Batının Bitmeyen Doğu Tutkusu
Yazar: Prof. Dr. Rıdvan CANIM   |    Yayın Tarihi: 01 Ocak 2017   |    950 Kişi tarafından görüntülendi.

... ve Bir Kitap: Efendilik-Şarkiyatçılık-Kölelik 

Yıllar, hatta asırlar geçse de bazı şeyler kolay kolay değişmiyor.. Batı’nın “Doğu” aşkı da bir türlü bitmeyen tutkulardan biri.. Yaşadığımız günler bizi bir kez daha bu “tutku”nun nedenlerini ve kökenlerini irdelemeye sevkediyor ister istemez.. Yıllar önce basılmış bir esere bir kez daha ve yeni bir bakışla dönüşümüz anlamına geliyor bu..  Doğu-Ba
tı kavşağında ilginizi çekeceğine inandığım bir eserden söz edeceğim sizlere.. Jâle Parla’nın İletişim Yayınları arasında çıkan “Efendilik-Şarkiyatçılık-Kölelik” adını taşıyan kitabı, Ortadoğu coğrafyasını kan gölüne çeviren Batı’nın asırları aşan “Doğu” tutkusuna ışık tutuyor bu anlamda.. Belki aynı gerekçelerle Edward Said’in Oryantalizm’i de yeniden bir kez daha gündeme gelmeli bu günlerde.

Batı'nın Doğu'ya bakış açısına olduğu kadar, Doğu'nun Batı'ya bakış tarzına da yeni boyutlar getiren ve yedi bölümden oluşan bu eserin birinci bölümü "Doğu Miti" adını taşıyor. Özellikle 18. yüzyıldan sonra Batı'da bir Doğu miti fikri doğar. Esasen bu fikri, romantik arayışın tabii bir tezahürü olarak görmek gerekir. Zîra bu asırda batının bütün romantiklerinin dikkatleri Doğu dünyasına çevrilir ve bu coğrafya üzerinde yoğunlaştırılır.Eserin bu bölümünde şarkiyatçılardan Raymond Scwab ve Edward Said'in  görüşlerine yer verilir. Özellikle Edward Said l978'de yazdığı "Oryantalizm" - Sömürgeciliğin Keşif Kolu- isimli eseriyle Batı'da hâkim Doğu anlayışına ters düşecek çok değişik fikirler ileri sürer. Bu fikirlerin ağırlık merkezi; batının her bakımdan Doğu'ya ve doğu milletlerine sömürge gözüyle bakması meselesidir.

Batı'nın Doğu'ya bu bakış tarzı, 19. yy.romantikleriyle daha da esrarlı bir havaya bürünür. Doğu, eskiden beri Batı'da sadece birtakım metinlerle vardır ve Doğu hakkında verilen hükümler de bu metinlere göre şekillenmektedir. Öyleyse yeni arayışlar noktasında bu metinlerin çoğaltılması ve zenginleştirilmesi gerekir.

Batı'da 19.yy. edebiyatında romantiklerin tek ilgi sahası Orta-Doğu (Şark)tır. Doğu, onların elinde alabildiğine yabancılaşır ve esrarlı bir havaya bürünür. Byron, Moore, Hugo, Vigny, Musset, Flaubert, Baudelaire, Lamartine vb. şahsiyetler başta olmak üzere birçok yazar Doğu'yla ilgilenir. Bunların hemen hepsinin kafasında bir Doğu tanımlaması vardır. Hepsinde bir Doğu özlemi, kafalarında bir Doğu hayâli vardır. İşte özellikle bu asırda romantiklerin birbiri ardına gelen yolculukları aslâ tesadüfî değildir. 

Doğu miti içerisinde Türk miti'nin ayrı bir yeri olduğu gerçeğini de unutmamak gerekir. Dikkatle bakılacak olursa,Türk mitinin âdeta Doğu miti'nin kristalize edilmiş şekli olduğu görülecektir. Bu mit Kırım Savaşı'yla yıkılır.

