Takvim Değil Alın Yazısı
Yazar: Ayşe ŞENER   |    Yayın Tarihi: 20 Şubat 2016   |    623 Kişi tarafından görüntülendi.

Yerli kültürü uzun süre zorlayan, şimdilerde bırakın tehdit etmeyi, “biraz olsun kendin ol!” diye alay edeceği bir noktaya getiren küresel bir kültürle karşı karşıyayız. Neredeyse pek çoğumuz kimliği tanımlanmış olmanın mutluluğu içinde pasif bir kültür tüketicisi olarak, yazlık sinemada elimizde çekirdek pozisyonunda yerlerimizi almış durumdayız. Hakim ideoloji hayatımızın her alanını metalaştırarak ideolojisinin bağımlılarını “bilinçlendiriyor” ve ekonomik anlamda kendini hep sağlama alıyor. Bizi yiyip bitirerek var olan bu sahte ilahı ne vakit baş aşağı getireceğimizi ve elimizden koparılası kıyametinin saatini ne vakit tayin edeceğimizi inanın bilmiyoruz.

İnsanın ürettiği bu büyük canavarın ekmeği, suyu insana ait her şeydir. İnsanın kendisi de... Bu yüzden hayatımızı özellikle kutlamalar üzerinden dev ellerinde tutuyor. Takvimde yer alan hemen her gün alt metinde bir satış, bir pazarlama günüdür. Bu büyük kurgu,  günlere yüklenen yüce kutsallıktan, masum romantizmden önce, daha etkilemenin gecesinden gidip, erkenden o güne pazarını kurmuştur bile. “Önemli” günlerin taşıdıkları ekonomik potansiyel değer çoktan hesaplanmıştır. Günler çok değerlidir. Takvim dediğin hayatları programlar. Gün gün planlar. Biz insanlara, biz bilinçsiz ve “bugün ne yapsam?” diye etrafına şaşkınca bakan kalabalıklara ise sadece onu uygulamak kalır.

İyi ama nasıl? Sorusunu da medya cevaplar. Popüler kültürün hiç susmayan çığırtkanı olarak görürüz onu. Yüce sermayenin sesi reklamlardır. Halka yol göstermesi... Dün ne güzeldi. Halkın meşhurunu, kutlanacağını, kutlanmayacağını halk üretirdi. Yerli ve içi dışı bilinir biri, bir vakıa olurdu konusu açılan, bolca muhabbeti olan. Bugün popu biz belirleyemeyiz. Aciziz. Göğe bakabiliyor olsaydık belki belirleyen olurduk. Fakat hepimiz ekranlara bakıyoruz. Ekranları karartmaya cesaretimiz yok.

Neyse. Düşünüp sorgulamada “rahat” komutu almış vaziyetteyiz. Yaşamadıkça, düşünmeye, konuşmaya, yazmaya ama yaşamamaya devam edeceğiz. Nasılsa hem akılcı, hem kültürel söylemleri olan büyük bir ekonomik-kültürel terör örgütü diyebileceğimiz “izmler dünyası”’nın elinde topluca rehiniz. Hem ajitasyon arındırıyor bizi. Mustazaflığımızı en başta kendimiz affetmeyecek olsak bile... O halde dürüst bir rehin olmanın bilinciyle davranılsın. Sıradaki kutlanacak gün neyse gereği yapılsın.

Hakim kültürümüzün emriyle geçtiğimiz hafta elimizde Sevgililer Günü vardı. Kutlandı. Fakat bu coşku da, kutlamalarda geliştirilen rekabet ve biçimler de artık ne kadar sıradanlaştı. Dünyalılar olarak çabuk sıkılır olduk. Mesela en bilinçli bir rehinelerden birinin geçmiş sevgililer gününde yapmış olduğu “Helikopterle sevgilisinin evine gül yağdırmak” veya bir diğer rehinenin o büyük özverisi “Bilbordlarda ilanı aşk” eylemini geçen kutlama biçiminden daha ilginç, daha “inanılmaz” ritüeller de olmalı artık. Alt gelirli güruhun hediyeleri anılmaya değmez. Toplum olarak yerimizde mi sayıyoruz ne?! Hatta  eşsiz, sevgilisiz olanların dahi bu pazarın dışında bırakılmaması, onlar içinde özel kutlama tüyo ve teknikleri üretilip sunulması ne büyük incelik! Size de böyle birlik beraberlik duyguları ve farklı bir coşku hali oluyor mu sahi böyle zamanlarda?! Hep beraber tüketim etkinlikleri yapıyoruz. Çok ta “kasmayalım” hadi ama... Anlık rahatlamalardır bunlar kabul edelim. Bu acılarımızı unutturuyor(!) Uyanınca başka bir uyku takvimde, paket halinde bizi bekliyor. Gün geçti bile. Sıradaki kutlama için hazırlıklar şimdiden başlamalı. Vakit dar.



PAYLAŞ