Şükür İle Ah Arasında Yollarda
Yazar: HABER - YORUM   |    Yayın Tarihi: 11 Eylül 2016   |    598 Kişi tarafından görüntülendi.


Şükür ile ah arasında yollarda!
Şükür ile Ah Arasında Yollarda

Bilal Kemikli, İnsan Deniz ve Hayat kitabında tanıdığı her yeni insan ve mekan ile neler keşfettiğini yazmış aslında.

“Yolcu! yol yok. Yol yürüdükçe açılır” der düşünür. Nitekim yürümek insanoğlunun en mühim eylemidir. Yazarın da dediği gibi bir meselesi olan, bir derdi olan, çözmek için çabaladığı bir sorusu olan insan yürür. Bu yürüyen konuşan kişi Enzersberger’in labirenti yok eden kişisine verilebilecek en güzel örnektir. Labirentte kişinin doğru yolu bulabilmesi için kaybolması gerekir. Çünkü aynı labirent, yeni bir plan çizmesi ve labirentin yok etmesi için bir başkaldırıyı düşündürür insana.

Yollara düşen hikayeler

Bilal Kemikli’nin“İnsan Deniz ve Hayat” kitabını okurken Nurettin Topçu’nun isyancı ruhuyla karşılaşırız. Yazar, bu isyancı ruha atıfta bulunurken, işte bu başkaldırıyı düşünen kişiden bahseder. Konuşan, tartışan, düşünen ruh. Fakat yazar bu ruhun; ham hayalin, cehaletin, fikr-i sabitenin ruhu olmadığını vurgular. Bu ruh, farklı düşünen ve daha farklı bir çıkış yolu görebilen kamil insan ruhudur. Ezber bozucu, yeniye, yeniliğe açık; değişen ve değiştiren ruh, bu labirenti yıkacaktır. Bu ruha sahip bir meselesi, çözmek istediği bir sorusu olan yazar; kendi labirentini yıkmak için yollara koyulmuştur. Bu yolculukta ilk durak eski ve unutulmuş şehirlerdir. Eski kentlerin kalbinden doğan bir rüyada bir derviş ondan yardım istemiş olmalı ki, ilk onların dertlerine derman olmak için bir seher vakti koyulmuştur yoluna. Gitgide birbirine benzeyen, gitgide aynileşen yani gitgide Cecilia olan kentlere doğru bir yolculuk.

Renkleri kaybolmuş şehirler

Calvino’nun hikayesindeki modern dünyanın şehirlerinin aksi olan Cecilia; birbirine benzeyen, kendine has her şeyi geçmişine gömmüş, tüm diğer modern kentler gibi havasını, suyunu kaybetmiştir. Onlardaki boşluğu yazarın Anadolu kentlerine baktığımızda daha iyi anlarız. Her taraftan yükselen yeni bir ses, yeni bir renk kentlerin sınırlarıdır. Bu sınırlar, ne zaman ki biz geleneklerimizden uzaklaşırız, o zaman yitip giderler… Kaybedilen her değer, her farklılık kentleri aynı olma mahkumiyetine sürükler. Sesi çıkmayan her kent ise sesi çıkmayan insanlar barındırır içinde. İlim, yaşam, dil tekdüzeleşir. Kentlerinin bu sorunla yüz yüze kalmışlığı kadar, Anadolu insanı da bu sorunla yüz yüzedir. Bu tınıyı çokça hissederiz yazarın serüveninde.

Yazarın bu yolculuğunda yollar diyarlara, diyarlar insanlara açılmış; Bursa’dan Sivas’a Sivas’tan Elmalı’ya, Safranbolu’ya, İznik’e birçok şehrin havasını solumuş; Abdal Musa’dan Ümmi Sinan, Ahmet Paşa’dan Eşrefoğlu  Rumi’ye, Şemseddin Sivasi’ye birçok şair ve evliya ile halleşmiş, gönüllerini almıştır. Yok olan, yozlaşan için nice ahlar çekmiştir yazar. Gördüğü tüm güzellikler içinde nice şükürler sunmuştur Yaradan’a. Bir kayıp arama faaliyeti de denilebilir bu yolculuğa. Hepimizin çoğu zaman yaptığı bilinmedik bir şehre, yaylaya gitmek değildir tabi. Nitekim yazar modern insanın turizm diye adlandırdığı bu faaliyeti bir kayıp arama olarak görür. İnsan bazen bir şeyler kaybettiğini düşünür bilmediği kentlere, yaylalara doğru gider, bulduğunu sanıp geri döner, bir zaman sonra aynı hisse tekrar kapılır. Geceleri gündüze tebdil etmenin, imkansızlıklar peşinde koşmanın sebebi budur. Fakat böyle bir yolculuk değildir yazarınki, tamamen bilinçli ve amaca yöneliktir. Gitgide birbirine benzeyen yozlaşan kentlerin dertlerini dinlemek, büyüklerini anmaktır amaç.

Bize kalan ise; bohçasında getirdiği tüm bu değerlerle yolumuzu aydınlatmak, tanıştığımız her yeni isimle kendimize yeni bir ufuk çizmektir.

Nelerini kaybettin?

Peki insan hep yürür, hep konuşur, hep yolculuk halinde midir? Bazen sükutun da bir sesi olduğunu bilerek susar; durmak da bir yürüme biçimi olabilir bazen. Bu sükunet insanoğlunun başka bir boyutta yapacağı yolculuğun habercisidir. Yol bitmez yolculuk da bitmez ise; peki bu yolculuk nereyedir? Ya da eğer tüm yolculuklar bir kayıp arama faaliyeti ise; insan bu sefer neyi arar, neyi bulmak ister. İnsanoğlunun bu sessiz yolculuğun istikameti iç alemidir. İnsan bu yolculukta kaybettiği benliğini, saflığını arar. Bir ağaç bir güvercin ya da sadeliğin asaleti denizler bu yolculuğun anahtarı olabilirler. Nitekim yazarın yolculuğunun anahtarı denizler olmuştur. Denizin musikisini dinlemiştir; rüzgarı, dalgaları hatta ahengi bozan motor seslerini bile. Dinledikçe içine yürümüş, yürüdükçe bulmuştur kendini, unuttuklarını, kaybettiklerini ya da kaybettiklerini tüm insanoğlunun. İnsan denizdir der yazar; Deniz su, su safiyet, bilgi, rahmet.

Denizden,  hayattan, tarih kokan kentlerden, yollardan ve insandan alıntılar bulacaksınız kitapta. Her biri hayattan
 koparılmış size ait parçalar gibi gelecek.

Okudukça sizi anlatacak, okudukça siz o olacaksınız. Değerini bilene aşk olsun!

Rabia Dönmez tavsiye etti

Okumanız için; Bilal Kemikli, İnsan Deniz ve Hayat, Kitabevi, İstanbul, 2011

Kaynak:http://www.dunyabizim.com/kemikli/8884/sukur-ile-ah-arasinda-yollarda



PAYLAŞ