Uyan! Uyan Kalk!
Yazar: Neval ŞAHİNÜÇER   |    Yayın Tarihi: 14 Aralık 2016   |    1749 Kişi tarafından görüntülendi.

“Delilik tek tek insanlarda pek seyrektir. Ama guruplarda, partilerde, halk arasında ve çağlarda kural olarak bulunur” der Nietzsche çağlar üstü tespitinde.

Ortaçağ Avrupa’sından göç edip, yeni kıtada yağma talanla yeni bir dünya inşa eden beyaz adamların delilik antolojisi.   Avrupai aydınların elinin altından çıkıveren binlerce yıllık medeniyet tasavvuru. Rönesans ve Reform; aydınlanan ari ırkın genetik mirasından zuhur eden şiddet eğilimi: Nazizm ve iki dünya savaşı. Irkçılık ve sömürgecilik.

"Tarih aslında, insanlığın suçlarının, çılgınlıklarının ve felaketlerinin kaydından pek fazla bir şey değildir; ama tecrübenin bize öğrettiği odur ki, halklar ve devletler tarihten asla bir şey öğrenmemişlerdir."der. Hegel

Birkaç litre daha fazla petrol, biraz hammadde ve doğal kaynak için gözünü dahi kırpmadan insanoğlunu katleden, harcı çocuk kanı ve gözyaşı ile karılan betonlarla inşa edilen bir medeniyetten medet uman mutsuz ve ruhsuz insanların coğrafyası.

Gittikleri nereye mutluluk götürmüştür ki bu beyaz adamlar? Medeniyet diye vaat ettikleri; yağma, talan, gasp, tecavüz,  hayvani bir vahşet. Hakikati dört kitabın dilinden merhamet ve şefkat diye haykırarak bağıran o sese sağır ve kör, top, tüfek ve bomba ile yaratıcısının karşısına dikilen; şiddeti, öfkeyi, merhametsizliği ve barbarlığı akıllı olmak zanneden iflahı zor, tehditkar bir delilik.

Uygarlık dedikleri sanrı; birbirimizi daha artistik gösterilerle katletmek için en üstün silahları üretmek, çöplüğe dönen uzaya daha çok uydu göndererek bu vahşeti son sistem dijital ekranlardan bilmem kaç boyutlu olarak gözümüze daha iyi sokabilmek,  teknolojik atıklarla kirlettikleri doğayı, genetiği ile oynanmış tohumlarla ve katkı maddeleri ile imal ettikleri besinlerle hasta ettikleri prototip insan ırkı.  Yaşama kabiliyetini çaldıkları insanlık için, başka gezegenlerde su damlası ve organizma kırıntısı aramayı insanlığa hizmet ritüeline çeviren katliamcı zihniyet. İşte! Damarlarındaki bütün kanı,  yaşama sevincini sömürerek kuruttukları nerede ise çöle çevirdikleri dünya gezegeni.

“İnsan kendi kendisini sessizce kaybeder. Kaybettiği başka her şeyi fark eder de kendini kaybettiğini anlayamaz” derken çağlar üstü bir başka hakikati kendi içlerinden dillendiriyordu Kierkegaard. Akıllı ile deli arasındaki fark odur ki, biri bildiğini söylemez, diğeri söylediğini bilmez. Kendi meselesinin muktediri olamayanların, dünya meselelerinin aktörü rolüne soyunması da başka bir tür delilik seçkisi.

Vicdanlarımızın sonsuza kadar için için kanayacak en derin yarası: Irak, Libya, Lübnan, Afganistan, Mısır, Filistin, Suriye…  Bu vicdansız zulmün altında inim inim inlerken,  o son kutlu Nebiye inen ilahi mesajı, çöle dönmüş yüreklerinde hayatlaştırma savaşı veren, üzerinde değil bir damla su, serap dahi göremediği sahralarda yalpalaya yalpalaya vardıkları huzurda huzur arayan, aklı selim, kalbi kerim mazlum insanlar.

Katledilen yüreğimiz, ırzına geçilen duygularımız, iffetini kaybeden düşüncelerimiz. Eğer insana yaraşan bir tarifi olsaydı vicdansızlık hasletinin insandan bahsediyor olmazdık. Allah'ı zalimlerin yapıp ettiklerinden habersiz de sanmadık. “Arz-ı hâl etmeğe cânâ seni tenhâ bulamam. Seni tenhâ bulacak olsam kendimi asla bulamam”, dediği gibi Selikî’nin. Biz kendimize uğramadan kimselere gidemedik. Çünkü Allah buyuruyordu ki: Başınıza her ne musibet gelirse, bu sizin kendi ellerinizle yaptığınız ve/veya yapmadığınız işler yüzündendir.