Eserin ikinci bölümünde "İngiliz ve Fransız Edebiyatında Türk Miti'nin Kökenleri" başlıklı konu işlenir. Burada özellikle tarihî şahsiyetlerin Fransız edebiyatına çeşitli türlerde tesirlerinden bahsedilir.  Du Ryer'in "Rudimenta grammatices linguae turcicae (Türk Dilinin Grameri) ve Herebelot'nun "Bibliotheque orientale'i sırayla 1630 ve 1697'de yayınlanır. Bu ve benzeri eserler Türklere olan ilgiyi daha da arttırır. Bu arada Volney'in Mısır ve Suriye'ye yaptığı yolculuklar; "Voyage en Egypte et en Syrie" (1782-84) adlı eser de, sosyoloji, siyaset ve dinde bilimsel tarafsızlık iddialarıyla bir gözlem kitabı olarak yayımlanır. Aslında Volney, bu yapıtıyla şarkiyatçı düşünceyi önemli ölçüde etkilemiştir. Bu düşünce, Batı'nın Doğu'dan çok şey öğreneceği ve Doğu-Batı arsındaki uçurumun edebiyat vasıtasıyla değil, tarih tarafından kapatılacağını ortaya koymuştur. Chateaubriand ise "Paris'ten Kudüs'e" adlı eserinde Türkleri "barbar" olarak niteler.

Osmanlı tarihini kaynak olarak kullanan Elizabeth tiyatrosunda hemen bütün oyunların konuları, Türkler ve Türklerle ilgili şiddet, zorbalık, entrika, intikam ve ihtiras üzerinedir. G.P.Marana yazdığı; "Bir Türk Casusunun Mektupları" adlı 8 ciltlik eseriyle yeni bir tür başlatır : Doğu'yu, sözde oradan yazılan mektuplarla anlatmak. 

W.Beckford'un öyküsü (Halife Vatek'in Hikâyesi) aslında köklü bir Batı mitinin, Faust mitinin doğululaştırılmasıdır. Halife Vatek, Harun Reşid'in torunudur. İlginç olan yanı Beckford, bu eserini Doğu'yu hiç görmeden, l00l Gece Masalları'ndan, Doğu'ya yolculuk anılarından, mektuplardan ve Doğu üzerine yazılan metinlerden hareketle yazar. 

Eserin 3.bölümünde "Byron'ın Yarattığı Türk Miti" başlığı altında Türk mitinin Byron tarafından nasıl ortaya konulduğu anlatılır. Byron, "Child Harold'un Hacc Yolculuğu" adlı eseriyle Türk mitini oluşturur. Aynı şekilde onun "Turkish Tales" - Türk Masalları- adlı eseri de bu mitin oluşmasına kaynaklık eder. Byron, Türk mitini Yanyalı Ali Paşa'nın şahsında yaratır. Kısaca söylemek gerekirse, O'na göre Doğu baştan başa bir suç beldesidir. 

1809 yılında Marsilya'dan yola çıkarak, İspanya, Sırbistan, Yunanistan üzerinden Türkiyeve Mısır'a geçen Byron'un, Child Harold ve Turkish Tales'te "zalim ve hunhar Türk" imajını bütünleyebilmesi için bir de mazluma ihtiyacı vardı. Bu mazlum, Child Harold'da Yunanistan olur. Böylece Byron, "Büyük Yunanistan" idealinin fikir babası olur.

Dördüncü bölümün başlığı; "Victor Hugo'da Türk Miti" adını taşır. Hugo, Les Orientales (Doğu Şiirleri) adlı eserin sahibidir. Bu eserin önsözü bir anlamda Doğu miti kuruculuğunun manifestosudur. Hugo, birçok bakımdan Byron'un tesiri altındadır. Şarkiyatçılık konusunda da onun en yakın izleyicisidir. Byron'un "Yanyalı Ali Paşa"sına karşılık, Hugo'da da "Paşa'nın Acısı" ve "Derviş" adlı şiirlerinde sözünü ettiği Tepedelenli Ali Paşa motifi görülür.

