Yorgun Sokak
Yazar: Sündüs Arslan AKÇA   |    Yayın Tarihi: 30 Kasım 2016   |    1204 Kişi tarafından görüntülendi.

Vaktin bir an önce gelmesi için, zamanı hızla sarmak ve zamanla sarmalanmak. Yüreğinin götürdüğü yere benliğini taşımak, çocukluğuna koşmak ve aklın bir karış havada olduğu yılları hatırlatan mekanlara sığınmak…

Hafızamda taşları ile yer etmiş sokağımızdan ağır adımlarla geçiyorum. İçimde bastıramadığım sevinç yüzüme dalga dalga yayılıyor. Pencerelerde ya da evin dış kapısında ‘’gelen kim’’ diye bakınan derin çizgili güzel insanlar

Uzanıyorum ellerine, solmuş ve içinde parıltıdan eser kalmamış, hüznün dibine vurmuş gözlerine bakıyorum. Dualar ediyorlar, dudakları titriyor, ömrün ellerinden akıp gidişinin içli şarkısı çalıyor durmadan. Ne çok dokunuyor bakışları yüreğime ve ne çok içerliyorum geçmişliğin koynunda iç çeke çeke…

Ahşap evimizin merdivenlerini bir çırpıda çıkıyorum. Koca çınarın göğsünde bir çocuk oluyorum. Kollarıyla sarmalıyor öylece, sımsıkı.  Uzun uzun bakıyor, bütün değişikleri kaydediyor. Ve sonra sağlığım hakkında karar veriyor. Bir daha kavuşmanın şükür ile izdivacından sonra her bir karesinde hatıralarımın seslendiği odaları dolanıyorum. Kokusunu ciğerlerime çekiyorum, duvarlarına dokunuyorum ve bıraktıklarıma kısa bir bakış atıyorum.

Kısa bir muhabbetin ardından kendimle baş başa kalmak için ‘’yorgunum’’ diyorum ve dört duvarın beni sakladığı odaya geçiyorum. Uzanıp gözlerimi tavana dikiyorum. Sakladığım bütün hatıralar ‘’hoş geldin’’ öpücüğü konduruyor kalbime.

Hafif bir müzik dönüp duruyor. Annem okşuyor saçlarımı, buğulanan gözlerime bakarak ‘’iyi gördüm seni’’ diyor. Tekrar duvarların arasından sessizce geçip kayboluyor. Ruhuma ilaç gibi geliyor. İyileşiyor sanki ağrıyan yanlarım. Gözlerim usulca kapanıyor, vuslatın beşiğinde birazcık kestiriyorum.

Gözlerimi açtığımda güneş batmaya yüz tutmuştu. Çıkıyorum odadan yine evin her bölümüne girip çıkıyorum ve eşyalara, kapı kollarına varana dek dokunuyorum. Ve zamanımın büyük bölümünü geçirdiğim balkonun caddeyi gören kısmına oturuyorum. Balkonlardan seslenmeler, babama gözaydınlar…

Ben sokağa kilitleniyorum, sokağın eskittiği yüzler geçiyor gözlerimin önünden… Bir zamanlar cıvıl cıvıl olan bu sokak ne kadar da ıssızlaşmış, kimsesizleşmiş böyle.

Yarım asır komşulukları olan bu güzel insanlardan tek tük kalmış ve hep yalnızlaşmış, ıssızlaşmışlar. Uzaklar gözlerinde büyümüş ve hasret, sırtlarında kambur...

Mahalle sakinleri, haneler gibi, sokağımız da yorgun düşmüştü. Her zerresinde çocukların şen çığlıklarını duyar gibiyim. Sonra bastonlarına dayanarak yürüyen dedelerimiz, ninelerimiz… Akşam ezanı okumadan seslenen anne sesleri ve ardından bir sofranın başında aynı tabaklara kaşık sallayan kardeşler… Kimse kimseden tiksinmezdi, beğenmemezlik etmezdi. Ömrün en huzurlu mevsimi; çocukluğu…

Gözüm yolun alt tarafına takılıyor.Gelen Yakup amca galiba. Camiden geliyor olsa gerek. Adımlar oldukça telaşlı, sârâsı tutmadan eve yetişmeye çalışıyor. Bizim balkona dönüp anneme sesleniyor, esprili kısa bir muhabbet geçiyor aralarında.

