Yüzüncü Yılında Kûtu’l-Amâre
Yazar: Prof. Dr. Hüseyin ÇINAR   |    Yayın Tarihi: 25 Nisan 2016   |    1441 Kişi tarafından görüntülendi.

Ortadoğu coğrafyasında son çeyrek asırdır yaşanan siyasi ve askeri olaylar, dikkatlerin yüzyıl öncesinin olaylarına, savaşlarına ve anlaşmalarına çevrilmesine neden olmaktadır. Osmanlı Devleti’nin paylaşılması sonucunda bu coğrafyada tarih sahnesine çıkarılan devletlerin, geçen yüzyılda başına gelen olaylar ve emperyalist sömürgeci devletlerin her daim müdahaleci tavırları, bölgeyi derinden istikrarsızlaştırmaktadır. Bölgenin son yıllarda, yeniden birbirini tetikleyen bir dizi siyasi, askeri, ekonomik, dini ve sosyal olayla yüz yüze gelmesi, yüz yıl önce bölgede yaşanan siyasi ve askeri olaylara yeniden bakılmasına neden olmaktadır. Hiç şüphesiz dönemin en önemli siyasi aktörlerinden olan Osmanlı Devleti, çeşitli cephelerde yaptığı savaşlarda, zaferler yanında mağlubiyetler de yaşadı. Nihayetinde Osmanlı Devleti yıkılıp tarih sahnesindeki yerini alırken, başta Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere, bu devletin sınırları üzerinde yeni devletler kuruldu.

Son yıllarda, gerek akademik / ilmi, gerekse siyasi ortamlarda, yaşadığımız coğrafyanın ve ortak tarih geçmişinin yüklediği bir sorumluluk olarak, yüz sene önce yaşananlar bir anma veya kutlama ya da tarihten ders çıkarma gibi gerekçelerle gündem oluşturmaktadır. Hiç şüphesiz bunda, bazı çevrelerde iddia edildiği gibi, bir tarihi olayı, bir diğerine üstün tutma veya tercih etme gibi bir gerekçe ve düşünce aranmamalıdır. Geçmişte yaşanan zaferler veya mağlubiyetler, başarılar veya başarısızlıklar, bu ülkede yaşayan herkesin ortak tarih mirasıdır. Çanakkale’de, Kafkasya’da, Irak’ta, Suriye–Filistin’de, Yemen’de, Galiçya’da, Anadolu’da, Balkanlar’da yaşananlara bu gözle bakmak yerinde olur. Sevdiğimiz veya sevmediğimiz devlet adamlarının ya da askerlerin yer aldığı cepheleri ya da savaşları üstün görmek veya gözardı etmek, unutmak ya da unutturmak tarihin ilgi alanına girmez. Zaman gelir, bilerek veya bilmeyerek unutulan ya da unutturulan tarihi olaylar veya gerçekler gün yüzüne çıkar. Son yıllarda gündem oluşturmaya başlayan “Kûtu’l-Amâre” veya “Kût” zaferi için pek çoğumuz, “nereden çıktı bu Kûtu’l-Amâre” türünden soruların muhatabı oluyoruz. Bu arada, acaba tarihin yeniden inşa süreci ile karşı karşıya mıyız sorusunu da kendi kendimize sormaktan alıkoyamıyoruz.

Kûtu’l-Amâre Zaferi ile ilgili, son zamanlarda, gerek görsel gerekse yazılı medyada çok sayıda yayın yapılmaktadır. Bu konu, farklı yönleri ve bilhassa savaşın sosyal yönü ve cephe arkası ile arşiv belgelerine dayalı olarak, değerli meslektaşımız Kırıkkale Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Orhan Avcı’nın “Irak’ta Türk Ordusu -1914-1918, (Vadi Yayınları, Ankara 2004)” başlıklı doktora tezinde ve “İsmail Hakkı Süerdem’in Kalemi’nden Kutü’l-Amare, (Türk Kültürü, sayı 386, Haziran 1995, s.361-372) ” başlıklı makalesinde, Kûtu’l-Amâre tartışmaları henüz gündemde yokken, tarihi bir vakıanın analizi olarak incelenmiş ve ele alınmıştır. Nitekim bu konuda, “Kûtu’l-Amâre Osmanlı’nın Son Zaferi” kapak konusu ile Derin Tarih (sayı 49/Nisan 2011) özel bir sayı yayınladı. Bu sayıda: Edward J. Erickson’un, “Zafere Giden Yol Adım Adım Kûtu’l-Amâre”; Altay Cengizer’in “İngilizlerin Gözüyle Kût Yenilgisi”; Şükrü Hanioğlu’nun “İngiltere Yenilgiyi Nasıl Soruşturdu?”; Halil Solak’ın, Nikolas Gardner ile yaptığı, “İngilizlerin Kût’taki Mağlubiyeti Gizlemeleri İmkansızdı” başlıklı söyleşi; yine Solak’ın Halil Kut Paşa’nın yakını Necdet Özgelen ile yaptığı, “Kûtu’l-Amâre’yi Niye Unuttuk?” başlıklı söyleşi ve Mustafa Armağan’ın ''Kûtu’l-Amâre Zaferi Neden Unutturuldu?” başlıklı makaleleri, konunun ehemmiyeti bakımından önem arz etmektedir.