Eserin 5. bölümünde; "Lamartine ve Türk Mitinin Politizasyonu" konusu ele alınmıştır. Lamartine, Doğu'nun yeni bir felsefenin temel taşlarını oluşturacağı kanaatini taşır. Yine de Lamartine'in doğuya bakışında sayısız çelişkiler vardır. Lamartine, Batı insanının, aradığı manevî değerleri Doğu'da bulabileceğini, Batı toplumunda hızla makinalaşan insanın, insânî bazı unsurları ancak Doğu'da bulabileceğini ileri sürer. Batı'ya bir "kurtarıcılık" misyonu yükleyen de yine Lamartine'dir. Söz konusu şahsiyet aynı zamanda Batı-Doğu yakınlaşmasına sömürgeci siyaseti de ekler. Esasen bu önemli bir hadisedir. Lamartine'in de diğer şarkiyatçılar gibi  doğuya yolculuğu vardır. "Voyage en Orient" adlı eserini bu yolculuğu üzerine yazar. Doğu'ya yaptığı bu yolculuk Lamartine'i çeşitli yönlerden etkiler. Hatta bu yolculuğundan sonra dînî temayüllerinde bile değişiklikler görülür.

Lamartine, Türk dostu olarak bilinir. Hatta kendisine ikâmeti için toprak bile tahsis edilir. Fakat Lamartine, gerçekten fikrî bazı temayülleri olan, siyâsî konularla da uğraşan birisidir. Ona göre Osmanlı imparatorluğu can çekişmektedir. Bundan istifade edilmelidir. Bundan istifade ise ancak akılcı politikalarla mümkündür. Osmanlının nasıl parselleneceğini Fransız parlamentosuna getiren ve ona ilmî bir kılıf geçiren de Lamartine'dir. Fransız parlamentosunda yaptığı konuşma bir haçlı çağrısından başka bir şey değildir. Ona göre Batı daha şimdiden Doğu'nun efendisidir. Diğer taraftan yine Lamartine'e göre Fransa sanayileşme yolunda hızla ilerlerken nüfus olarak da artmaktadır. Artan nüfusa iş sağlama güçlüğü karşısında  onun getirdiği çözüm; yeni sömürgelerde koloniler kurmaktır. Artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayabilmek ancak bu sayede mümkündür. Üstelik Osmanlı imparatorluğu büyük bir hızla çöküşe yaklaşmaktadır. Tanrı bir dert verdiyse onun dermanını da vermiştir. Dert, Fransa'nın her geçen gün içte ve dışta büyümesi, derman ise, talan edilmeye hazır büyük bir imparatorluktur. Bütün bunlara rağmen Lamartine, Osmanlı imparatorluğunun sahip olduğu topraklarda işgalci değil, himayeci bir politika takip edilmesi taraftarıdır. Lamartine, özellikle Osmanlı toplumunun sosyal yapısında müşahede ettiği "tevekkül" unsurunu Fransız toplumuna taşımaya ve uygulama sahasına geçirmeye çalışan bir kişi olarak da dikkati çeker. Bu sebeple de bir dizi roman yazar. 

Eserin 6. bölümünün başlığı; "1835-1850 Arasında Doğu Yolculuğunun Düş Kırıklıkları" adını taşır. Bu bölümde yavaş yavaş Doğu mitinin yıkılışı ve yerini alelâde Doğu'nun alışının hikâyesi yer alır. Bu hazin bir hikâyedir.

Yedinci ve son bölüm; Thackery ve Charles Dickens'in Türk mitini nasıl yıktıklarının öyküsünden ibarettir.

Batılılaşma maceramızın tarihî, siyâsî ve kültürel sürecine ışık tutan bu ilginç eser, Doğu ve Batı'yı bir arada görmek isteyenler için de incelenmesi gerekli bir yapıt sayılabilir.



PAYLAŞ