Yazar Olmak İsteyenler
Yazar: Sırrı ER   |    Yayın Tarihi: 25 Şubat 2017   |    522 Kişi tarafından görüntülendi.

Her zaman ışıltısı devam eden, uzaktan bakıldığında özenilen bir meslektir yazarlık. Gıpta edilen, ulaşılmak ve sahip olunmak istenen...

Bir anket düzenlesek ve sorsak bu ülkede yaşayan insanlara “yazar olmak ister misiniz?” diye. Ezici bir çoğunluğun evet diyeceğini tahmin ediyorum. Peki, yazar olmak isteyenler bu işi nasıl yapacaklarını; yolunu, yöntemini, şeklini şemalini biliyorlar mıdır acaba? Çok azı bilse bile çoğunluğun bildiğini sanmıyorum.

Hiç kimse anasından yazar olarak doğmaz. Bu işin temellerinde okumak, araştırmak, dinlemek, gözlemek, izlemek ve bunları çokça yazmak vardır. Bu birikimlerini yazarken elbette dilbilgisi, imla ve noktalama kurallarını bilmek, yazdığı dilin zenginliğini, özelliklerini ve güzelliklerini kavramış olmak da lüzumludur. Cümleyi meydana getiren öğeleri, dilimizdeki kelime çeşitlerini bilmeden yazar olmayı arzulayanlar var. Bunlar yazarlığı basit bir uğraşı sanıyorlar, bilmiyorlar ki iğneyle kuyu kazmak gibi zor bir iştir beğenilen yazılar yazmak.


Size, yeni okuduğum ve çok beğendiğim, (yazarına da e-mail göndererek tebriklerimi ilettiğim) bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Ömer Sevinçgül’ün “Yazar Olmak İstiyorum” adlı nefis kitabı gerek sade dili ve özenli üslubu gerekse teorik bilgiler arasına sıkıştırdığı güzel örnekler ve anılar yönünden beni oldukça etkiledi. Bazı sayfalarını birkaç kez okudum ve önümdeki kâğıda notlar aldım.


Ömer Bey, yazar olmak isteyenlere yararlı öneriler sunuyor. Uzun yıllardan beri yayın işlerinin birçok kademesinde görev yapmış olmanın verdiği engin tecrübelerinden damıtarak vitamin tabletleri haline getirdiği tavsiyeleri, bırakın bu işe yeni başlayanları, yıllardan beri yayın işiyle az-çok içiçe olan beni bile aydınlattı. Önümde yeni ufuklar açtı desem yeridir.


Kitabı okurken yer yer notlar aldığımı söylemiştim. O satırları sizlere de aktarmak istiyorum. Kitabın kapağını açınca beni düşündüren şu cümleyle karşılaştım: “Çünkü insana en çok kitap yakışıyor ve mürekkebin kuruduğu yerde kan akıyor.”


“Günümüz dünyasında yazılı iletişimin önemi sürekli artıyor. Düşüncelerini etkin bir yazı diliyle anlatabilenler, hayatın her alanında daha başarılı oluyorlar.” (Önsöz’den)


“Yazmak özdenetimin en iyi yoludur. İç dünyana nizam verir. Fikirlerini düzenlemene yardım eder. Duygularını adlandırmada sana meleke kazandırır. Gözlem kabiliyetini geliştirir.


Hayatın ince ayrıntılarını görmeni sağlar. Sözün gücünü hissedersin. Kalemin ikinci dilin olur. Daha güzel anlatırsın kendini. Hayatına pencere açar, nefes alırsın. Ruhunda birikenleri sayfalara akıtır, rahatlarsın. “(s.9)


“Yazar samimi olmalı. İyi bir eser akıldan ziyade kalbi etkiler. Kaleminden süzülenler kalbinden çıkmalı… Gözlem yapmalısın. İnsanları dinlemelisin. Dünyadan aldıkların hammaddedir. Ruh imbiklerinden geçirmelisin onları. Yepyeni, tamamen sana özgü bir mamul haline geçirmelisin. Okumalısın. Hem kitapları hem de hayatı.” (s.23)


“Tahkiye bir ifade tarzıdır, bir anlatım biçimidir. Hikâye ederek anlatmaktır. Kurgu yapmaktır. Karakter oluşturmaktır. Kişileri maharetle konuşturmaktır.” (s.34)


“Güncel konulardan uzak dur. Hayattan süzdüklerini güzel bir dille anlat. Ayrıntıları yakala. Anılarına yönel. Zorlamasız, yapmacıksız, insani yazılar yaz.”


“Edebiyat, sanat, yazarlık bir arzu, meyil ve şevk işi. Yazma işi günün her saatinde devam eder. Arada sırada dönüp bakmakla olamıyor. Süreklilik, istikrar, sebat, devam istiyor.” (s.50) “Kilolarca gül yaprağını imbikten geçirerek bir şişe gül yağı elde eden zanaatkâr gibi, yazar da günlük hayattan ruh aynasına yansıyan verileri süzer, ayıklar, düzenler, ortaya bir sanat eseri çıkartır. Bir şehri kokusuyla dolduran bir şişe gülyağı gibi başarılı bir edebi eser de binlerce insanın ruhuna kokusunu yayabilir.” (s.51) “Bir büyük meydanda binlerce kişiye hitap eden bir hatip değilsin sen. Nutuk atar gibi yazmanın âlemi yok.” (s.60) “Bir yazar sadece yazmalı, her eserinde kendini biraz daha geride bırakarak ilerlemeli. Ünmüş, paraymış, satışmış, hiçbirini mesele yapmamalı. Yazmanın en önemli ödülü kendisidir. Bir arı düşünmez balım ne kadar satılır, kimler alır, nasıl yer diye. Kendi işine bakar, durmadan bal üretir. (s.145) “Herkes her şeye hemen ve şimdi sahip olmak istiyor. Oysa kalıcı sanat eserleri hemen ve şimdi üretilemez. Hayattan derlenen ham malzemeler, yazarın zihin kimyasında ezildikten, hassas sanat imbiklerinde süzüldükten, kendine özgü üslup kalıplarında demlendikten sonra eser haline gelir.” (s.146) “Usta yazar, sıradan yazarların beş altı cümleyle anlatabildiklerini tek cümleyle anlatabilir. Sadece anlatmaz, hissettirir de. Yazıların usta işi olsun istiyorsan lafı uzatma. Her şeyi sen söyleme. Okurun kalbine, aklına, hayallerine pay bırak. Kendisi bulsun da sevinsin, sahiplensin.” (s. 185) Kitapta, yazar olmak isteyenlere verilen öğüt, öneri ve temenniler, anılar ve diyaloglar o kadar çok ki ben ancak bu kadarını aktarabildim. Diğerlerini de kitaptan okursunuz artık. Yazmaya ilgi duyan herkese Ömer Sevinçgül’ün “Yazar Olmak İstiyorum” kitabını okumalarını tavsiye ediyorum. (Carpe diem yayınları, 8. Baskı, İstanbul-2010)



PAYLAŞ