Peki böylesine önemli, ama kimi çevrelerce de gündeme getirilmesi tepki ile karşılanan Kûtu’l-Amâre Zaferi acaba neydi? Konu hakkında kısaca bilgi vermek herhalde yerinde olacaktır. Kûtu’l-Amâre günümüzde Güneydoğu Irak’ta bulunan Vâsıt muhafazasının merkezi olup, Bağdat ile Amâre şehirleri arasında, Bağdat’a yaklaşık 70 km. mesafede, Dicle nehrinin sol kıyısında ve Fırat ile Dicle’yi birleştiren eski Şattülhay Kanalı’nın Dicle tarafındaki ağzının karşısındadır.(1) Bu şehir/kasaba, Kanuni’nin Irakeyn (1535-1536) seferi ile Osmanlı idaresine girmiş, 1623-1638 yılları arasında kısa bir süre İran’ın idaresinde kalmış, takip eden yıllardaki Osmanlı idaresi 1917’ye kadar sürmüştür. Osmanlı Devleti’nin İttifak devletleri ile birlikte, başta İngilizler olmak üzere İtilaf devletleri ile karşı karşıya geldiği cephelerden biri de Irak Cephesi’dir. Bu cephede Osmanlı Devleti, Almanların da desteği ile İngilizlerle karşı 1914-1918 yılları arasında bir seri savaş yapmıştır. Bu savaşlar içinde Türk tarihi bakımından en kayda değer olanı, Kût ya da Kûtu’l-Amâre Zaferi’dir. I. Dünya Savaşı’nda Irak Cephesi’ndeki bir dizi savaştan biri olan Kût savaşı ve İngilizlerin bu şehre kapanması ile başlayan kuşatma, 1915 yılının son aylarında başlamış ve 1916 Nisan’ının bitimine kadar sürmüştür. Bu savaşın ve kuşatmanın sonunda, yaklaşık 3.000 kişiden ibaret olan Albay Halil (Kut)’un komutasındaki 6. Ordu birlikleri, İngiliz General Charles Townshend komutasındaki yaklaşık 13.000 kişiyi esir almıştır.

Dr. Orhan Avcı’nın, İsmail Hakkı Süerdem’in raporundan yola çıkarak verdiği bilgilere göre, Kûtu’l-Amâre 4 ay, 23 günlük bir kuşatma sonrasında Osmanlı ordusunun eline geçmiştir. Kuşatmanın ve teslim olma görüşmelerinin ayrıntısına girmeden, General Townshend’ın, Ordu Kumandanı Halil Paşa ve Fırka Kumandanı Ali Necib Bey ile yaptığı görüşmede, teslim şartları arasında; 43 adet top, 13.000 küsur silah, külli miktarda mitralyöz, 6 adet otomobil ve bunlar dışında eşya ve harp teçhizatını sağlam olarak teslim etmesi yer almıştır. 29 Nisan 1916’da zaferle neticelenen Kûtu’l-Amâre savaşı ve kuşatmasında, General Townshend dahil 5 general, 277’si İngiliz ve 204’ü Hintli olmak üzere 481 zabit (subay), 2.592’si İngiliz, geri kalanı Hintli olmak üzere 13.309 nefer esir alınmıştır. Böylesine önemli bir zafer, yaklaşık 3.000 kadar Osmanlı askeriyle, kendilerinden hem sayıca hem de askeri teçhizat bakımından oldukça üstün olan İngilizlerin Hindistan’dan bölgeye sevk edilen askerlerine karşı alınmıştır. Esir alınan General Townshend’ın esirliği, 45. Fırka Kumandanı Ali Necib Bey’in de ifade ettiği üzere fiili bir misafirliğe dönüşmüş, kendisine Büyükada’da tahsis edilen köşkte, 1918’e kadar sürmüştür.

