17 Ağustos: Bir Deprem Yazısı
Yazar: Memiş OKUYUCU   |    Yayın Tarihi: 17 Ağustos 2016   |    829 Kişi tarafından görüntülendi.
17 Ağustos 1999 depreminin bugün 17. yıl dönümü...
Ülke tarihimizin en büyük doğal felaketi bu tarihte oldu...

Afet doğal idi ama yıkılan binalar, enkaz olan bütün yapılar insan eseri idi...

Bu depremin büyük bir felakete, insanlık trajedisine  dönüşmesinin asıl nedeni; kusurlu yapılan evler, yeterli ve nitelikli malzeme ve mühendislikle yapılmayan/yapılamayan çürük binalar idi... Yani kusur, insan eli ile yapılmıştı. Tabiatı, çevreyi dikkate almadan daha çok kazanmaya tamah etmek, felaketi beraberinde getirmişti.

Bende Yalova'da yaşayan yakınlarımıza o tarih de geçmiş olsun ziyaretine gittiğimde felaketin boyutlarını ve can yakıcı sonuçlarını tam yerinde, bizzatihi gözlerimle gördüm... O büyük yıkımın izlerini, insan ve çevre  üzerindeki sonuçlarına en yakından tanıklık ettim.
BU maksatla depremden 15 gün kadar sonra Yalova'ya gitmek üzere otobüse bindim. 
Yıkım Sakarya'dan itibaren başlıyordu. Otoban üzeribnde yıkılmış ve enkazı kaldırılmış köprü benim için bu büyük depremin ilk enkaz işaretini vermekte idi.
İzmit'ten itibaren ise daha yakından ve daha büyük bir yıkım görülüyordu,  deprem bölgesinde...

En büyük yıkımı Gölcük'te görmüştüm... Hemen hemen iki, üç apartman ya da binadan birisi yıkılmış, ya da yan yatmıştı. Şehrin her tarafı bu büyük depremin yıkıcı izlerini taşımakta idi. 

Yıkılmış binalar, harap olmuş evler, iş yerleri, sular altında kalmış parklar, yan yatmış, terk edilmiş, içerideki mobilyaları etrafa saçılmış dışarıya sarkmış, perdelerden dışarıya sarkmış, rüzgarda uçuşan perdeler, kim bilir hangi hayatların söndüğü belli olmayan gösterişli evler, harap olmuş tatil köyleri ve tarumar olmuş devlet binaları...Deprem sonrası yıkıma şahitlik etmekle bile sarsılacak kadar büyük bir felaket
 manzarası vardı bölgede... Otobüste yanımda 17 Ağustos depremzedesi bir bayan yolcu vardı... Yol boyunca bu bayanın şahsında depremin insan üzerinde oluşturabileceği psikolojik yıkımı adeta bu yolcunun çehresinde okumuştum... Depremzede bayan çok az konuşuyor, hiç gülmüyor, yaşadığı travmadan kaynaklı psikloljik hal, her davranışında hissediliyordu.  Depremden sonra bölge dışındaki akrabalarının yanına moralini ve motivasyonunu düzeltmek için ailesince gönderilmişlti. Ancak depremin tüm izleri, aradan geçen bu kadar geçen süreye rağmen her halinde hissediliyordu. 
Yolculuğumuzun daha başlangıcında, bir neviden deprem psikolojisine girmiştik. 

Tamamen çökmüş binalar, yan yatmış apartmanlar, evler, oluşan çatlaklar nedeniyle insanların boşalttığı apartman daireleri, perdeleri açılmış, sahipsiz kalmış haneler...İnsanların evlerinden uzaklaşıp açıklarda çadırlarda yaşadığı bir çadırkent manzarası idi o zaman gördüklerim Yalova'da...
Yalova'yı gezerken en çok yıkımın Hacımehmet Ovası denilen ve şehre bitişik ve şehrin hemen kıyısında yer alan sayfiye bölgesinde olduğunu gördüm.
PTT, telefon haberleşmesini şehirdeki merkezinde herksein ücretsiz kullanabileceği bir hale getirmiş, bu hizmetten tüm vatandşlar ücretsiz yararlanmakta idiler. Bu ücretsiz telefon  hattının  başında bedelsiz oluşundan dolayı bir sıra ya da kuyruk görülmemekte idi.
Şehirde bir çok deprem hikayesi dinledim. Mucize kabilinden kurtuluşlar ve bir çok yardım hikayeleri.
Vatandaşın biri arabasının bagajına zeytin, peynir ve ekmek doldurmuş uzak vilayetlerden yardıma gelmişti. Sokak içinde enkaz kaldıran vatandaşlara eli ile yiyecek yardımında bulunmakta idi. Alanlar ise gözü ve gönlü tok olarak sadece o öğünlük kadar bir yiyecek alıyor, fazlasını diğer komşulara ikram etmesini istiyordu.

O hatıralarımın bana hatırlattığı iki şey dikkatimi çekmişti... 

1-Kaza sonrası sarsıntı geçirmiş, sarsılmış insanların deprem travması sonrası ruh halleri...Çok fazla konuşmayan, genellikle suskun, sadece sorularınıza cevap veren bir insanlar görüntüsü hakimdi şahit olduğum deprem bölgelerinde...
Buna 'gemi kazasından kurtulmuş insan'larda rastlanan bir ruh hali ya da 'Marmara depreminden kurtulmuş insan'  görüntüsü de diyebiliriz...

2-İnsanımızdaki yardımseverlik...

Bu tarih de Anadolu insanı;Marmara depremzedelerine yardım için adeta seferber olmuştu...Ankara'dan gelen bir yardımsever taksisine doldurduğu zeytin, peynir, ekmeği tek tek deprem enkazında çalışanlara ulaştırıyordu...En ilginci de insanların bu çokça olan yardımdan sadece ihtiyacı kadar almaları, fazlasını  da ihtiyacı olana   veriniz diyerek ihtiyacı olanlara yönlendirmesi idi...

Verende yardımseverlik, alanda da bir asillik, hamiyyet var idi...

Şu an için depremin üzerinden yıllar geçti ve maddi yaraları sarılmış durumda gözüküyor...

Yıllar geçti ama acılar geçmedi...

Manevi kayıpları, insan kayıpları ise yüreklerde bir acı  olarak yaşanmaya devam edecek..
Allah milletimize bir daha bu tür felaketler ve acılar yaşatmasın...
Bütün deprem şehitlerine bu yıldönümünde Cenabı Allah'tan rahmetler dilerim...



PAYLAŞ