Kendini Selamlayanlara Selam Olsun!
Yazar: Neval ŞAHİNÜÇER   |    Yayın Tarihi: 02 Aralık 2016   |    1114 Kişi tarafından görüntülendi.

Kapılar aralandı, bir huzme süzüldü. Tahtın, bahtın ve hükmün sahibi kadrini kadir kanadına bindirip, yeni hükümler kurmaya geldi. Umulur ki, kamerin cilvesinden sebat arayan bir hal, hemhal olmuş o gönülde, bir necvaya sultanın rahmet hazinesinden bir ganimete vasıl olur. O divanda nice sırlar setredilmiş. Divaneden bir söz çıkar divana sığmaz,  divana sığsa kelama sığmaz.

Ölüm dediğin, kelimelere bindirilmiş bir mecaz. Kadirşinas, kabre girmeden kalbinde varid bir kelam, gönlünde bir huzur eşliği, rahmetin eşiğinden içeri vasıl oldu. Sevinçten azade, şaşkınlıktan biçare, sırtında yamalı bir mahcubiyet hırkası, varıp durdu huzura. O mu huzura durdu? Yoksa, huzur mu ona vasıl oldu? Bilinmez…

Since de bizr bitmez. (Mezarda tohum bitmez) “Sin’den biraz amel, bir damla nutfe, bir avuç toprak getirdim. Bilirsin mahcubum sana, lakin mağrur nefsimi getirdim. Zindeyim, candan öte ziynetim yoktur. Gel! Bilmez misin? Feryadı duyanlar Leyla bildiler, bilmediler Mecnun Leyla’dan Mevla’yı seyreder.

Sen ki! Çölde bir vaha, kumlar arasında bir inci, mabuduna uçuveren bir zümrüd-ü anka kuşusun. Ölüme sevdalı takvimler, zamanın hışmına uğratır insanoğlunu. Zaman olmasa, ölüm anılır bir hakikat olmazdı elbet. Yaşama içgüdüsünü bütün acılardan kuvvetli kılan yaradan, ölümü de insanı ebedi bir dirilişte diri tutmak için var etmiştir adeta.

Seni kendi suretinden, üstün bir ahlakla ve makamla yaratan, senden daha kıymetli bir şey yaratmamıştır ki. İşte!  Seni şah damarından yakalayan o tezahürat. Secde edilen o insan, hiç değilse safı belli olsun diye, harlı bir yangına bir damlacık su taşıyan cengaver karınca misali, safları sıkı tutandır. Kendinden olanlarla diz büküp oturduğu hak sofrasında, aynı çorbaya kaşık sunandır.

Bu dünya seferinde alemin gönülgahını sebatkar bir niyetle, makbul bir tövbeyle, makul bir sabırla, samimi bir tevekkülle ve hatta küçücük bir tebessümle yücelttiği mananın şükrüne, şükür yetişmez. Hakkın nazarında kemiyet mi var? Liyakat dediğin nedir ki, Can? Sen nur ol, “O” rüzgarın şavkına sürsün seni. Yaşamı bir külfet değil, kendini gerçekleştirmeye bir fırsat ve kemalat için bir devrim sayanların varlığıdır, nurunu tamam edeceği ahdi. İşte onlar ki, bu kutlu seferden bin muhteşem ganimetle ahiret yurduna vasıl olup, sultanın huzurunda selam ile karşılanacak olanlardır.

Rahmetin ipi kendinden menkul, sıkı tut. Açlığa değil aç doyurmaya, haklı olmaya değil haklının yanında olana iltifat eden ve nefsini sığaya çeken, bir niyetin şerefini, bir ömrün izzetine bağlar.

Kalbini açana nefsini ilham edenin lütfu Meva'dan süzülür, bir avuç şimrah olur. Merhamet ziyafeti, şefkat sofrası. Gecenin karanlığından fecrin aydınlığına, güneşin doğuşundan gün batımına bir kamer dönümünün hayrından, bin ömre nevzuhur manalar şöleni. Selama salah, cem olur.

“Zülcenahayn olmaz zahid_i pindar, Perde_i zanda nühüfte kalır, iman kanadı” diyerek ihtar ediyor Yenişehirli Avni. Meali; “kendini zahid zanneden kanat sahibi olmaz, zan perdesinde bir makamdır onun iman kanadı” Ağyara itibar edenin, ameline nazar etmek ne mümkün.

Şu fani dünya hayatı, kalbini titreten neyin varsa ondan ibarettir. Ölüm ise bir nihayet değil, ebedi bir zafer nişanıyla asli vatana dönüştür.  Şu mahcur dünya seferinde zamana ve ağyara mağlup olmayanlara, kametten selaya kendini selamlayanlara selam olsun…


Neval Şahinüçer



PAYLAŞ