Susma Terbiyesi
Yazar: Zehra YÜCEL   |    Yayın Tarihi: 14 Şubat 2016   |    3352 Kişi tarafından görüntülendi.
“Söz ağzından çıkmadan senin kölendir, ağzından çıktıktan sonra sen onun kölesi olursun.”
                                                                                                                                              Hz. Ali

Tıpkı beden terbiyesi gibi, sofra terbiyesi, konuşma terbiyesi gibi susma terbiyesi de düzenli olarak verilmeli kanaatindeyim. Etkili ve güzel konuşma sanatının incelikleri verilirken ilk önce susmanın incelikleri üzerinde durulmalıdır.

Hareket, zıddı ile vardır. Susmak da ancak konuşmakla; fakat konuşmanın en güzel tarafı da susmaktır.

Susmak, başlı başına bir eylemdir, harekettir ve içinde koskoca bir kâinat tıpkı saatin çarkları gibi mütemadiyen işlemektedir.

Bir kere konuşarak kaybedilen her ne varsa susarak kazanılır.

Öyle ki hayal edilemeyecek boyutlarda güçlü olan dilin tek emniyet kemeri susmaktır. Tek yol değil; ama tek emniyet kemeri.

Ferdin kendine sorması gereken en mühim soru “Ben konuşurken ne kazanıyorum ve ne kaybediyorum? Kaybettiğim bir şey varsa kayıplarımın sebepleri nelerdir? Söz konusu kaybın önüne nasıl geçilir?” sorusudur.

Yeri ve zamanı olmadığı halde sarf edilen sözler, diline hâkim olamayarak açık edilen sırlar, sonra hızını alamayıp olmayan şeylerin varmış gibi gösterilip anlatılması ki çoğu zaman iftiraya tekabül eder, haddinden fazla konuşup yıldırmak, kendi itibarını düşürtmek ve daha niceleri…

İnsanın alacası, dil marifeti ile görünür olur. Bütün kötülükleri dil yolu ile çıkar ortaya. Susmak, içindeki kötü duygu ve düşünceleri hemencecik açık etmemek bir nefis terbiyesidir. Bastırmak, üstünü örtmek değil, terbiyedir. “Ben” duygusunun ön planda olduğu, şahsî menfaatlerini kurum ve toplum menfaatlerinin önünde tutan insanlarda görülen kıskançlık, hasetlik, fesatlık gibi birbirinden fena huylar hastalık derecesinde yaşanır bu insanlarda ve susma terbiyesinin mühim önemi vardır. Umulur ki zehrini akıtmadan “Ben değil biz” dilinin kelimeleri; sabır, belki tahammül, güven, paylaşma, saygı, belki sevgi, hüsn-ü niyet, hoşgörü gibi iletişimde muhabbeti arttıran, birbirini anlamayı sağlayan kelimeleri öğrensin ve hayatında hal dili ile göstersin.

Duygular ve onların eti kemiği kelimeler mantar gibidir. Ağızdan çıkan her kelime okyanusa atılmış koca bir taşa benzer. İlk kelime kendine benzeyen diğer kelimeleri büyütür de büyütür. Ağızdan güzel sözler çıktıysa çoğunlukla devamında da güzel sözler çıkar; kötü bir söz çıktı ise devamında da kötü sözler çıkar.

Bu sebepten kişi, duygularını dizginlemeyi öğrenir, diline sahip olur ve kalbinde güzellikler büyütürse dilinden de güzellikler dökülecektir.

Netice itibari ile dilin duygu boyutu asla göz ardı edilmemelidir. Duygular, terbiye ve talim yolu ile serpilir, büyür. Sosyal bir varlık olan insanın, cemiyet hayatı içerisinde varlığını idame etmesi,  koruması ve sürdürmesi duygularını ve düşüncelerini iletişimle aktarmasına bağlıdır. İletişimi de en iyi şekilde kursun ki başarılı olsun. Daha önemlisi sevilsin, sayılsın, anlaşılsın.
-------------------------------------------------
E-Posta: riyazet77@hotmail.com


PAYLAŞ