Kimlik Arayışında Roman Dili
Yazar: Zehra YÜCEL   |    Yayın Tarihi: 02 Şubat 2016   |    2697 Kişi tarafından görüntülendi.

İnsan ruhu kandil, bilim onun aydınlığı ve tarihsel bilgelik de kandilin yağı gibidir. Ruh, yanar ve ışık saçarsa o vakit sana “diri” denilir.

                                                                                                                                            İbn-i Sina

Roman, ruhun kalemidir. Ruhsa ölümsüzlüğün yegâne iksiri, varlık, bu iksirin kabıdır. Romanın tek gayesi “kabı” yaratılmışların en üstünü insanı ve insana dair her ne varsa anlatmak, yaşamak ve yaşatmaktır. Hal böyle olunca muhtevasını ve tekniğini besleyen dikkat, kültür, duyarlık, zaman, mekân ve merak unsurlarıyla sadece beslendiği topraklara, o toprakların insanlarına değil, tüm dünya insanlığına hizmet etmektedir. Söz konusu eylem elbette bir “tahkiye yazıcılığı” değil, tükenmez bir aşkla “keşif” yolculuğudur. Yazar, bu yolculukta kendisini besleyen kimlik ve kişiliğini bir tarafa bırakıp salt anlatıcı olabilir mi? Olayları, durumları, kişileri etkileyen sosyolojik, psikolojik, kültürel, tarihî unsurları tarafsızca yansıtabilir mi? Bunun ne önemi var? Roman yazarı kendi başına bir dünya “âlem” değil mi?


Ayla KUTLU da kadim toprakların beslediği bir ismi, son dönem sıradan bir Osmanlı aydınının sıra dışı hayatını kaleme almıştır “Bir Göçmen Kuştu O” ve devamında “Emir Bey’in Kızları” isimli iki ciltlik eserinde.      

Ayla KUTLU, Osmanlı’nın son döneminden, Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan bir zaman dilimi içine yerleştirdiği olayları, küçük yaşta feci bir hadiseyle topraklarından koparılan ve göçmen kuş olmaktan kurtulamayan bir adam olarak nitelediği Adil Emir Bey’i, kadim şehir Urfa’yı ve Adil Emir Bey’in havasını soluduğu coğrafyayı kadınlara yansıyan tarafıyla vermeye çalıştığını ifade eder; zira üslubunun fazla politize olmasından çekindiğini vurgular.

Bu yazımızda “Geçiş Dönemi” olarak nitelendirilebilecek bir dönemi, Osmanlının son dönemi ile Cumhuriyet’in ilk yıllarını, kapsayan zaman diliminin işlendiği “Bir Göçmen Kuştu O” romanında geçmişle bugün arasında tıpkı sarkaç gibi asılı kalan insanların ideolojik söylem olarak varlık gösterip gösteremediğini, gösterebildiyse ne şekilde ve derecede gösterdiğini incelemeye çalıştık.

Tolstoy, “İnsanın bir zaman duymuş olduğu bir duyguyu, kendinde canlandırdıktan sonra, bu duyguyu başkalarının da aynen duyabilmesi için hareket, çizgi, renk, ses ya da sözcüklerle aktarmasıdır.” der. Bu aktarma hiç şüphesiz Tolstoy’un söyleyiverdiği gibi masum olmaz.

Örneğin söylembilimci Teun Van Dijk’in “Söylem ve İdeoloji: Çok Alanlı Bir Yaklaşım” kuramındaki gibi Ayla Kutlu, adı geçen romanında çok alanlı bir yaklaşım gösterebilmiş mi, söylemi karakterlerini mi, yoksa karakterleri mi söylemi etkilemiştir?

A. Anlam: İdeoloji, söylemin hemen her yerinde karşımıza çıkabilir; fakat ideolojik içerik en kolay ve dolaysız olarak söylemin anlamında ifade edilir.  Onun için de söylemlerin altında yatabilecek muhtemel özel anlamlar büyük önem taşımaktadır. Anlam aramada metnin bütününe değil de kelimelere ve o kelimelerin tümcede yer bulduğu konuma odaklanmakta fayda vardır.

Örneğin: “… Uyku niçin haramdır sana? Sana bu yaşında beg dememin nedenini de anlatacağım, yukarıdaki izin verirse. Verecek misin? Ver…”  “… Boyu ve aklı ile birlikte kinini de büyütmelidir. Yüreği kine yaylak, bileği güce kaynak olmalıdır…”

Yukarıdaki satırlarda sadece içe dönük bir söylem ve ideolojinin vücut bulmuş hali değil aynı zamanda dışa dönük ve sürekliliği olan olması beklenen ve aşılanan bir söylem hayat bulmaktadır.

