Ömer Seyfettin'in Edebî Kişiliği
Yazar: Sırrı ER   |    Yayın Tarihi: 09 Şubat 2017   |    631 Kişi tarafından görüntülendi.

“Yazmak… İşte bu güçtür. Ben yazarken çok ıstırap çekerim. Sinirlerim bozulur, sağ ayağım buz kesilir, ağzım kurur.”                                                      Ömer Seyfettin 

Ömer Seyfettin, edebiyata olan ilgisini ve beğenilerinin nasıl oluştuğunu, kendisini etkileyen şair ve yazarların kimler olduğunu Ruşen Eşref’e yazılı olarak vermiş, o da “Diyorlar ki…”  adlı eserinde bu yazıyı yayımlamıştır. Edebi kişiliğinin daha iyi anlaşılması için önce Ömer Seyfettin’in yazdıklarını okumanın daha yararlı olacağına inanıyorum.  

 “Daha ben çocukken evimizde birçok divanlar vardı. Onları okuya okuya edebiyata heves ettim. Fakat eski edebiyatın çeşnisini, zevkini tattığımı iddia edemem. Çünkü bunun için başka bir ilim, başka bir tahsil ister. Pek genç iken gazeller filan da yazdım. Fakat tabii bunlar saçma şeylerdi. O vakitten bu yana aklımda Leyla - Mecnun’lar kaldı. Demek ki aslında yalnız onları anlayabiliyormuşum. 

 Bugün artık “ Eski edebiyat”ımıza hiç taraftar kalmadığı için, bu mevzu bahse bile değmez sanırım. Divan edebiyatı! İşte nihayet edebiyat tarihi için lüzumlu bir saha! Daha fazlasına aklım ermez. 

 Şinasi’den sonraki edebiyata gelince: Namık Kemal Bey’i Kemal’i çok sevdim. Evrak-ı Perişan’dan sayfalar ezberledim. Bana hayatiyet veren, beni iyiye, doğruya, güzele samimiyetle alakadar eden Kemal’dir sanıyorum. Ne yalan söyliyeyim Hamid’i pek o kadar anlıyamıyorum. Ekrem Bey’e gelince, Nijad’ı için yazdığı şeylere hâlâ bayılırım, bunlar ne kadar insana tesir eden şeylerdir. 

Fikret!.. İşte bana mükemmellik şevk ve isteğini veren kimse! İdadiye mektebinde iken hep Rebab’ı okuyordum. Halit Ziya, bizim ilk üstadımızdır. Ben bir gece hiç uyumamış, sabaha kadar ‘ Bir Ölünün Defteri’ni okumuştum… 

Hüseyin Cahit bir tek roman yazmıştır: Hayal İçinde, ama ne roman! Hayat olduğu gibi bu romanın içindedir… Romanın kahramanı Nezih hâlâ gözümün önündedir. Mehmet Rauf’un Eylül’ü bizim edebiyatımızda emsali bulunmayan bir eserdir. Yüksek, ulvî, manevî, ruhî kadın aşkı! Hiç temas yok. İdeal aşk!. Aşkın hürmetten nasıl doğduğunu anlamak için bu romanı okumalı. Her vakit söylerim, yine de söyleyeyim: Eğer Tevfik Fikret’le arkadaşları tabii lisanı kavrayabilselerdi, şüphesiz bizim ebedî klasiklerimiz olurlardı. Çünkü onlar modern edebiyatın tekniğini olduğu gibi kabul etmişlerdi. 

Bakınız ben milli edebiyattan ne anlarım: Vezinle dilin tam Türkçe, yani tabii olması… Zira yaratıcı bir sanatkârın duygularına sınır çizilemez. Bu sanatkâr karakterine, aldığı terbiyeye, nelere karşı bir meyil duyuyorsa onlara göre yazar. Hem, zannetmem ki, bir adam mademki bir topluluğun içinde yaşıyor; duyuşu, tarzı, milli anlayışı dışında yet denilen manevî dairenin içinde bunların her ikisi de yok mudur? Bu iki halin durmadan devam eden mücadelesidir ki hayata can verir. Mücadelesiz hayat, ölümün, yokluğun ta kendisidir. 