Irak cephesinde yaşanan olaylar gösteriyor ki, 29 Nisan 1916’da kazanılan Kûtu’l-Amâre Zaferi’nden yeterince istifade edilememiştir. Bu zaferle, İngiliz kuvvetlerinin Basra üzerinden kuzeye ilerlemelerine kısa bir süre engel olunmuş; ancak Osmanlı’nın diğer cephelerdeki durumu, bölgedeki 13. Kolordu’nun 6. Fırkası’nın Bağdat’tan İran sınırına nakledilmesi gibi etkenler, bölgenin boş bırakılmasına neden olmuştur. Avcı’nın da belirttiği üzere, İngilizlerin uzun süre harekete geçemeyecekleri düşüncesi, Osmanlı ve İttifak güçlerine pahalıya malolmuş, 11 Mart 1917’de Bağdat, kolay bir şekilde İngilizlerin eline geçmiştir.

Hakkında konuşulanları ve yazılanları ile Kûtu’l-Amâre Zaferi tarihe malolmuş; Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Zaferi’nden sonra I. Dünya Savaşı’nda yüzünü güldüren, o zaman için umutlarını yeşerten bir zafer olmuştur. Bu zaferin komutanı Halil (Kut) Paşa, 29 Nisan 1916 tarihinde, 6. Ordu’ya yayınladığı ve bugünü Kut Bayramı ilan ettiği emirde şu ifadelere yer vermiştir:

"Orduma                                                        

Arslanlar,

1. Bugün Türklere  şeref-ü şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın müşemmes  (güneşli) semasında şühedamızın (şehitlerimizin)  ruhları  şâd-ü handan  (sevinçten, bahtiyarlıktan) pervaz ederken (uçarken), ben de hepinizin pâk alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum.

2. Bize,  iki yüz seneden beri tarihimizde okunmayan bir vakayı kaydettiren  Cenâb-ı Allah’a hamd-ü şükür eylerim. Allah’ın azametine bakınız ki,  bin beş yüz  senelik İngiliz devletinin tarihine bu vakayı ilk defa yazdıran Türk süngüsü oldu. İki senedir devam eden Cihan harbi böyle parlak bir vaka daha göstermemiştir.

3. Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve 10.000 neferini şehit vermiştir. Fakat buna mukabil bugün Kut’da 13 general, 481 subay ve 13.300 er  teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30.000 zayiat vererek geri dönmüşlerdir.

4. Şu iki farka bakınca cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu vakayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır.

5. İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci vakayı Çanakkale’de, ikinci vakayı burada görüyoruz.

6. Yalnız süngü ve göğsümüzle kazandığımız bu zafer,  yeni tekemmül eden vaziyet-i harbiyyemiz karşısında muvaffakiyeti atiyemizin (büyük, paramparça eden başarımızın) parlak bir başlangıcıdır. 

7. Bugüne “Kut Bayramı”  nâmını veriyorum. Ordumun her ferdi, her sene bu günü tesit ederken şehitlerimize Yasinler, Tebarekeler, Fatihalar okusunlar. Şühedamız, hayat-ı ulyatta (ulvi hayatta), semavatta (göklerde) kızıl kanlarla pervaz ederken (uçarken), gazilerimiz de âtîdeki (gelecekteki) zaferlerimizle nigehbân (gözcü) olsunlar.

Mirliva Halil
Altıncı Ordu Komutanı” (2)

Irak Cephesi’nin komutanları Cavid Paşa, Süleyman Askerî Bey, Nureddin Paşa, Ali İhsan Sabis Paşa, Halil Paşa, Ali Necib Bey ve diğerleri tarih önünde övgü ile anılacak; gelecek nesillere örnek şahsiyetler olarak tanıtılacaktır. Irak Cephesi’nde ve diğer cephelerde kahramanca savaşan aziz kahramanlarımızın ve şehitlerimizin ruhları şâd olsun.


------------------------------------
(1) Mustafa L. Bilge, “Kûtülʻamâre”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c. 26, 2002, s. 502.

(2) Osman Aydoğan, “İngilizlerin Unutturmaya  Çalıştıkları Türk’ün  Bayramı”



PAYLAŞ