B. Konular: Söylemin anlamı, söylemde yer alan sözcüklerin ve tümcelerin anlamlarıyla sınırlı değildir.  Konu ya da tema gibi küresel anlam ifade eden boyutları vardır. Örneğin, göç, ırkçılık, cinayet, açlık… Gibi pek çok tema tüm dünya insanlığının ortak sorunlarındandır. Farklılık, söylem ve söylemi aracı olarak kullanan ideolojide ortaya çıkar.

Örneğin: “… Eh öldür, ne yapalım. Ben de namus belası diye seni almaktan kurtulurum o zaman.” “… Ey güzel Tanrı… Beni kendine kıyanlar katına mı koyacaksın şimdi, yoksa namusuma dokundurtmamış olduğum için… Tanrı, mekânım cennet midir, yoksa cehennem mi?”  satırlarındaki namus teması her millette ve dinde işlenecek olsa da bir genç kızla bir delikanlının arasındaki şu konuşmalar muhtemelen her örnekte görülmeyecektir.

C. Tanım Düzeyi ve Ayrıntı Derecesi: Konu bir kez seçildi mi, dili, kullanıcıları zihinsel modellerinin gerçekleştirilmesinde başka bir seçeneğe daha sahip olurlar. Bir olay hakkında çok ya da yetersiz sayıda ayrıntı vermek ya da olayı biraz soyut, genel ya da özel düzeyde tanımlamak.  Hoş, iyi yanlarımızın “ayrıntılı” kötü, çirkin yanlarımızın “en az ayrıntılı” olarak verilmesidir bir bakıma.

Örneğin: “… Tanrı! Hey Tanrı, görüyor musun? Bizleri görmemek için hepsi de gözlerini kapatıyorlar. Sen de mi, sen de mi öyle yapıyorsun?..”  Bizleri görmemek için der Ayla Kutlu. Bir ayrıntı verir kendilerine yönelik. Aslında kendilerine kötülük yapanlara dair hiçbir şey söylemiyormuş gibi görünse de örtülü anlamında düşmanların Batu Bey’e neler yaptığını kelimeleri kullanmadan anlatmıştır. Dolu dolu anlatmıştır.

D. İmalar ve Önvarsayımlar:
Söylemde değil de bir modelde ortaya çıkan bütün önermelere söylemin imalı anlamı denir.

Örneğin: “Gotranla boğuşuyor Batu. Gotran mı? Hay akılsız Cevahir, gördüğün yanlış. Gotran; Batu’nun hasta olduğunu bildiği için onu korumaya çalışıyordur.”  Kahramanlarımızdan Cevahir, Ayla Kutlu’nun kaleminden konuşuyor. Görüyor da görmüyor. Görmek istemiyor. Kocasını taşın üstüne yatırmış katleden adamın aslında onun koruduğunu düşünmeye çalışıyor. “… Nasıl yanılmışlardı öyle, nasıl böyle bir gaflete düşmüşlerdi? Nice zamandır kinleniyordu Müslümanlara ve baskın vermeye hazırlanıyordu Haik soyundan gelenler?

E. Yerel Tutarlılık: Söylem anlamının tipik özelliklerinden biri de tutarlılıktır. Bir söylemin tümcelerinin anlamları bir şekilde birbirleriyle ilişkili olmak zorundadır. Böyle bir tutarlılık küresel ya da yerel olabilir.

Örneğin: “… Araklılı, Yeşil Hanım’ın fukarası. Sokakta ve kentte biraz gücü olan- bu gücün anlamı savaşlar sıklaştığından beri çok değişmekle birlikte- herkesin birer fukarası var…”

“… Araklılının yarısı şarapnelle yitmiş yüzü bütünlemiş, güzellenmiş gülüyor. Ne oluyor Mustafa Ağa anladın mı? Zafermiş… bir an duruyor sevinçle. Yutkunmak istiyor, gülmek istiyor. Oku… diye üsteliyor bir ses. Susma, bitirme. Yine başa dön, oku…”

F. Eşanlamlılık, Yeniden Anlatım: Söylemsel bir dizi ya da modeldeki önermeler arasındaki ilişkiler açısından tanımlansa da söylemin eşanlamlılık ve yeniden anlatım gibi önermeler arasındaki ilişkiler açısından tanımlanan pek çok başka anlamsal özellikleri vardır.

