olsun!

Ben onu hep çoban olarak tanıdım… Yazları köye gittiğimizde onu pek göremezdik. Çoban, yaz günlerinde gece ve gündüz demeden daima sürüsünün başında olur, haftanın sadece bir gününde evde istirahat ederdi. Kendini koyunlarına ve kuzularına vakfeden bir insan… Sanki o çiğdemdi, karçiçeği gibi karlar erir erimez sürüsüyle tabiatın bağrında yerini alır, hilkatin sırlı bir armağanı olan meleye meleye doğan kuzularıyla âleme şenlik katardı.

Bugün, şu zemheri gününde, yeni nevruza eremeden bir çiğdem sır oldu… Yıllardır köyünün karlı dağlarına, derelerde çağıldayan sularına, yağmur sonrası kokan toprağına, yeşil çimenlerine, ahlat ağacına, olgunlaşmış başaklarına hasret olan bu çoban, anlattığı hikayeleri ve dile getiremediği aşklarıyla kalkıp gitti.

Bu gidişi düşünüyorum… Dayımla çok hatıralarım yok.  Geride kalan, son dönemlerde memlekete uğradıkça, onun ve merhum Turan amcamı ziyaretlerimden geride kalan bazı muhabbetler.  Birkaç günlüğüne uğranılan memleket durağında birkaç saat geçirilen birliktelikler… O kadar! Şimdi tahayyül ediyorum, merhum anacığım yılın belirli zamanlarında yanımızda kalmasaydı, ona dair de fazla bir hatıramız olmayacaktı. Göçler, merhum anacığımın ifadesiyle “ekmek davası”  insanı şehrinden koparıp, adına gurbet denen yeni yurtlara sürüyor.  Bizler, hepimiz modern zamanlarda gönüllü sürgünleriz.

Sürgünüz… Şimdi bakıyorum da dayıma dair, ancak bir sürgünün biriktirdiği kadar hatıralarım var. Dayımın göçü, bana bu halimi, sürgünlüğümü hatırlattı. Daha başka pek çok şey… İşte, “ölümün nasihatçi yüzü!”

Gelimli gidimli dünya… Dayım ileri yaşlarında, kendince dünyadan kâm almış, ekip biçmiş, nice kuzulara dadılık, nice koyun ve koça mürebbilik, nice kurda kuşa yoldaşlık yapmış… Kaynağından su içmiş, ıssız ovaların pınarlarından abdest almış, taze çimenlerinde huzura durmuş, hayat kokan toprağında secdeye varmış.  Kendince yaşamış işte, sıradan ve sade. Şimdi o sıradanlığı ile gidilmesi gereken yere gidiyor, geçilmesi gereken kapıdan geçiyor.

Hak dayımın gidişini, bizim da akıbetimizi hayreylesin!



PAYLAŞ