Medinesiz Medeniyet Olur mu?
Yazar: Doç. Dr. Emrah AKBAŞ   |    Yayın Tarihi: 07 Ocak 2015   |    1556 Kişi tarafından görüntülendi.

Bugünlerde dillere pelesenk olan kavramlardan biri de medeniyet. Ortalık medeniyet tasavvurundan geçilmiyor! Hüzünlü bir kavram bu. Muhayyel ve muhafazakâr bir zeminde yeniden inşa edilmiş bir kavram… Hâlbuki tasavvurdan evvel tefekküre ihtiyaç var. Medeniyet üzerine tefekkür…

 

Medine ve medeniyet sözcükleri arasında sadece etimolojik değil, ontolojik de bir ilişki var. Medeniyet sözcüğü medineden geliyor. Medine şehir demek.

 

Peki medeniyet taleplerinin ne kadarı bu talepleri bir medine tasavvuru üzerine bina ediyor?

 

Koca bir kasabanın orta yerinde medeniyet hayalleri kuruyoruz! Kasabalılık onu yerli yapmıyor, bilâkis taşralılaştırıyor. Bu koşullarda medeniyet sadece uzak bir hayal oluyor.

 

Medinesi olmayan medeniyet tasavvuru; düşünce, bilim ve sanata karşılık gelmiyor. Bunlar için evvela bir medineye ihtiyaç var. Yani Bağdat’a, İstanbul’a, Kahire’ye, Semerkant’a, Şam’a, Medine’ye…

 

Bizim medeniyet tasavvurumuz ya maziyi ululama veyahut geleneğin icat edilmesi biçiminde tezahür ediyor.

 

Şunu kabul etmek zorundayız; artık İstanbul yok, Bağdat yok, hatta Medine yok… Müzik yok, düşünce yok, sanat yok… Elçiler şehirlere gönderildi, biz mesajı kasaba tahayyülümüze mahkûm ettik. Ondandır, mesajın bunca uzağına düşmemiz.

 

Geniş çaplı bir şehirlileşme/medenileşme hareketine ihtiyacımız var. “Oku” emrinin muhatabı olduğumuzu hatırlamak zorundayız. Kitapla ve kalemle tekrar buluşmak zorundayız. Hem de yüzyıllar sonra…

 

Müslümanların medeniyet düşlerinin önündeki en büyük engel maalesef yine Müslümanlar… Felsefesiz, bilimsiz, sanatsız, taşralı Müslümanlar… Akletmeyen, atalardan gördüğüne tapan Müslümanlar…

 

Medeniyet iddiası taşıyorsanız devrimci olmak zorundasınız. İşe tapındığınız putları yıkarak başlayabilirsiniz. Hz. Peygamber iki büyük putu yerle bir etti. Elitleri kayıran adaletsiz ekonomik düzen ve ataerkillik.

 

Ne tuhaf bu ikisi de bugünlerde Müslümanların hiç de şikayetçi olmadığı şeyler. Hz. Peygamberin yıktığı sosyo-ekonomik düzeni ve ezilenlerden yana taraf oluşunu günümüz koşullarında dosdoğru anlamadan medeniyet iddiası taşınamaz, zira medeniyet iddiası hâlihazırdaki düzeni dosdoğru anlamayı ve ona meydan okumayı gerektirir.

 

Müslümanlar kapitalizmin de ataerkilliğin de birer büyük put olduğunun farkında bile değiller maalesef. Bu ikisini meşrulaştırıcı araçlarla medeniyet inşa edilemez. Bilhassa ikincisi, ataerkillik ne büyük bir tuzak. Müslüman erkeğin kadına bakışı ne kadar hastalıklı, ne kadar zalimce! Onu el üstünde tuttuğunda bile ikincilleştiren, değersizleştiren bir bakış…

 

Adaleti, barışı, esenliği, birlikte yaşamı mümkün kılan bir medine/şehir tasavvurunuzun olması lazım. Emin bir belde olarak tahayyül etmelisiniz bu şehri. Ezilenlerin, ayrım gözetmeksizin, tüm ötekilerin sığınacağı bir liman şehri… Medeniyeti birlikte inşa etmelisiniz bu biçarelerle…  

 

Medeniyet denince akıllara daha çok Endülüs gelir. Endülüs işte böylece kurulmuş bir medeniyettir. Müslümanlar tarafından değil, Müslümanca kurulmuş bir medeniyettir Endülüs. Çok-kültürlü yaşamın meyvesi olarak ortaya çıkmıştır düşünce, sanat ve mimari.

 

Osmanlı yıkılırken dahi ortaya konan büyük mimari eserlerin arkasında Ermeni mimarlar vardır. Ortaköy, Dolmabahçe ve Nusretiye gibi son dönem camileri de Ermeni mimarlar tarafından yapılmıştır. Yani medeniyet bir başka büyük put olan milliyetçi tutumlarla da mümkün değildir.

 

Mesele cami, kilise ve sinagogu yan yana koymak değil; Müslümanı, Hırıstiyanı ve Yahudiyi yan yana yaşatmaktır.

 

E-posta: akbasemr@yahoo.com

Twitter: www.twitter.com/emrahakbas


PAYLAŞ