Havva’nın Gözyaşları
Yazar: Zehra YÜCEL   |    Yayın Tarihi: 03 Mart 2016   |    2465 Kişi tarafından görüntülendi.

Havva’nın gözyaşları akıyor ığıl ığıl…

Uzatıyorum ellerimi… Parmak uçlarımla dokunmaya çalışıyorum… Nazik ve nazenin bir el hareketi ile…

Havva, Hak’tan bir parça zira…

Havva, Hak’tan bir emanet…

Havva’nın göğsünde pare pare ateş… Gurbetliğin ateşi…

Kadın ateş; hem yakan, hem arındıran…

Havva kadın. Havva dişi. Havva ana…

Havva’nın gözyaşları akıyor ığıl ığıl…

Alev sıçrıyor dört yana. Ateş dalga dalga yayılıyor. Benim göğsüm daralıyor.

Yanan, varlığın ateşi. Böğürtlen gözlü oğlağın, körpe fidanın, kırlangıçların kanadındaki gurbetin, sürgünlüğün ateşi…

Kadın kalbi, ana yüreği, gönül denizi ne ırk ne renk ne de din tanıyor. Kalbi yüreğe, yüreği gönüle evrilmeyeni de kadından saymıyor kadın belleği…

Değil mi ki Hakka inanan ve iman eden şefkatli kollarını; dilini, dinini hesap etmeden Müslüman Fatma Analar, Zeliha nineler ve değil mi ki onları kendi inançlarında, dillerinde, hallerinde hür bırakmış sofrasını açarken…

Değil mi ki Türk kızı, Kürt kızı, Laz kızı, Çerkez kızı ve dahi kalbi gönül eyleyen, aşkın deryasına çeviren kol kola girip insanlığından çıkana “Dur!” diyen…      

O vakit kimdir insanlığından çıkmayan?

Eşref-i mahlûkat olan kimdir?

Asaleti ile adaleti ile fazileti hem dahi marifeti ile hüküm süren kimdir?

Harcında, hamurunda ne vardır ki yer sallanır çatlamaz, rüzgâr eser sarsılmaz, dalgaların üzerinde sağa sola yalpalamaz, başı dönüp gözü kararmaz, kararıp da yolunu şaşırmaz.

Köklü çınar gibidir asil olan insan. Alabildiğine özgür, olabildiğince doludur. Tarihiyle hataları ve sevapları ile gelenek görenek, örf ve adetleri ile âlem ilmiyle aydınlanan gözlerinde okur varlık dünyasını. Varsa eğer yüzyıllardır gelen birikimi eşsiz bir hazinedir kazanç hanesinde.

Ne ki o birikimin adı kültürdür, birliktir. Kazancı dirliktir, diriliktir.

Özgür düşünmesi ve dahi yaşaması için en değerli güvencesidir. Tekil değil çoğuldur mayası. Tek yürekte binlerce, milyonlarca nefestir.

Onun içindir Mete Han en sevgili ‘var’larından geçmiş de vatan toprağından geçememiştir.

Onun için Mısır semaları Çanakkale’nin acı sevincine mürekkep olmuştur, kâğıt olmuştur.

Onun için Bosna’da kan, bal olmuştur.

Onun için Kürtçe ağıtlar Türkçe ağıtlarla bir olup inletmiştir dağı taşı, yeri göğü…

Bir şafak vakti, düşmanın soluğunu yüzümde hissedip de tek başıma bir sokak ortasında ve çevremde dolanan sokak köpekleri ile kaldığım sabah anladım ki dünyanın seli de yeli de kıyamet kopmadıkça vardır.

Ve yine anladım ki özgürlük, dalsız budaksız, köksüz topraksız değil, el yordamıyla hiç değil; bilakis ayakları yere sağlam basan, köküyle toprağıyla dalı ve budağıyla arayan değil tanıyan bir çift manalı gözle yaşanır.

Ve yine anladım ki Havva’nın gözyaşları ancak her kadın hakiki manada ana olduğunda dinecektir…

                                                                                                     


Eposta: riyazet77@hotmail.com                                   



PAYLAŞ