Darbe Neden Başarısız Oldu?
Yazar: Prof.Dr.Mehmet Halil ÇİÇEK   |    Yayın Tarihi: 25 Temmuz 2016   |    623 Kişi tarafından görüntülendi.
        Türkiye toplumu 15 Temmuz 2016 tarihinde en karanlık ve aynı zamanda en tehlikeli gecesini yaşadı. Aslında yapılanların formuna bakıldığında bunun en hafif biçimiyle çok kinli bir düşmanın işgal biçimine benziyor. Bunun için işin öznesinde yer alan kimsecikler hiçbir merhamet ve şefkat göstermeksizin masumu ve mazlumu gözetmeden maksatlarını gerçekleştirmek için acımasız bir biçimde halkın üzerine kurşun ve bomba yağdırdılar; helikopterler ve F16’larla halkın üzerine ölüm kustular. Can kardeşimiz rahmetli HAKAN’ımız gibi ömrünün baharında olan onlarca belki yüzlerce gencimizin hayatına kıydılar. Çocuklarını yetim eşlerini dul bıraktılar. Acımasız darbenin indiriliş biçimine bakılırsa hiçbir beşerî-semavî, dinî-dünyevî kanun ve hukuku tanımayan “mutlaka başarılmalıdır” mantığıyla tasarlanmış bir darbe olduğu görülür. Kendilerine bir hedef seçmiş ve bu hedefe ulaşma konusunda her şeyi mubah görmüş bu cani güruhun dokusunun ideolojik manada homojen olmadığı kesindir. Darbenin tasarımında ve uygulanmasında üç sac ayağının olduğu muhakkaktır. Toplumdaki yapılanmayı izleyenler bu sac ayaklarını gayet iyi bilirler.  


Bu darbe planının bir sabah akşam işi olmadığı, bunun üzerinde uzun çalışıldığı ve dakik bir çalışmanın ürünü olduğu izahtan varestedir. Darbe sonrası yapılmak istenen işlerin detayları ortaya çıktıkça bunun çok uzun bir planlamanın sonucu olduğu kendiliğinden ortaya çıkar.  


Ne var ki, darbeciler plan kurdular. Ama Yüce Yaradan’ımızın planı çok başkaydı. Ayet-i kerimede:  Onlar plan yapıyorlar; Allah da plan yapıyor. En iyi planlayıcı Allah’tır. (el- Enfal, 8/30) Bu zalim darbeciler bazı ufak tefek teknik hataları olmuş ise de beşerî planda darbenin başarılı olması için her adımı attılar. Hiç merhamet etmeksizin sabaha kadar halkın üzerine kurşun ve bomba yağdırdılar, mukavemet gösterebilecek emniyet ve çelik kuvvet gibi yerleri acımasız bir şekilde vurdular. Ancak bütün bunlara rağmen başaramadılar. Halkın direnişi oldukça güçlüydü, morali yüksekti, gözü pekti. Hiç ama hiç korkmuyordu, çok kararlıydı ve milli iradesini kimseye yedirmeye asla niyeti yoktu.  Nedenine gelince İslamî ilimlerin sözlü kültüründe yaygın olan bir anekdotun bunu açıkladığını düşünüyorum. Anekdot şu: Allah bir şeyi murat edince sebeplerini hazırlar.  


Evet Allah bu meş’um darbenin başarılı olmasını murat etmedi. Belki içeride ve dışarıdaki samimi bazı Müslümanların dualarının ve Mısır’dan, Irak’tan, Suriye’den ve diğer ülkelerdeki zulümlerden kaçan mazlumların o bağrı yanık kalplerinden yükselen duaların bereketiyle Yüce Rabbimiz bu zalim darbeyi murat etmedi. Bu nedenle Allah, darbeyle mücadele etmek için çok farklı ve bereketli bir mücadele yöntemini halkın tüm katmanlarına ilham etti.

      Kazanlı bir yaşlının dumanıyla F16’ların kalkışını engellemek üzere yıllık mahsulünü yakması, çarşaflı bir hanım bacımızın direksiyona geçerek halkı direniş yerine taşıması, sanki bu işin eğitimini aylarca almış gibi garip bir planlama
dahilinde olurcasına vatandaşların Emniyet, Genel Kurmay, Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı Sarayı, MİT ve TRT gibi kritik devlet kurumlarını darbecilerden korumak için can siperane mücadele etmesi ve mukavemet göstermesi, hiçbir korku dinlemeden sakallı bir gencin tankın önünde yatması, başka birisinin hiçbir endişe duymadan tankın tepesine çıkıp orada Yasin-i Şerif suresini okuması, darbeyi başarısız kılmak için büyük kitlelerin harekete geçmesi, toplumun tüm katmanları sağcısı solcusu, dindarı, dindar olmayanı, doğulusu, batılısı, güneylisi kuzeylisi, Türkü, Kürdü, Arabı, kadını, erkeği, bürokratı, akademisyeni, siyasetçisi ve hülasa herkesin hiçbir fark olmaksızın meydanlara inmesi hep bu ilahî iradenin birer tecellisi olarak görmek ve anlamak gerekir. Bu nedenle millet olarak hepimize düşen Allah’a çok şükretmektir.  


Ayrıca şu noktayı unutmamak gerekir: Bu darbecilerin sorgusunu yapan yetkililerin çokça dikkat etmesi gereken bir husus darbecilerin düştükleri hataya düşmemeleri ve zulüm etmemeleridir. Zira zalimlerin zulmü, mazlumun da zulüm yapmasını asla meşru kılmaz. Yüce Kur’an tüm insanlık aleminin önüne şu hikmetli ilkeyi koymaktadır: Ey iman edenler! Allah için yapılması gerekenleri çokça yerine getirin; şahitliği adaletle yerine getirin. Bir kavme olan öfkeniz sizi adalet yapmamaya sevk etmesin. Adil olun. O takvaya daha yakındır. Allah’ın takvasını yerine getirin. Kuşkusuz Allah yaptıklarınızı bilir. (Maide, 5/8) Bu nedenle devlet yöneticileri, ne pahasına olursa olsun zulme meydan vermemeleri ve halktan yüreği yanmış kişilerin gazına gelmemeleri gerekir. Evet halk oldukça kızgın ve öfkelidir. Ancak yöneticilerin bütün bunlara aldırış etmeden haktan adaletten ayrılmamaları ve zaman içerisinde başkasının Müslümanların aleyhinde kullanabilecekleri zulüm ve haksızlık tablolarına meydan vermemeleri insanî ve İslamî bir zorunluluktur.  


Halk tarihin çok ender kaydettiği bir dirayet, feraset, şecaat ve hikmetle her türlü tehlike ve riski göze alarak, tankların üzerine atlayarak bu mücadeleyi canı pahasına kazandı.

Allah mübarek kılsın.
 


PAYLAŞ