İnsan İlahî Bir Mucizedir
Yazar: Neval ŞAHİNÜÇER   |    Yayın Tarihi: 15 Şubat 2017   |    1785 Kişi tarafından görüntülendi.

Ferş (yeryüzü), üzerinde nebat ve insan yetiştirilen bir ekenektir. Yaratılanın, eşyanın ve insanın  künhüne müteveccih olmak için, o ekeneğe ve balçığın mayasındaki sabra ve emeğe enikonu nazar etmeli mutlaka. Zira, emeğin değere dönüşmediği yerde, ne eşyanın kıymetinden, ne insanın erdeminden ve ne de erdemli bir insandan bahsetmek pek mümkün değil.  

Tabiatın sükutunda içselleşen ulvi bir bilinç, kutsal bir sezgidir o emek. Sürekli bir devinim ve dönüşümdür. Toprağa düşen tohumun, can suyu ile birleşip önce fidana, sonra dalları göğe uzanan büyük bir ağaca dönüşmesi veya biçildikten sonra bir düzlük üzerine yayılan tahıl demetlerinin, üzerinden geçen döven tanelerinin başaklarından ayırdığı bir buğday tanesinin önce un, sonra ekmeğe dönüşmesi gibi nazenindir o emek. Çiçeklerden ve meyve tomurcuklarından topladığı nektar ile kovana dönen bal arısının karnındaki nektarı emerek, salgıladığı özel bir enzimle çiğneyip kıvama getiren işçi arının kovana boşalttığı ve üzerini balmumu ile örterek bala dönüşmesini beklediği gibi özgün bir tasarımdır o emek. Ol, emrinin saygın bir ifasıdır. Muhakkak ki tabiatın öz bilincine nazar etmek, kudretin emeğe verdiği değere nazar etmektir. 

İnsan dışında yaratılmış olan eşya ve canlı, kendi hakikatini anlamlandırmak ile meşgul iken, şahsına kutsiyet vakfedilmiş ön insan ise fıtratını zulumat perdesinin ardına gizlemekte. İnsanlık tarihinin, evrenin belleğine düşen kozmik görüntüleri, adil olanın ahdini sorgulatacak en ağır insanlık suçlarının seçkisinden ibaret. Cüzi akılla bakıldığında doğrusu “kalemi kırmaya ve dünyayı yer ile yeksan etmeye” yetecek acımasız bir kıyım her yerde kol gezmekte ise de ecri, diğer bir deyişle emeği zayi etmeyen kudret, dünya denilen alemin bekasını da yine kemalat ve merhamet sahibi insanın manasına yüklemekte. 

Sabırla yekpare, metafizik bir zaman algısıdır o emek. Ecirlerin zayi edilmeyişini, bir kayanın içine gizlenmiş dahi olsa çıkarılacağını,  bir sivrisineğin örnek verilmesindeki detaya atfetmekten imtina etmeyeceğini tebliğ eden irade, ancak sabır ve niyet ile anlaşılacak işte o sebepler dairesini ecir ile sembolize etmekte ve yeryüzü denilen harman yerinden devşirilen o ecir, insan-ı kamil denilen hasata dönüşmekte.  

Bilim; hastalıkların, bağımlılıkların, kötü alışkanlıkların vb. genlerle nesillerden nesillere aktarıldığı söylerken takvanın, ihlasın ve imanın genetik veya kuantsal etkileşim yolu ile aktırılmasının mümkün olamayacağı söylenebilir mi? Hiçbir şeyin yoktan var edilmediği ve yok olmadığı bu niteliksel ve niceliksel dönüşümde, yaptıklarımızdan çok belki de bir şeyleri kaybetme korkusundan hiç yapmadıklarımızdan, umarsızlıktan, aymazlıktan, tembellikten ve rehavetten daha çetin bir sorgu beklemekte hepimizi.  

Umut, bütün dertlerin dermanı umut. Kötüysen kötülük yapmak kolaydır, ama biri sana iyi derse, kötü olmak artık o kadar da kolay olmayacaktır. İyiliğin anılması, o ihtimalleri sebepler dairesinde amele dönüştürmek, bir başka ecir olan niyettir. Amelini küçük görme! Kelebek etkisidir bu.  Dünyanın bir ucunda  bir kelebeğin çırptığı kanat, diğer ucunda bir fırtına çıkarıverir bilemezsin. Küçücük bir niyet, kocaman bir amele dönüşür. Hayret edersin.  Nitekim o; vazgeçeni değil, mücadele edeni. Duyabileni, hissedebileni, etrafını da mutlu edeni seviyor. Çevresini mutsuz ve huzursuz edeni değil. Başkalarının hakkını yiyeni değil, paylaşanı. Oturanı değil, çalışanı. Cezalandıranı değil, hoş göreni.  Nefreti değil, sevgiyi. Gururluyu değil, alçak gönüllüyü. Cebi değilse bile, gönlü zengin. Kalp kıranı değil, gönül alanı daha çok seviyor. Okuyanı yazanı, düşüneni anlatanı, ilimi bilimi, keşfedeni seviyor. Ecir sahiplerini, yani kendine benzeyeni seviyor...  