Genç şairlerden en beğendiğim Orhan Seyfi’dir. Sonra da Faruk Nafiz… Nesir yazarları içinde dilini en güzel bulduğum Refik Halit’tir. İşte tam İstanbul Türkçesi. Yakup Kadri temiz ve seçkin, derin bir yazardır ama ben yine, onu Refik Halit’ten daha üstün bulamam. Çünkü Refik Halit’ten daha kolay lezzet alırım, hayalim yorulmaz. Halide Edib Hanım son romancımızdır. Hatta henüz onun karşısında bir rakip bile yoktur. Ben “plastik” şeyleri çok sevdiğim için, onun hakkında fikirler ileri sürmek kudretini kendimde göremem. Herhalde gayet nefis yazıları var… 

Bana gelince; ortaya esaslı bir eser koymadan sanatkarlık hülyasına kapılmam bile!.. Edebiyatımızın hedefi: “Çok laf, az eser” dir. Ben şimdilik bu hedefi ve bu anlayışı bozmaya çalışıyorum. Ağustos böceği gibi, öterek yan gelmekten ise, karınca gibi çalışmak daha iyi değil mi? şimdiye kadar öttüğümüz el verdi; biraz da iş yapalım ki çorak edebiyatımız şenlensin, değil mi?”. (Ruşen Eşref Ünaydın, Diyorlar ki… Hazırlayan: Şemsettin Kutlu, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1972, s. 221–223.)  

Ömer Seyfettin Edirne Askeri Lisesi’nde okurken edebiyatla ilgilenmeye ve şiirler yazmaya başlamıştır. Bu şiirlerinin pek kaliteli olduğuna inanmadığından mıdır yoksa askeri lise öğrencisi olduğundan mıdır bilinmez, bu ilk şiirleri kendi ismiyle değil takma isimlerle yayınlanmıştır. 

Edirne Askeri Lisesi’ni bitirince İstanbul’a gelir ve Mekteb-i Harbiye-i Şahane’ye (günümüzdeki adıyla Harp Okulu’na) kaydolur. Bu okuldaki ciddiyet ve disiplin Ömer Seyfettin’in davranışlarında ve mizacında değişiklikler meydana getirmiş, bu durum hikâyelerine de yansımıştır. 

Harp Okulunda iken de şiirler yazdığı için arkadaşları arasında “şair” diye anılmaya başlamıştır. “İhtiyarın Tenezzühü” adlı hikâyesini de bu sıralarda yazmıştır. 

Harp Okulu’nu bitirdikten sonra İzmir ve Kuşadası’nda görevli iken yazdığı şiir ve hikâyeler, Selanik’te yayınlanan “Çocuk Bahçesi” ve “Kadın” dergilerinde yayınlanmıştır. 

Yabancı dillerden arındırılmış sade Türkçe’ye eğilimi de bu yıllarda başlamıştır. 

Ömer Seyfettin şiir ve yazılarında birçok takma isim kullanmıştır. Bunların belli başlıları şunlardır: F.Nezihi, Süheyl Feridun, Ç.Kemal, C.Nazmi, A.H.PervizM.Enver, Enver Perviz, Tahran, ŞitCâmasbAyas 

İzmir yıllarında Yakup Kadri, Baha Tevfik, Şahabettin Süleyman, Türkçü Necip gibi şahıslarla tanışmış, yazarlığının hazırlık aşamasını tamamlamıştır. “Rütbe” , “Gayet Büyük Bir Adam” ve “Pireler” adlı hikâyelerinde bu yıllara ait anılarından bahsetmektedir. İzmir’de iken yazdığı yazılar “Serbest İzmir”, “Sedat” ve “Muktebes” adlı gazete ve dergilerde yayınlanmıştır. “Serbest İzmir”in yazı kurulunda da görev almıştır. Bu yıllarda İzmir’de jandarma okulunda öğretmenlik yapmıştır. 

Daha sonra sınır boylarında birkaç yıl çalışmış, sıkıldığı zamanlarda bol bol kitap okumuştur. Bu arada Selanik’teki yayın hayatını takip eder ve Ali Canip Bey ile mektuplaşır. 28 Ocak 1910 tarihli mektubunda şunları yazar Ali Canip’e: 

“Sevgili Canip Bey, 

Cevabınızı almadan işte ben yazıyorum. Size bir teklifim var. Kanaatlerinize pek yakın olduğu için hemen kabul edeceksiniz sanırım. Bakınız. Ne? Biraz izah edeyim: Edebiyattan nefret ettiğimi ve bu nefretimin iğrenç ve tiksindirici bir nefret olduğunu yazmıştım. Bu nefretim edebiyata olmaktan ziyade lisanadır. Bizim lisanımız – her zaman düşündüğümüz gibi- berbat, perişan, fenne, mantığa muhalif bir lisandır. Garp edebiyatını biraz tanıyan mümkün değil bu nefretten kurtulamaz. 

Bu lisanı zaman ve vakıfane bir sây tasfiye eder.Ben, işte, edebiyattan vazgeçtikten sonra  tetebbu edeceğim fenlere, ilimlere çalışırken bu tasfiyeye de yardım edeceğim….     Sâyimin esasını teşkil edecek noktalar pek basit: Arapça Farsça terkiplerin hiç lüzumu yoktur. Bunlar ancak süs içindir. Kimin gösterecek, teşhir edecek fikri yoksa onları çok kullanmıştır. Eğer terkipler terkolunursa tasfiyede büyük bir adım atılmış olmaz mı? 

