Hayatımızdan Kayıp Olan Hakikat: Ahlak
Yazar: Prof.Dr.Mehmet Halil ÇİÇEK   |    Yayın Tarihi: 31 Ağustos 2016   |    548 Kişi tarafından görüntülendi.

        İslam’ın hayata kazandırdığı pek çok güzellik vardır. Kuşkusuz “Kesinlikle bu Kur’an en düzgün ve en istikametli olana iletir” (İsra, 17/9) ilahî beyan bu gerçeği anlatmaktadır. Bu güzelliklerin en can alıcı fenomeni ahlakî güzelliktir. Aslında güzel ahlak sayesinde hayat yaşanır bir hale gelir. Ahlak toplumların direğidir; merkez ağırlığını o taşır. Ahlakın olmadığı bir toplum yok olmaya ve dağılmaya mahkumdur. Aslında insanlığın kendisi güzeldir ve birçok güzelliğin de kaynağıdır. Ancak bu güzelliği kökleştiren ve sürekli kılan ahlaktır. Güzel ahlak olmazsa insanın tüm güzellikleri hemen kayıp olur ve faziletli insan, yerini şirret insana bırakır. Ahlak toplumun çimentosu olup toplumun farklı katmanlarını ve farklı seviyelerini birbirine bağlayan önemli bir faktördür.

        Ahlakın insanlık hayatında bu derin ve etkin konumundan ötürü Hz. Peygamber insanın iyilik kalitesini ahlakî kalitesine bağlayarak şöyle buyurmaktadır: “En iyileriniz ahlakça en iyi olanlarınızdır.” Gazzali, İbnu Miskeveyh ve Rağib İsfehanî ıslahatçılar tarih boyunca ahlakın hayatın işleyişinde var olan bu etkin rolünün farkında olmuş ve insan ahlakının düzelmesi için gerekli çabayı harcamışlardır. Peygamberlik tarihine baktığımızda da aynı şeyi görürüz. Ancak peygamberler ahlakın dahi iyi oturması ve daha etkin olması için onun akide zemini üzerinde oturmasını önemsemişler ve bunun için de işe akideden başlamışlardır. Zira akide zeminine oturmayan bir ahlakî yapı her zaman uçmaya ve buharlaşmaya müsaittir. Modern zamanlarda bunu çok bariz şekilde görmekteyiz. İster bireysel düzeyde olsun ister toplumsal düzeyde olsun en büyük ahlaksızlıklar modern dönemde yapıldığında asla kuşku yoktur. Bunları saymaya kalkışırsak yazımız çok uzayacaktır.

        Asıl biz bu yazıda ilgilendiren İslamcıların/Müslümanların ahlakî durumudur. Özellikle Ak parti döneminde kadın, makam, para, güç ve lüks hayatla karşılaşan Müslümanlar ahlakî noktada ne yazık ki, iyi bir sınav veremediler. Oysa kadın, para ve makam onlar için birer emanetti. Bu emanete karşı emin ve güvenilir olmaları gerekirdi. Ancak ne yazık ki Müslümanlar astlarına, üstlerine ve umum topluma güven anlamında bir şey veremedikleri gibi o gayri ahlakî tutumları nedeniyle birçok kimsenin hem Müslümanlar/İslamcılar hem de İslam nizamı hakkında inançlarının alt üst olmasına neden oldular. Fethullah Gülen Hakkında uzun bir mülakat veren Prof. Dr. Hakan Yavuz da Müslümanların bu ahlak krizine dikkat çekmektedir.
(NOT: Gayri ahlakî derken bundan sadece cinsiyet alanıyla ilgili ahlaksızlığı kastetmediğimizi belirtmemiz gerekir.)

        Müslümanların ahlakından söz ederken konuşma adabından tutun toplum yönetimiyle ilgili tüm davranış biçimlerine kadar insanın tüm yapıp ettiklerine dikkat çekmek istediğimi ifade etmem lazım. Çünkü bunların tamamında bir ahlakî unsur bulunmaktadır. Son çeyrek asırda özelde Türkiye Müslümanları ve genelde de dünya Müslümanları kimi olumlu kimisi de olumsuz çok büyük değişimler, altüstlükler, askerî işgal ve inkılaplar gibi büyük olaylar yaşadılar. Bütün bunların karşısında bazen ağır darbelerin acısından bazen de nimetlerin sarhoşluğundan Müslümanlar muvazene ve dengelerini kaybettiler ve çok fena şekilde savruldular. Bütün bunlara mukabil kendimize gelip ahlakî durumumuzu yeniden gözden geçirmemiz lazım. Biz güçlü batı uygarlığının gafletine düşmememiz gerekir. Ayrıca fiyakalı kıyafetler içinde sırça köşklerin göz kamaştıran lüks salonlarında comfirmist çalımlarla yaldızlı cümleler kurarak ahlak nazariyelerini ileriye sürmekle ahlaklı olunmaz ve ahlak da getirilmez. 

        Müslümanlar olarak toplum hayatını da çok ilgilendiren özellikle şu ahlakî ilkelere her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır: “Adalet”, “merhamet”, “doğruluk”, “dürüstlük” “iffetli/namuslu olma” ve “emin/güvenilir olma”.   Hz. Peygamberin peygamberliğini ilan etmeden önce topluma verdiği en önemli mesajın emin ve güvenilir olmasıyla alakalı olduğunu unutmamak gerekir. Ayrıca Müslümanın makam, mal, kadın ve akıl şehvetine karşı da çok müteyakkız ve uyanık olmaları gerekir. Bazen samimi bir ahlakî duruşumuz ve dürüst oluşumuz onlarca nasihat ve sohbetten daha yararlı olmakta ve insanları hakka çekmekte daha faydalı olmaktadır. Sahabe ve tabiin alimlerin insanların gönül dünyalarına çabuk nüfuz etmelerinin ve İslam davetinin çok hızlı yayılmasının en önemli nedenlerinden birinin bu iki neslin samimi ve dürüst oluşları olduğunu unutmayalım.

         Akıldan asla çıkarmamamız gereke nokta şudur: Bu çağın devasa fitnelerine karşı bizi koruyacak ve İslam davasını bayraklaştıracak en önemli silahımız ahlaklı bir Müslüman olup iş ve davranışlarımızla topluma güven vermemizdir. Yani Kur’an’ı dilimizle okuduğumuz gibi ilişki ve davranışlarımızla da Kur’an’ı aleme ilan etmemiz lazımdır. Hz. Ömer savaş komutanlarını sefere gönderirken onlara şu nasihatte bulunurdu: Bizim muzaffer oluşumuz, takvalı oluşumuz ve düşmanlarımızın da isyan içinde olmalarıyladır. Yoksa bizim fizikî gücümüz ve düşmanlarımızın fizikî zafiyetinden değildir.                                                             

 



PAYLAŞ