İsim Bulmaca
Yazar: Ayşe ŞENER   |    Yayın Tarihi: 26 Ocak 2016   |    845 Kişi tarafından görüntülendi.

-isim varlık oyunu-

Gayb; diyorum varlığın anlamlı oyunu. Saklambacı. Körebesiyiz biz insanlar bu büyük saklambacın… Özbağımızın düğümü içimizde. Görmek ister görürüz. Görmek istemez görmeyiz. Ama kabul etmeliyiz ki  tamamiyle kaybolmuş değildir. Görünüp görünüp kaybolur… Unutuşun ve hatırlamanın arafındaki gel gitte bizi çağırır… Görünenini zahirin sıradanlığını aşmak istiyorsak gaybın peşine düşeriz. Ki zahirin  sasılığına bakılırsa büyük kaybımızdır gayb…


Beş duyunun bize fısıldadığı en önemli şey, hiç bir şeyin asla bu kadar olmadığı değil midir?

Besbelli ki bu irili ufaklı saklanmaların ardında aranıp bulunmayı isteyen bir irade var.

Ve belli ki kendiliğinden bulunma çok kolay  bile olsa hiç cazip değil. Arana arana bulunmazlığa kaçarken yakalanıvermeye bakıldığında. Üstün olanın yakalamayı dayatmak yerine yakalanmayı tercihi ve buluşmak için bizim irademizi kullanmamızı beklemesi bizim açımızdan çok ilginç. Bu bilinçli gizliliğin yaşamımızı olağandan bir üstüne kaldırarak tatlandırması  ne güzel. Ve eğer kıymetini bilir ve katılırsak bu oyuna, noktanın aynısında, paydanın ortasında buluşmanın tadını doygunlaştırıyor.

” Ara bul” demenin karşı iradeye, bizim irademize bir saygı, inisiyatif hakkı tanıma olduğu açık.Tek taraflı bulunup gelmek, geldim deme teklifsizliği yerine kayboluvermek oldukça cazip bir teklif gibi görünüyor.

Tek başına varken bir başkayı var edip ona görünmeksizin saklanmak, bir varlık oyunudur. Oyun demem meseleyi Kim’in oynadığı düşünüldüğünde hiç te basit kaçmayacaktır zannediyorum. Gayb işte varlığın kilitlenmiş uzayıdır. Arka odası, odaları… Mahremiyetin dik âlası. Susması asıl sesin. Kapaması gözlerini özün…

İşte ilk görünmeler, ilk bulunup gelmeler diyebileceğimiz tecelli de muhakkak bir şey var. Bin şey… Binlerce şeyler…

Kayboluşun görücü usulu. Görünüp kaybolma. İpucu gelişler. En gizli şekillerde ortaya çıkma. Meydanın mahremiyeti. Mahremin hodrimeydanlığı. Küçük huzurlara zuhur etme. Varlığın bütününün; parçalarında, parmak uçlarında, parmak uçlarına basa basa göze görünmesi.

Kitap hakikatin cümleler halinde tecellisidir. Varlığın sözlenmesi… Hayat ise onun görünür halleri… Resmedilmiş halleri… Resimler… ama nasıl resim… hareketli, renkli… Hayatın cümleleri diyebileceğimiz olayların hareketli resimleri yaşanırken ki sıcaklığını yitirir ve zaman içinde  soğur, donar ve buz aynası gibi olgu-n-laşır. Olgular; hayat ayetleridir. Kitab’daki muhkem ayetler gibi…

Hayat denize, göğe, dağa sokağa, bahçeye, parka, çarşıya pazara, olaylara, olguya yazılır. Kitap ise satırlara, lafızlara ve anlamlara. İkisinden okuduğunda da O’nunla tanışırız. Şayet istersek…

Hem canlı resimler, hem akan cümlelerle hemen her gün yeni bir tanışma imkanıyla karşı karşıya bırakılırız. Yazıların ve çizilerin ardında bizim karşımıza çıkmak isteyen bir giz/güç vardır. Biz bu fırsatının farkında olsak ta  olmasak ta bu var...

Hep bir “el” uzanır bize… Fırsatı teper veya değerlendiririz. Memnun olur ya da olmayız. Fakat hep bir el uzatılır ve hep bir armağan verilir hepimize. Her gün. Vakitli vakitsiz. Biteviye…

Hayat armağan edilir ilkin. Fakat biz bunu –büüyük ihtimal ilkliğin saf bilincinden- üzüntüyle karşılar, hastane koridorlarına tazecik ağıtlar bırakırız. Ağlarız  daha hayatın ilk soluğunda. Hayat dolu, ne ki hayatı var kılan Biri vardır, hayatın kaynağı…”Öyle ya bu yaşamı kimden aldığımız” Bir’i… Yalnızca hastane koridorlarında yaşanan doğumlar değil, evrenin koridorlarında yaşanan bütün tomurcuklanmaların hepsi birer tecellidir. Hayy olanın huzura zuhuru… Lutfetmektedir.

E sonraları şefkat bir anne olur, bir baba olur.  Bir teyze, bir nine olur sarar. Güneşin sarılması, rüzgarın sırtımızı sıvazlaması, suyun dolusu, havanın sonra baş üstümüze titreyişi... hepsi hepsi büyük bir şefkati yaşamımızın her y-anına bölüştürür. Şefkatli Biri vardır bütün bunların ardında… Rauf isminde bir varlık!

Bu tecelliler, karşılaşmalar, buluşmalar her an her yerde gerçekleşir durur. Hayat budur.

Tanışır veya tanışmayız. Memnun olur veya olmayız. Bize kalmıştır.

Tecelli; Yüce Varlığın bizimle tanışmak için uzanan kudret elleridir. O’nunla daha yakından, daha özel tanışma imkanlarıdır. Tecelliler en güzel isimlerin hayattaki karşılıklarıdır. Esma ü’l Hüsna ise hayatta ve varlıktaki  her türlü hallerinden/ahvalinden kendisine koyduğu isimler…

En güzel isimler/Esma ül Hüsna O'nunla her an her yerde tevhide varabilmek/birlik te olabilmek içindir. İsim varlığın keşfi, bulunup gelmesi, tescilidir. Geriye bizim bu buluşmaya eşlik edip etmeyeceğimiz kalır.

Tanımlayanın ve tanımlanamaz yücelikte olanın tanımlamamıza izin vermesi, bunca yetersizliğe ve güçsüzlüğe rağmen bizi sevip varlıktan, varlığın en değerlisi sayması ne güzel…



PAYLAŞ