Bunu yalnız başaramam: Geliniz Canip Bey, edebiyatta, lisanda bir ihtilal vücuda getirelim. Ah büyük fikir. Sây, sebat ister.” ( Tahir Alangu, Ömer Seyfettin, Ülkücü Bir Yazarın Romanı, May Yayınları, İstanbul 1968, s.229) 

Ömer Seyfettin edebiyatla ciddi bir şekilde uğraşmak ve sadece yazılarından kazandıklarıyla geçinmek için ordudaki görevinden istifa eder ve Selanik’e gider.  

Hüsn ve Şiir” dergisi, adını değiştirerek “Genç Kalemler” adıyla yayınlanmaya başlamıştır. Ömer Seyfettin (Selanik’e gelmeden önce) derginin ilk sayısında yayınlanmak üzere “Yeni Lisan” başlıklı bir yazı göndermiştir. Ömer Seyfettin’in bu önemli yazısı derginin ilk sayısında imzasız olarak yayınlanır. (18 Nisan 1911) Bundan sonra Ömer Seyfettin de Yeni Lisan akımının öncülerinden biri olur. 

Ziya Gökalp ile tanışır. Genç Kalemler mecmuası İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yayın organı olmuştur. Ömer Seyfettin de bu cemiyete üye olur fakat aktif bir görev almaz. O, siyasi olaylarla değil, sanat ve edebiyatla uğraşmayı tercih etmiştir. 

Bu sıralarda “Bahar ve Kelebekler” adlı hikâyesini yazar ve Genç Kalemler’de yayınlatır. Bunu diğer hikâyeler izler. ( Pamuk İpliği, İrtica Haberi, Bomba) Selanik’te yayınladığı ilk hikâye “Primo Türk Çocuğu”dur. 

Ömer Seyfettin’deki milliyetçilik fikirlerinin gelişmesinde Ziya Gökalp’in rolü büyüktür. Ziya Gökalp her zaman maddi ve manevi olarak Ömer Seyfettin’e destek olmuştur. 

Ömer Seyfettin Selanik’te bulunduğu günlerde İstanbul’da yayınlanan “Teşvik” ve “Piyano” dergilerine de yazılar göndermiştir. 

Bu arada beklenmedik bir durumla karşılaşır Ömer Seyfettin. Trablusgarp Savaşı’nın ardından Balkan Savaşları başlayınca tekrar eski görevine çağrılır. O da ordudaki görevine geri döner. (10 Ekim 1912) 

Oldukça zor ve sıkıntılı geçen günlerinde “Piç”, “Hürriyet Bayrakları” ve “Mehdi”  hikâyelerini yazar ve bunlar “Türk Yurdu” dergisinde yayınlanır. 

Daha önce de yazdığımız gibi, bir yıla yakın bir sürelik esaret hayatından sonra 1913’ün son günlerinde İstanbul’a gelir. Savaşın getirdiği felaket ve sefaleti “Balkan Harbi Ruznamesi”nde anlatmıştır. Bu yazıları 1967 yılında Hayat mecmuasında yayınlanmıştır. 

İstanbul’da Ziya Gökalp ve Ali Canip Yöntem’le görüşür. Onların da yardımıyla Türk Sözü dergisinin başyazarlığına getirilir. Artık hikâyelerinin yanı sıra siyasi yazılar da yazmaya başlamış, iyiden iyiye Ziya Gökalp’in fikirlerinin etkisi altına girmiştir.  Bir süre yazdıklarıyla geçinir fakat bunun ilelebet böyle gitmeyeceğini anlar ve gelen teklifi kabul ederek Kabataş Sultanisi’ne edebiyat öğretmeni olur. (1914) Ölümüne kadar bu görevini sürdürmüştür. 

Ömer Seyfettin bu dönemde “Beyaz Lale”, ”Şimeler” ve “Gayet Büyük Bir Adam” hikâyelerini yazar.  

1917–1920 arası yazarlık hayatının en verimli yılları olmuştur. Bu arada oldukça çok hikâye yazmış, bunlar “Yeni Mecmua” ve “Vakit” gazetesinde yayınlanmıştır. 

Bu yıllarda hastalık belirtileri başlamış fakat o bunu önemsememiş ve çalışmalarını aksatmadan sürdürmüştür. Vefat ettiğinde birçok çalışması yarım kalmıştır. 

Otuz altı yaşında bu dünyaya veda eden Ömer Seyfettin edebiyatın değişik türlerinde birçok eser vermiş, en çok da hikâye alanında başarılı olmuştur. O Türk edebiyatının en başarılı hikâyecilerinden biri olma özelliğini bugün de muhafaza etmektedir. 

rrı ER

mail:
sirrier@hotmail.com



PAYLAŞ