Fetih Mukaddes Bir Davadır
Yazar: Neval ŞAHİNÜÇER   |    Yayın Tarihi: 19 Ocak 2017   |    1908 Kişi tarafından görüntülendi.

Ya kavga ya barış. İnsanlık aleminin ateşle imtihanı. Bu bugün böyle, yarın da öyle olacak. Eğer, tamah etmekten vazgeçtiğimiz her şeye karşı hür isek; ihtilafsız, esaslı bir davaya ihtiyacımız var. İlahi nazarda en sevilen insan olmaya, dava insanı olmaya. Dava insanı olmak, hak yolunda bir gönül eri olmaktır çünkü. Dava insanı olmak, adaletin mimarı olmaktır. Zulmün karşısına dikilmektir. Sırat-ı Müstakim denilen hak yolunda hakkaniyetin şuuruna ermektir. Sıratı Müstakim, üzerinde adaletin anıldığı vatandır biraz da. Namusun, şerefin, izzetin ve haysiyetin teminatıdır vatan çünkü. Mukaddes bir emanettir.  

Meğer, aramızda doğruluğu ile tanınanların yöneldiği tüm çıkmaz sokaklar, yalnız adalete varmak içinmiş. Barışın, adaletin ve huzurun yanında, bozgunculuk ve fitnenin karşısında, dosdoğru bir yol üzerinde, yola revan olmak içinmiş.  
İnsanlar arasında adaletle hükmetmek ve emanetleri ehil olana teslim etmek için.  

 Birlik ve dayanışma bağlarını tahrip eden, ne korkunç bir felakettir fitne. Milletçe ibret alınacak bir fitne ateşinin içinde kavrulduk adeta. Üzerinde yaşadığımız topraklar; ödenmiş ve ödenecek bedellerle, vatanını kendi şahsiyetinden, malından, namusundan, canından mukaddes addeden kahramanların diyarı. Bir memleket ezgisinin, ince belli bardaktan içilen çayın ve minarelerden süzülen salatın, bir Allah Selamının ruhudur bu vatan. Toprağın tılsımından yoğrulan özün; yüceler yücesi kudretin, imanlara nakşettiği aşkın adıdır bu   coğrafyada vatan.  
 Kainatın o muhteşem ahengi.Kalplerimizi mizana getiren üç yüce mana; iman, umut ve aşk. Onlar ki, birbirlerine şefkat kanadını indirmişler, sevgi ile sarıp sarmalamışlardır. Tüm farklılıklarımıza ve aykırılıklarımıza rağmen ve dahası rağmenlerimize rağmen birlik ve beraberlik ruhuna her zamankinden daha fazla muhtaç olduğumuz bu günlerde, fitne ve ayrılıklardan ateşten kaçarcasına kaçmak zorundayız. 
Dik bir yokuşu aşmaya çalışan yorgun ve terli kaplumbağaya nereye gittiğini sorarlar. O da “hacca gidiyorum” cevabını verir. “Sen bu yükle, bu yavaşlıkla, bu ağırlıkla mı hacca gideceksin? Bu çok zor bir yolculuk” derler. Kaplumbağa “olsun o yolda ölmek de güzel” cevabını verir. 
Ne çok ihtiyacımız var şu günlerde sabra ve sebata. Haklı olmaktan vazgeçip, haklının yanında olmaya. Kırgınlıkları, kızgınlıkları merhametle, bağışlamakla karşılamaya. Eski hesapları kapatmaya. Helalleşip, el sıkışmaya ve yeni başlangıçlar yapmaya. Ötekinin biz olduğunu anlamaya. Hor görmeyip, hoş görmeye. Sarmaşıklar gibi sarılmaya, kırıldığımız yerlerden filizler verip çiçekler açmaya. Bel kemiğimizi kırıp felç eden o ayrımcılıktan, gövdeleri hain ittifaklarla darmadağın eden ötekileştirmeden, dağılmış bir tespih gibi saçılıp kaybolmaktan topyekün kurtulmaya çalışmaya ve bizim bizden başka dostumuz olmadığını hatırlamaya, ne çok ihtiyacımız var. 
“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez.
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”
Rahmet olsun kadirşinas Mehmet Akif’e.  

