Ramazan Kendimizle Yüzleşme, Hesabımızı Görme Zamanı
Yazar: Prof.Dr.Mehmet Halil ÇİÇEK   |    Yayın Tarihi: 20 Haziran 2016   |    382 Kişi tarafından görüntülendi.
Her ibadetin ubudiyet görevini ifanın dışında ya ferde, ya aileye, ya topluma veya çevreye yönelik birden fazla fayda ve yararı vardır. Ne var ki, modern dönemde Müslümanlar özellikle para, servet, imkan ve makamla tanıştıktan sonra birçok değer yargıları değişti. Hayatın tüm alanlarını etkisi altına alan egemen seküler ve pozitivist kültür akıl şehvetini ve nefis şehvetini de yanına alarak Müslümanların hayatlarında çok radikal değişiklikler gerçekleştirdi. Bunun için bazı ibadetlerimiz bu acımasız yapıya yenik düşerek katı bir seküler yapıyla uygulanmaktadır. Örneğin İftar vaktı Müslümanlar için rahmet sağnaklarının inme, duaların kabul olma ve müminlerin günahlarının bağışlanma zamanı iken ve her Müslüman bu halet-i ruhiye ile orucun son anı olan iftarı karşılaması gerekirken bu gün yüksek sosyete lokantalarında verilen iftarlar tıpkı bir karnaval havasında müzik eşliğinde her türlü İlahî fuyuzattan mahrum bir şekilde iftarlar yapılmaktadır.

Ramazan’ın kendi kendimizle yüzleşme zamanı olduğu, her türlü kişisel ve toplumsal kirlerden yıkanma ve arınma zamanı olduğunun idrakinde olara orucu sürdürmemiz gerekir. Ramazan iftarlarıyla, sahurlarıyla, teravihleriyle, Kur’an tilavet ve mukabeleleriyle İslam ümmetinde müminler için bir manevî bir coşku, manevî bir heyecan ve manevî bir bayram mevsimidir. Ramazan’ın manevî ikliminden istifade edebilmek için Ramazan’ı Ramazan olarak bırakmak gerekir. Bunun için ve de Allah’ın Ramazan ayında bolca inen o rahmet sağnaklarının altına girebilmek için Rabbimize karşı o yalvarır halet-i ruhiyeyi taşıdığımızı ve O’nun yüceliğinden çekinip korktuğumuzu hal ve hareketlerimizle göstermemiz gerekir. Sadece O’na karşı olan bu gösteride de ısrarcı olmamız gerekir.

Ramazan boyunca bu oruç mevsiminin bir mağfiret, bereket, rahmet ve bağışlanma mevsimi olduğu hissini, hiç akıldan çıkarmamak gerekir; bu bilinçle davranmak ve bu bilinci akılda tutmada ısrarcı olmak gerekir. Belki bu sayede Allah’ın rahmeti tecelli eder.

Her mümin, Ramazan ayını manevî kişiliğini yeniden restore etme, ibadetlerini yenide tanzim etme ve ilişkilerini yeniden gözden geçirme süreci olarak görmeli ve orucu o şekilde karşılamalı. Müslüman Ramazan ayı boyun insanların hakkına girmemeye, kimseyi üzmemeye, kimseye haksızlık etmemeye, gönül kırmamaya, kimseye bağırıp çağırmamaya, akrabaları hoşnut etmeye, fakire, yetime ve yardıma muhtaç olanlara yardım elini uzatmaya, doğruluk ve adaletten ayrılmamaya, dürüst olmaya, yalandan, iftiradan, fitne ve fesattan çok uzak durmaya gayret etmeli bu disiplinle orucu tutmalıdır. Herhalde Hz. Peygamber (s. a. v)’in “Kim Ramazan orucunu inanarak ve sevabını umarak tutarsa geçmiş günahları af olunur” yönündeki beyanı bu halet-i ruhiye ve bu esaslı duruşla orucu tutanlara yöneliktir. Aslında Hz. Peygamber (s. a. v)’in “Birçok oruç tutan vardır ki, orucundan ona sadece açlığı kalır” hadisi ile “Oruç sadece yemeden ve içmeden değildir; Oruç ancak saçma ve argo konuşmalardan kaçınmaktır. Eğer biri seni söver veya sana karşı cahillik yaparsa ben oruçluyum, ben oruçluyum desin.” (el-Münzirî Muhammed Zekiyuddin, et-Terğib ve’t-Terhib, el- Mektebetu’l-Asriyye, Beyrut, trz. II. 148) hadisi orucun ruh ve felsefesini bize anlatma noktasında yeterli fikir vermektedir. Bütün sıkıntı Müslümanların bu bilinci taşımadan orucu bir perhiz havasıyla tutmuş olmalarıdır.

Ramazan 13 1437/18 Haziran 2016


PAYLAŞ