Bir Siyaset Bilgesi: Necmeddin ERBAKAN
Yazar: Prof. Dr. Rıdvan CANIM   |    Yayın Tarihi: 27 Şubat 2016   |    765 Kişi tarafından görüntülendi.
Ömrümde ilk kez politik sayılabilecek bir yazı yazdığımı itiraf etmeliyim. Arkası gelir mi bu yazıların bilemiyorum. Ama ömrümde “bir” tane de olsa politik içerikli bir yazı yazmamı isteseydiler herhalde yine böyle bir yazı yazardım.. Hem bunun asla  “ısmarlama” bir yazı olmadığını da başlamadan söylemeliyim.

Necmettin Erbakan.. Bugün O’nun 5. ölüm yıldönümü.. 27 Şubat 2011 O’nun Hakk’a yürüdüğü tarih.. Hüzünlendiğimi belirtmeliyim. Nedeni yok, çünkü o kadar çok nedeni var ki..! Hangisini saysak diğeri eksik kalacak biliyorum. İnançlıydı, zarifti, zekiydi.. Adanmış bir “dava” adamıydı.. “Bilge” bir siyasetçiydi.. Bu yüzden bana hep Aliya’yı çağrıştırmıştır O.. Bu yolda nice korku tünellerinden geçti. Taşlandı, aşağılandı, horlandı, itildi, kakıldı.. Sırf Müslüman bir devlet adamı olduğu için abdesti ve namazıyla, takkesi ve takunyasıyla, tesbihi ve seccadesiyle, kısacası değer verdiği ve inandığı ne varsa her şeyiyle alay edildi.. Ama bir kez olsun başını çevirip onlara bakmadı bile.. Tek bir kelime ile olsun cevap bile vermedi.. O ve birlikte yürüdüğü arkadaşları, ibadetlerini bir suçlu gibi bodrumlarda gizli gizli yapmaya çalıştılar.. Gün geldi, devlet törenlerinin davet masalarında burnuna ısrarla dayatılan şampanya kadehlerinin gücü karşısında alnından boncuk boncukterler döktüğüne şahit olduk.. Hepsini elinin tersiyle, ama son derece zarif bir biçimde geri çevirmesini de bildi O..

Siyonistler onu hiç sevmedi.. Sevemezlerdi çünkü Ulu Hakan Sultan Abdülhamid Han’dan sonra belki de ilk defa kendilerini sevmeyen bir devlet adamı çıkıyordu karşılarına.. Üstelik açık açık “İslam” ve “Müslüman” gibi garip(!) ve tehlikeli(!) lâflar ediyordu.. Aynı şekilde “Dış güçler” sözünü kulağımıza küpe eden de yine O olmuştu.. Dış güçlerin ülkemizdeki yerli şakşakçılarına ve işbirlikçilerine söylediği en ağır söz; “Sizi gidi taklitçiler sizi!” azarlamasıydı.. Bazıları “bıyık altından” güldüler ona.. Müslüman Türkiye’nin can düşmanı “dış güçler”e lâf söylenmesinden rahatsız oldular. Ama O, bu sözü ısrarla söyledi, çünkü o gerçekten uzağı gören ferasetli bir devlet adamıydı.. Türkiye adına endişeleri vardı elbette.. Ve ne yazık ki zaman endişelerinde onu haklı çıkardı.. Keşke çıkarmamış olsaydı.. D-8 dedi, İslâm ortak pazarı dedi, montaj sanayii değil ağır sanayi dedi, Müslüman ülkeler kendi ortak parasını basmalı, kendi birleşik ordusunu kurmalı dedi. Kendi topumuzu, tüfeğimizi, kendi tankımızı, kendi helikopterimizi, kendi uçağımızı kendimiz yapmalı, kendi fabrikalarımızı, kısacası kendi sanayimizi kendimiz kurmalıyız dedi. Bu asil millet Batının taşeronluğunu hak etmiyor, dedi. Bu adam çıldırmış olmalıydı. Herkesin Mersin’e gittiği bir zamanda “tersine” giden bu adam kimdi ?! “Millî” diyordu da başka bir şey demiyordu. Eh elbette önü kesilmeliydi, susturulmalı, ne pahasına olursa olsun bu gidişat durdurulmalıydı. Siyasi hareketinin defalarca önü kesildi. Durduruldu mu bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey varsa o da, Anadolu insanı artık “asırlık” uykularından uyanmıştı.

Sabırlıydı, inançlıydı, saygı duyulacak prensipleri, taviz veremeyeceği kutsalları vardı. Siyasî zaafları olmuş mudur, eh her  liderde olduğu kadar sanırım onda da olmuştur. Ama kanaatimce pek az liderde olduğu kadar milletine inanmış, devletini baş tacı edip göz bebeği gibi korumuş, kendisini memleketinin değerlerine adamış samimi bir “cihad” eriydi O.. Siyasette, ekonomide ve teknolojide kendine has düşünceleri ve projeleri olan bir idealistti.

Türkiye’de ve belki de gözü Türkiye’de olan Müslüman ülkelerin siyaset heveslisi gençlerine bir Müslümanın nasıl siyaset yapacağını/yapması gerektiğini O öğretti.Teşkilatçıydı. Kurduğu partilerin her biri –kapatılma rekoru kırmış olsalar da- birer siyaset mektebi oldu. Türk siyasetine uzun yıllar unutulmayacak siyasetçiler yetiştirdi.Gençlere siyasette prensipli, ahlâklı, özverili, disiplinli ve sabırlı çalışmanın, siyaset yaparken aynı zamanda pekâlâ edebli ve nezaketli olunabileceğinin  sırlarını gösterdi. En hiddetli anlarında bile tepkisinin, elinin tersiyle desteklediği, “hadi ordan !” sözünden daha öte gideni görülmedi. İnançlı bir gençliğin ruh mayasını siyaset tarlasına ilk kez o saçtı bence.. Bunu kurduğu ya da kurulmasına öncülük ettiği “gençlik” teşkilatlarıyla gerçekleştirdi. Bugün devletin işleyişine yön veren siyasi, kültürel, akademik kadroların yetişmesinde onun emeklerini hiç kimse inkar edemez. “İnananlar” sözcüğünü Türkiye’nin siyaset terminolojisine O ekledi. İnanan insanların böylece nelere kâdir olduğunu/olacağını cümle âleme  göstermiş oldu. Anadolu insanı ilk defa her anlamda insan yerine konuluyordu.

Kısacası Türkiye’de inançlı kesimlerin kulağına ilk defa bir parti lideri mutlaka ama mutlaka “iktidar” olmaları gerektiğini fısıldıyor, icraatlarıyla da bunun bir hayâl olmadığını gösteriyordu. O, Türk siyasetinde kolay kolay unutulmayacak siyâsi bir fenomen olmuştu.. Türk ve İslâm dünyası bu zor zamanların yalnız adamına çok şey borçlu olduğunu herhalde kabul edecektir..

Bu bir hatırlama/hatırlatma yazısıydı.. Bir kez daha diyelim ki “Rûhun şâd, mekânın cennet olsun” güzel insan..


PAYLAŞ