Ya bizler hangi suçlardan masumduk? Allah’ın adaletine sığınıp öteliyor isek, biz Allah’ın adaletine razıyız da bakalım O bizim verdiğimiz hükme razı mı?Üzerimizde asırların ağırlığı "sabır" dedi biri, "zaman akıyor" dedi diğeri. Yattığımız o derin uykularda, dilimizi gönlümüzün kıyısına köşesine değdirip sözler söyledik. Ne ki, sarılsak da körpe bedenine bir çocuğun masumiyetinde arınamayacağımız günahlarımız da var. Körelen vicdanlarımızda, zamanın hazmettiğini sabır, aldığımız yarayı ışığın bize akacağı yer belledik.

Elinde bin yıllık paslı bir çuvaldızla kalbimize narkozsuz dikişler atan beyaz adam! Nuh ile gemisinde taşınan insanlığın zürriyeti. Sakın, bugünkü üstünlüğüne güvenme. Bil ki! Bu bir kader değil,  Müslümanların makus talihi de değil.

“Eğer başımızdan taçlar ve elimizden cevherler gitmişse, kem gözle bizi yoksul görme. Biz, belki senin gözünde zarardayız, gericiyiz ve aşağılığız. Sen bilemezsin bizim dayandığımız, ''Lâ ilâhe illallah” tır. O, her iki dünyanın dayanağıdır. Bu günün ve yarının kederini içimizden attık. Böylece sevgiyle anlaştık. Biz, gerçeklerin gönlünde gizlenen sırrız. Biz, ay ve güneş gerçeğini tekrar parlatacağız. Bizim bulutlarımız yine yıldırımlar yağdıracak.”  diyerek tüm zamanlardan haykıran İkbali işitecek olanlar da var.

“Eğer deli delilikte direnseydi bilge olurdu” diyor William Black. Batı dünyasının tanrısı ile tutuştuğu bilek güreşinde yitirdiği o irfan; hor, hakir, kaba, ezik ve cahil gördüğü  müslümanın kalbinde terennüm ediyor.

Gerçekten delice direndikleri bu ilkel barbarlıktan bir bilgelik tezahür edecek mi? Yaşadığımız yüzyılın bütün acılarını mutluluğa dönüştürecek olan formül "Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva ile sorumluluk bilinci iledir” diyerek tüm insanlığı tevhid çatısı altında birleştiren nebinin  evrensel mesajı onların bu müzmin enaniyetlerine de şifa olacak mı?

İslamın tevhid anlayışına bütün dünyanın ihtiyacı var. Biz abese değil, abeseye bakan Arifin tebessümü ile bize uyumlanacağınız, medenileşeceğiniz güne kadar sadakamıza sadık kalacağız. Allah ile ahdimizi bozmayacağız.

Kainata sığmayıp mümin kulun gönlüne sığan, o ilahi fısıltının muhatabı dünyanın kalbi doğunun sinesinde atıyor. Mevlana’nın “Bütün zehirleri bala çeviren iksir’ diye tarif ettiği o aşk;  akıl ile gönlünü kucaklaştırıp,  yaratılanı yaratandan ötürü sevmeye iman edenler elbette bir gün yek yürek, tek beden olup ittifak edecek.   Bir gün bizlerle istihza edenlerle istihza edeceğimiz günler de gelecek. Genlerinize nüfus etmiş bu müptezel barbarlığınızın farkına varıp, insan olduğunuzu hatırlayacağınız o güne kadar sabırla mücadele edeceğiz.

Zulmünüzün karşısına insanı ihya eden bilimle, ilk kelimesi “İkra” olan aklı selim ilimle, bir topluma olan kininiz sakın sizi adaletsizliğe ve zulme sevketmesin ikazını içselleştiren sorumluluk bilinci ile, kuranda secde edilesi insanın yaratılış hakikatini tebliğle ve cihatla çıkacağız.  

Artık, yattığımız derin uykulardan uyanmamız lazım. Vaiz mescidde halkı irşad ile meşguldür. Oğlu da medresede dersini okumakta.Vaiz bir ihtiyardır fakat kafası çocuk...Oğlu bir gençtir, lâkin daha gençken bunamış. “İnkılâp lâzım bize. Bize inkilâp lâzım.” Binlerce rahmet olsun hakikati haykıran İkbal’e

''Derin uykuya dalan gonca, uyan, uyan kalk!
Nergis gibi gözünü açıp etrafına bak .
Safâ sarayımızı keder, talan etti bak .
Kuşlar ötüyor, uyan! Ezanlar okunmada...
Bu ateşli feryatlar,
Her tarafı kavurdu.
Her tarafta bir figan...
Uyan derin uykudan!
Derin uykudan uyan!
Bak bütün Şark ne hâlde!
Külü göğe savrulmuş...
Boğulmuş bir inilti, susuyor, eseri yok
Bu kaybolmuş bir feryad.
Bu toprakta her zerre bir muzdarip nazardır.
Hindistan'dan isyan et,
Semerkand'dan, Irak'dan
Hemedan'dan tuğyan et!
Bir hayat göster, canlan!
Uyan derin uykudan!
Derin uykudan uyan!
Derin uykudan uyan!


Neval Şahinüçer



PAYLAŞ