Bir İstiklâl Daha Var!
Yazar: Kahraman GÜNDÜZ   |    Yayın Tarihi: 02 Ocak 2017   |    742 Kişi tarafından görüntülendi.

“Ey zâir-i sahip nefes,

Hubb-u sevdâdan meyli kes,

Dünyada kalmaz hiç kes,

Allah-ü bes, bâki heves....”

Keçecizade Fuad Paşa’nın mezar kitabesinden

 

Sevgili Dostlar,

Bugün de sizleri tam 150 yıl öncesine götüreceğim. Sultan Abdülaziz ile Paris seyahatine çıkacağız. Yanımızda Hariciye Nazırı Keçecizade Fuad Paşa da olacak.

Evet, tam 150 yıl öncesi, 1867…

Yer Paris

III. Napolyon’un daveti üzerine Osmanlı hey’eti Fransa’dadır.

Bu gezi esnasında, yarı resmi bir toplantıda III. Napolyon, Keçecizade Fuad Paşa’ya isteklerini sıralar:

Süveyş Kanalı açılmalı…

Girit, Osmanlılardan alınıp Yunanistan’a verilmeli…

Kudüs’teki kutsal yerlerden Katoliklere ait olanların yönetimi Fransızlarda olmalı…

Keçecizade Fuad Paşa bıyık altından bu “siparişlere” gülümserken, Napolyon aba altından sopa göstermeye devam edecektir:

Zaten bu meseleler sizin için büyük bir dert... Yorgun omuzlarınızdan bunları atıp hafifleyiniz...

Fuad Paşa istifini ve gülümsemesini hiç bozmadan cevaplar:

Biz hâlâ çok güçlüyüz Haşmetmeap. Tehditlere boyun eğmeyiz.

İmparator bir kahkahadan sonra:

Yapmayın” der, “devletinizin ne kadar zayıfladığını bütün dünya biliyor.

Bu örtülü tehdit karşısında, Fuat Paşa şu tarihi cevabı verir:

Haşmetmeap! Üç yüz senedir, siz dışarıdan, biz içeriden yıkmaya çalıştık, ama bir türlü Osmanlı’yı yıkamadık! Bana bu kadar tahribe direnebilecek başka bir devlet gösterebilir misiniz?

 

 

Keçecizade Fuad Paşa bu diyalogdan yaklaşık iki sene sonra -kaderin bir cilvesi olsa gerek-, yine Fransa’da, Nice’de son nefesini verecektir. Paşa, öleceğini biliyormuşçasına Nice’e gitmeden önce mezarının kitabesini hazırlatmıştır bile:

“…Ben Fuad-ı asr idim,
Mesned-i ruh-u devlet idim,
Nakş-ı Hümayun sadr idim,
Gösterdi cahr ruyu âbes...”

Bu seyahatten on yıl sonra da Sultan Abdülaziz Han, menfur bir darbe ile tahttan indirilip, her iki bileği birden kesilerek katledilecektir.

 

(İbretlik bu fotoğrafta, ortada oturan Sultan Abdülaziz Han’dır)

***

 Sene 2017…

150 yıl sonra dostlarımız (!) ve müttefiklerimizin (!) bazı “istekleri” var yine:

Güneyimizde bir YPG-PYD kanalı açılsın…
Türkiye’nin Ortadoğu ile fiziki bağı tamamen kopsun, izole olsun…
Suriye birkaç parçaya bölünsün…
Bu arada Türkiye kendi işine baksın…
Terörle bu şekilde ve şiddette mücadele etmeyiversin…
OHAL kaldırılsın…

Vesaire… Vesaire…

Dostlarımız (!) bizim iyiliğimizi düşünürler hep, bilirsiniz:

Zaten bu meseleler sizin için büyük bir dert... Yorgun omuzlarınızdan bunları atıp hafifleyiniz...

Bugün, göğsümüzü gere gere, Avrupa’nın, bölgenin ve hatta dünyanın en güçlü devleti olduğumuzu söyleyebilmemiz için Fuad Paşa gibi gür sakalımızın ve bıyığımızın olmasına gerek yok. Az biraz iz’an ve zerre miskal mizan yeterli bunun için.

Şimdi size bir senaryo çizeyim dostlar:

15 Temmuz’u götürün Almanya’ya bırakın…

17 Aralık’ı İngiltere’ye…

25 Aralık’ı Fransa’ya…

6-8 Ekim olaylarını da mesela İspanya’ya…

Belçika’nın hatırı kalır, hendek savaşları da onların olsun icabında…

7 Şubat krizi de Hollanda’ya hediyemiz olsun…

Gezi olaylarını alabilecek bir Avrupa ülkesini siz seçin haritadan…

On yıldır ülkemizde kahpece patlatılan bombaları İtalya’ya, Avusturya’ya, Macaristan’a, İsviçre’ye, İsveç’e, Norveç’e pay edin, adilce…

Yunanistan, Bulgaristan, Hırvatistan, Polonya, Portekiz, Slovakya da misafir ettiğimiz üç milyon mülteciyi aralarında bölüşsünler; beş yüz, beş yüz…

AB’nin doğu sınırında yıllarca süren bir savaş da olsun, oldu olacak…

Sayayım mı daha?

Görelim bakalım, bu şartlarda ortada bir Avrupa kalacak mı?

Efendiler!

Bütün bunlara ve daha fazlasına, üstelik içimizdeki -ve firari- hainlerimize rağmen yıllarca göğüs geriyoruz…

Ve bütün bunlara rağmen ayaktayız ve hala BÜ-YÜ-YO-RUZ!

Huzur ve refah içindeki Avrupa” küçülürken…

Ne kadar sinir bozucu, değil mi?!

Efendiler!

Uyanın! Uyanın ve bu ülkeye sahip çıkın!

5 gün sonra Charlie Hebdo saldırısının ikinci sene-i devriyesi olacak ve o günden beri Fransa’da OHAL devam ediyor, biliyorsunuz değil mi? Paris’in, Nice’in, Lion’un sokaklarında ağır silahlı “cendermeler” dolaşıyor el’an…

 

   


Dost bildiğimiz ülkelerin sokaklarında, AVM’lerinde Fehriye Erdallar, Zekeriya Özler, Bülent Keneşler, Adil Öksüzler, darbeci kaçak askerler… huşu içerisinde fink atıyorlar.

Ve bu dostlarımız(!) bir de utanmadan bizlere hak, hukuk, insan hakları mavalları okuyorlar, beslemeleri sağda solda canlarımıza kıyınca da sıkılmadan baş sağlığı mesajları yayınlıyorlar, iyi mi?

Yerseniz artık!

Siz yemeyebilirsiniz ama her haltın da bir yiyicisi oluyor işte!

Kalınız sağlıcakla efendim.

 

twitter : @Kahraman_Gunduz



PAYLAŞ