Kendine Müslüman
Yazar: Sündüs Arslan AKÇA   |    Yayın Tarihi: 20 Ocak 2016   |    641 Kişi tarafından görüntülendi.

Söze hakim olma çabasına düştüğünüz anda söz hakimiyetini ilan eder sizde. Aklınızda tasarladığınız ve kaleme almayı düşündüğünüz konuyu bir bakmışsınız ki bir kenara bırakmışsınız. Kendiliğinden tecelli etmesi gereken, parmak uçlarınızdan beyaz sayfalar üzerine dökülmeye başlamış.

Sohbet demini almıştı iyiden iyiye. Ülkenin gündeminde geniş yer tutan terör belasından tutun, adı Müslüman olup yaşamında büyük gedikler bırakan camianın gidişatı ve nice konular sohbetimizin içinde yer almıştı. Konuştukça gülüşlerimiz gölgeleniyor, konuştukça endişelerimiz artıyor.

Konuşulacak konular o kadar birikmişti ki daldan dala konuyorduk kuş misali. Dar zamana sığmalıydık. Komşusu geldi aklına. Kış günü üzerine giyeceği bir kabanı yokmuş. Ona yardım etmesi gerektiğini düşünüyor. Komşularının desteği ile belki iyi bir şey alabilirdi. Durumu onlara açıyor. Ve günlerce beklediği halde eller boş kalıyor. Kendi çabası ile bir şeyler yapmaya çalışıyor.

Komşularından bahsederken hepsinin de görüntüde ve yine görünen yaşam biçimlerinde inançlı ve duyarlı olduklarını söylüyor. ‘’Komşusu açken tok yatan bizden değildir.’’ diye buyuran bir Peygamberin ümmeti olarak içler acısı bir tablo.

Ve görüyoruz ki; "herkes kendine Müslüman’’

Bu,sadece devede kulak olan bir küçük yaşanmışlık. Ama hepimiz biliyoruz ki niceleri var. Bazı musibetler yaşıyorsak, eksikliklerimizin dışa vurumudur. Bir hak edilmişliğin payımıza düşenidir. İslamiyet’i yeri geldiğinde kendimize uydurup ve sadece "Kendine Müslüman’’ bireyler biriktiriyoruz. Onlardaki inanç eksikliği de nesiller arasında hızla transfer edilmektedir.

Her geçen gün eksiliyoruz öz benliğimizden. Her geçen gün bizi ayakta tutan sütunlar birer ikişer yıkılıyor.

Oysa yaratılmışların en güzeliydik.

Ne güzel bir makamdı. Ve bu bize sunulmuştu. Akıl sunulmuştu bizlere, uçsuz bucaksız bir gönül enginliği, aşkı içinde saklayan kalp sunulmuştu.

Kaşımız, gözümüz ayrı güzeldi, tamamlanmıştık aşkın ellerinde. Bir annenin rahminde hayata hazır hale getirilmiştik.

Bunca güzelliğin bahşedildiği ‘’biz’’ kulluğumuzun neresindeydik?

Dilimiz, şikayetin eşiğini mesken edindi. Başımıza gelen musibetlerde, sorgulamamız gereken "ben" yerine "sen’ i" gösterdik. Yanı başımızdaki mazlumu görmez oldu gözlerimiz. 

Hüzünlüyüz,yakarıyoruz Rabbe!
Yangınımız büyük Allah’ım; SU

İmtihan dünyasına gelmiştik. Kolay olmayacaktı yaşantımız. Zor; alnımızdan öpecekti, buyur edecekti emeğin mekanına.

Kalplerimiz önce aşkın potasında eriyecekti. Dudaklarımız titrek dualar bırakacaktı birbirimize. 
Hani, komşusu açken tok yatan bizden değildi. 
Unuttuk hepsini ve öyle kendimize yâr olduk ki, asıl yârdan olduk.

Biz kendimize Müslüman’dık.

Açlıktan ölenleri sadece ekranlardan izledik.. 
Kanı kana verdik, ocaklar söndürdük. Kalplerimiz bütün hissiyatını kaybetmişti. Merhamet anlıktı. Hafif esip geçiveriyordu. Vicdanlarımızı rahatlatmak için bir kaç süslü söz bırakıyorduk görünüre. Onunla kalakalıyorduk. 

İliklerimize kadar boşalmıştık, boşaltılmıştık.

Şimdi kopmuş bir zincirin halkaları gibi uzaktık birbirimizden.
Ruhlarımız bu denli metaya teslimken ve kendimizi, bedenimizi arındıramadıktan sonra refahı bulabilir miydik?
Yol belliydi,kılavuz belliydi,emir belliydi.
Nerede hata yaptık, bu denli yoldan saptık?
Şer odakları akbaba gibi dört bir yanımızda. Avının yerle yeksan olmasını izliyor. Biz, kendi kanımızda boğulmak üzereyiz. 

Bir zamanlar düşman belli olurdu. Ve biz çocukluğumuzda onlara ‘’gavur’’ derdik.
Şimdi ‘’gavur’’ kim diye sorguluyorum.
Kendi kaderimizi kendimiz tayin ettik. Dünya nimetleri öyle gözümüzü boyadı ki, kendimize uygun fetvalar verdik. Helal kıldık ve vicdanlarımızı rahatlattık. Haram batağına boğazımıza kadar gömüldük. Sonra Rahman'a koştuk, iki rekat namazla felaha ereceğimizi umduk. Başımız secdeye vardığında bin bir tilki dolandı kafamızda. Alıp vermeler yaptık huzura çıkmalarımızda. Erteledik çoğu zaman aslolan görevlerimizi, vakit vardı daha. Acelemiz neydi ki !

Öyle bir koşturmaca içindeydik ki, hiç vaktimiz yoktu. Ne çok vakitsizdik böyle, ne çok boşa geçen zaman…

Biz kendimize Müslüman’dık.

Çırpınmanın manası var mıdır şimdi. Komşusundan bihaber, kendi cebinin telaşında Müslümanlarız biz. Yapmacık görünür bir yaşantının altında belki kendimize bile açıklayamadığımız günahkar kalplerimizi mahşere taşırken gücümüz yetecek mi bilmiyorum. Ama bu dünyada bu kadar musibeti bu millet yaşıyorsa imanımızı sorguya çekmeliyiz. Bunca  münafık bir yaşamın içinde bu bahçeden güller yetişeceğini düşünebilir miyiz.

Hadi şimdi gözlerinizi sıkıca yumun. Dua vakti!  "Affedicisin Allah’ım, affı seversin, bizi affet!" dedik ve tertemiz ak pak olduk.

Biz kendimize Müslüman’ız. Kendimizin dışına: kör, sağır, topal.



PAYLAŞ