 Parçalanıp ayrılığa düşmeyenlere Sırat-ı Müstakim şanlı bir fetih çağrısıdır.“Doğrusu biz sana apaçık bir fetih ihsân ettik. Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru yola iletir.Ve sana Allah, şanlı bir zaferle yardım eder.” (Fetih Suresi) 
Fetih artık ne savaş, ne hattı, ne de sathı müdafaa değil. İmanla, umutla ve aşkla birlik ve beraberliğimizi kutsama hareketidir. İşte, hepimize apaçık ihsan edilen fetih; göklerin ve yerin mülkünde adaleti, barışı ve kardeşliği, birlik ve bütünlüğü tesis etmeye adanmaktır.  
 
 O fetih öyle bir aşktır ki; kureyşli, kuru ekmek yiyen bir kadının oğlunun davası uğruna anasını babasını, canını feda eden sahabenin, Hak Nebinin müjdelediği gönüllere inşirah sunan ecdat Fatih’in İstanbul’u fethinde saf tutanların, kurtuluş savaşında örneği görülmemiş bir milli mücadelenin timsali olan yüce bir milletin, on beş temmuzda vatan uğruna tankın, topun, tüfeğin önüne gövdesini siper edenlerin ve tüm terör şehitlerinin şehadetinde boynumuzun borcudur o fetih. Mahkeme-i kübranın suali sorgusudur. İslamla şereflenenlerin alınlarına vurulan mühürdür.  

 O vatan aşkı, siteme meyyal hüzünbaz bir şiirin dizesinde hayatlaşır kimi zaman. Kainata sığmayan kudretin sığdığı gönüllere nefes olur. “Bedava bağışladığım gönül hariç, ona verdiğim her şeyi helal ettim” deyiverir ötelerden. Şehadetin bedeli, vatan aşkı uğruna işte o bedava bağışlanan gönüldür. O gönül ki; vatanı sırat, şehadeti müstakim bilenlerin gönlüdür. Borçluyuz, sathı müdafaa uğruna can veren her bir şehidin şehadetidir artık bu fetih hareketi. Üzerindeki nimetlerin tamamlanıp, selam ile karşılanacak olanlara verilen kadim bir ahittir, o şanlı fetih.  

 Ayarı düşük ruhlar gönül terazisinde galebe çaldı. Kar bu kış gönüllerimize yağdı. Bir yanımız ateşe, öbür yanımız ayaza durdu. Lakin umutkarız. Elbet yaralar kapanır, sancılar diner, ruhumuz dinlenir. Eğer anlatacak bir şeylerin kalacaksa yarınlara, bugün yarının teminatıdır. 
İşlediği ihanet günahından, kalbi derin azaba gark olmuş bir zat nedamet içinde kıvranmakta, Ravza-i Mutahharada derdine derman aramaktadır. Haline acıyan biri yanına sokulup sorar: 
Senin günahın dağlardan büyük mü?  
“evet büyük” cevabını alır. 
Denizlerden büyük mü? 
“evet daha büyük” 
Arştan büyük mü? 
“evet, arştan da büyük” 
“Peki Allah’ın rahmetinden büyük mü? 
“Vallahi, onun dışında benim işlediğim günah her şeyden büyük. Fakat Allah’ın rahmeti en büyüktür” 
İçinde debelendiği su birikintisini okyanus, bataklığı gül bahçesi zannedenler de bizdendir. Biz birbirimize sabrı ve merhameti tavsiye edenlerden isek, içimizden kötülük işleyip, zulmeden ve sonra nedamet içinde af dileyenlere de merhamet göstermek, onları da bağrımıza basmak zorundayız. Zira, merhamet büyüktür. Lakin, sevgililer sevgilisi Allah’ın rahmeti ise en büyüktür.  

 Dava insanı gönül insanıdır. Affa yakın durandır. Bin kapıdan, yüz bin kaleden içeri girebilirsin de küçücük bir gönülden içeri giremezsin diyerek, Hakkın muradını hak bilen o hak dostuna binlerce rahmet olsun.  Çünkü; Vedud olanın oturduğu tahttır, şahsı manevidir o gönül makamı. Değil mi ki en değersiz paçavralar, emsalsiz ve kıymetler üstü kaşmire dönüşmekte sevgilinin ellerinde, değil mi ki biz o emsalsiz gönülleri inşa etmeye vesile olmaya geldik ve değil mi ki en mukaddes fetih gönüllerin fethidir; imanla, umutla ve aşkla birlik ve beraberliğimizi kutsama hareketidir artık, o fetih.

mail:neval.sahinucer@gmail.com



PAYLAŞ