Örnek: “… Sabaha kadar uyuyamadı Nevnihal. İzmir’i görmedi hiç. İncirini, üzümünü biliyor yalnız. Gâvur olduğunu bir de…”

G. Örnekler ve Açıklamalar: Daha genel olarak “Biz ve Onlar” hakkındaki söylem, dolayısıyla da ırkçı söylem çoğunlukla bizim iyi eylemlerimiz ve onların kötü davranışları hakkındaki hikâyeler şeklinde örnekler ve açıklamalarla tanımlanır. Bir başka deyişle öyküler tartışmadaki bildirimler olarak iş görürüler.

Örnek: “… Hanım bizim yüzlerce yıldır Mustafa diye bildiğimiz ad, niye son günlerde Musta’ya döndü? … Çünkü o Mustafa değil Yahya Efendi. Babası, kulağına ‘Senin adın Musta olsun oğlum…’ demiş. Sanki siz İstanbullular her şeyin en doğrusunu bilirmişsiniz gibi…” “… Annesiyle onun arasında bir özel dil oluşmuştu. Nedendi bu? Belki de Yeşil Hanım’ın Giritli olması yüzünden dilinin hafifçe çalmasından. Anavatana geldiğinde, dilinden dolayı anlatılmaz bir yalnızlık duyduğunu söylemişti bir gün…”

H. Yadsıma İfadeleri: Her tür önyargılı ifadelerin en tipik olanı ‘sözde olumsuzluğu’ herkesçe bilinen yadsıma ifadesinin anlamsal hareketidir. Buna sözde olumsuzluk denir.

Örneğin: “… İlk günlerde bana özel bir düşmanlığı var sanıyordum. Barbarız ya… Bir gün sofrada söz nasıl olduysa, işgal altındaki ülkelere geldi. Ingrid suskun, asık suratlı. Ben, dağıtılan Meclis-i Mebusan üyesi babamın Anadolu’ya kaçtığından söz ettim. Gece kapım vuruldu. Bayan Ingrid yine gülmeden ama ondan umulmayacak bir sevecenlikle içeri girdi…”

Netice itibari ile Ayla Kutlu’nun iki ciltlik bu eseri her ne kadar iki siyasî yapıyı, iki farklı kültürü, iki farklı tarihi anlatıyor gibi görünse de söz konusu ikilikler iç içedir. Eser, doğudan batıya Anadolu’nun ruhunu yansıtan, nabzını tutan üç büyük kente- Urfa, İstanbul- Ankara- savaşın diline ve bireydeki yansımasına örnek teşkil eden güzel bir örnektir.

Çok renklilik zenginliktir; ama bu sözde zenginlik kimlik kirliliğine yol açıyorsa hatta manevî değerleri sindirip zedeleyerek topyekûn bir yok edişi hedefliyorsa orada masum bir etkilenişten söz etmek imkânsızdır…

Millet, uzun çok uzun vadeli bir varlık ürünüdür ve canlıdır. Kulağındaki ağrı koluna, midesindeki sancı başına vurur. Milleti, millet yapan unsurların bir yerindeki bozulma diğer unsurlara sirayet eder ve hastalık hızla yayılarak yok oluşun sahnesini kurar ve son perde teslimiyettir. Maddeye teslimiyet!

Teslimiyetlerin en acısı, en yürek yakanı, en onur kırıcı olanıdır… İnsanla hayvanın, bitkinin, eşyanın yer değiştirdiği bir teslimiyet!

…Ve bu tehlikeli oyunun sonu karanlığa çıkar her daim…

…Ve en koyu karanlıklar dahi içinde şafağın aydınlığını saklar. Toplumumuzun aydınları, âlimleri, düşünürleri tam da o son nefeste yetişir imdadımıza ve “Fakat siz de kimsiniz?” diye sorar ve cevabını beklemeden gereğini yapar vesselam…                                                                                                                                                                  

KAYNAKÇA

Ydr. Doç. Münire Kevser BAŞ, “Yakup Kadri’nin Romanlarını “sosyal kronik” olarak okumak mümkün müdür?” Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 8/1 Winter 2013

Antakyalıoğlu Zekiye, Roman Kuramına Giriş, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2013

İnceoğlu G. Yasemin/ Çomak A. Nebahat, Metin Çözümlemeleri, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2009

McQuail Denis/ Windahl Sven, Kitle İletişim Modelleri, İmge Yayıncılık, Ankara, 1997

Alrhusser Louis, İdeoloji ve Devletin ideolojik Aygıtları, İletişim Yayınları, İstanbul, 1994

Gustave Le Bon, Kitleler Psikolojisi, Alter Yayıncılık, Ankara, 2013

Moran Berna, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, Cem Yayınevi, İstanbul, 1983.



PAYLAŞ