Annem de mahallenin gece kuşu. Kendimi bildim bileli uyku ile arası iyi değil. Uyku probleminden ve aşırı titizliğinden bütün aile nasibini aldı vesselam. Muhabbete bitişik komşumuz Nazire teyze de katılıyor. Kahkahalar süslüyor yürekleri ve biz çocuklar içten bir dostluğun ,komşuluğun bizzat şahitleri olarak büyüyoruz.

Ah yorgun sokağım kimler geldi geçti üzerinden, nice ayak izleri saklı sende. Tenler yok olup gitti ama sakladıkların her gelişimde aynı filmi yeni baştan sarmak gibi bende. Hiç usanmadan, bıkmadan… Ve ben her bu köşeye oturduğumda zaman tünelinin içinde bir yolculuğa çıkıyorum.

Ve ertesi sabah… Sabah namazının ardından yine aynı köşede oturup  sessizliğin ve yaşanmışlıkların tadını çıkarıyorum. Miyase teyzem her zaman ki gibi erkenci bugün, Gazel teyzemde yılların eskitemediği bir enerjiye sahip. Her birinin zevk için beslediği birer ineği var. Onları yol ediyorlar galiba. Sabahın bu erken saatinde günün ilk güncel haberlerini paylaşarak tabii ki.  Bu uğraş onları zinde tutuyor, yaşama bağlıyor.

Vakit ilerledikçe sokak da canlanıyor. Hanelerden sesler yükselmeye başlıyor. Sokağın üst başından Kamile teyzem aksayan ayağı yüzünden yavaş yavaş iniyor.Her zaman ki ciddi yüzünü takınmış. Hep çekinirdim kendisinden. Hala gördüğümde çocukluktan kalma bir tedirginlik yaşarım, konuşurken çekinirim. Çocukken en çok bize kızan teyzemizdi. Bunu kendisine söylediğimde de ‘’ Ne yapayım kızım analarınız senden korkuyorlar, dinlerler hele bizim çocuğa bir kız’’ derdi.

Kantar amcanın sesi yükseldi birden. Reşat altınım dediği kızını seviyor galiba. Ah Elif teyzem seni de görüyorum sokağın başında. Kilodan zor yürüyorsun. Kayboldunuz, neredesiniz şimdi? Sokağımızı ıpıssız bıraktınız.

Biraz daha yürüyelim sokağın üst başına doğru. Temur amcam geliyor telaşla. Bir yolculuğa çıkıyor galiba. Ellerinde valizler, çantalar…

Daha nice güzel insanlar gelip geçtiniz bu sokaktan.

Yılların yorgunluğuna yenilmiş sokağım, neredeler şimdi izlerini taşıdığın bu samimi insanlar? Birlikte büyüyen, birlikte yaşlanan, birlikte göçüp giden… Bir varmış bir yokmuşa döndü hepsi. Geride yılların yorgunluğuna yenik düşmüş bir sokak bırakarak...

Ve babamın sesiyle irkiliyorum. ‘’Kızım çay hazır’’, Yanaklarımı süsleyen damlaları elimin tersiyle siliyorum. Koca çınarın nazlandığım göğsüne başımı koyuyorum. Öylece dinlendiriyorum ruhumu. O bana neler olduğundan bihaber. Ve baba kız kaldığımız yerden muhabbete devam ediyoruz. Bazen de yudumlarken çaylarımızı uzun susuyoruz. Birbirimizden sakladığımız aynı hüzünlere konuşuyoruz aynı anda.

Ve an’da uzaklara gidiyoruz. Filmi baştan sarıyoruz, ilk izler gibi…



PAYLAŞ