 

Gün olur, günaha düşme korkusu iman sahiplerini bile o ecirden mahrum bırakıverir. Niyetler bazen içindeki fesat ve vesveseden ve bazen de günaha düşme korkusundan çürümeye terk edilir. Nitekim, iki dervişin rıza-i ilahi yolundaki kıssası halis bir niyet üzere olan veled-i kalp’in bu halini anlatmakta. "İki derviş, yolculukları sırasında bir dere kenarına varmışlar. Genç bir kadın dere kenarında karşıya nasıl geçeceğini bilemez halde ağlamaktaymış. Dervişlerden biri, genç kadını kucaklayıp suyun öteki tarafına bırakmış. Öteki derviş, arkadaşının bu davranışını hiç hoş karşılamamış ancak sesini de çıkarmamış. Dervişler dere kenarından bir kilometre kadar uzaklaştıklarında; diğer derviş daha fazla dayanamamış ve arkadaşına hışımla dönmüş:- Sen, böyle bir şeyi nasıl yaparsın? Biz dervişiz! Bırak bir kadını kucaklayıp karşıya geçirmeyi, onlara bakmamız bile yasaktır! Hatta seni baştan çıkarabilirdi. Öteki derviş oldukça sakin karşılık vermiş: Dostum ben o kadını bir kilometre geride bıraktım. Sen? Sen ise hala onu taşıyorsun."  

Kıssanın hissesi, Yunus’un o engin gönlünde  “dervişlik olaydı taç ile hırka, biz dahi alırdık otuza kırka” diye söze gelip surelerin şahına Yusuf suresindeki şu ayete naif bir gönderme yapmakta: “yine de nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis şiddetle kötülüğü emreder. Ancak, Rabbimin rahmetiyle merhamet ettiği müstesna. Muhakkak ki, Rabbim bağışlayıcı ve merhametlidir.”  

Amelini büyük görüp, muhatabını minnet altına da alma. Bela her zaman felaketler ve kötülüklerle gelmeyebilir. Kimi zaman makam, mevki, şan, şöhret ve ihtişama bürünerek ucup ile de gelir. Bu, izzetin zilletle birlikte anılmasıdır. Ayılması zor bir sarhoşluk gibidir. Bir ömürlük amelin ecrini zayi ediverir. 

Hergün gözümüzün önünde niyetten, emeğe ve nihayetinde ecre dönüşerek insanın emrine verilen binlerce mucize zuhur etmekte iken, biz o yöne bakmıyor isek gördüğümüzün hakikat olduğundan nasıl emin olabiliriz.  

Külliyatın izahta acze düştüğü manayı, gönül gergefimize nakşeden bir makam-ı haldir o hakikat bilgisi. İşin erbabı, matlup olunan o hale “bir göz için, bin göze ikram edilir” diyerek hakikatin merhametini tekellüm etmekte. 

Veled-i Kalp (kalp çocuğu) dürr-i safi dir. Parlayan bir inci gibidir. İkrama düçar olan, veya olması ihtimal dahilinde bir çift gözdür. Kafasına kudret tacını takanlar, o işin ehli olmasalar da, ilahi takdir nasipte olanı sahiplerine eksiksiz taksim etmek için, bir iyiliğe bin vesile icat ediyor. İnsanlar arasında iyilikten başka üstünlük yok. Gönlümüzde ve elimizin altında olanlar, bize ecrin sahibinin emanetidir. Emanetin kıymetini bilenler, emanet edildikleri elin de kıymetli bir el olduğunu bilirler.  

Sevgilim; seni bu hüsnü cemal ile kemal ile görüp korktular hak demeğe, döndüler insan dediler. Nesimi’ye bin rahmet olsun. Bir bakışı için, bin göze ikram edilen, varlığı nimet, kıymetini yeterince bilip bilmediğimiz endişesini taşıyacağımız insanlar yoldaş olsun ömrümüze. Ecrimiz ziyadeleşsin. Onlara bir değil, bin ömür feda olsun... 

mail: neval.sahinucer@gmail.com



PAYLAŞ