Emin misin Çölaşan?
Yazar: Kahraman GÜNDÜZ   |    Yayın Tarihi: 04 Mart 2017   |    863 Kişi tarafından görüntülendi.

“…Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım!

-Boğamazsın ki!

-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.

Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam…”

Mehmed Akif ERSOY

 

Sevgili Dostlar,

 

Birkaç gün önce twitter hesabıma düşen bir paylaşım sayesinde haberdar oldum Emin Çölaşan’ın yazısından. Zira böyle çapsız ve ağzı bozuk “yazarları(!)” son okuduğum günden bu yana epeyce zaman oldu.

 

Çölaşan kişisi, TRT’de başlayan Payitaht Abdülhamid dizisinden pek bir rahatsız olmuş, bu gaz sancısıyla bir “yazı(!)” kaleme almış ve dahi bu yazısını takipçilerine “O padişahı böyle TRT dizileriyle falan aklamak mümkün değildir” diyerek duyurmuş. 

 

Değerli vaktimden ayırarak ve sırf merakımdan -kediyi merak öldürür- yazısını sonuna kadar okuma zahmetine katlandım. (Dilerseniz siz de okuyunuz: http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/emin-colasan/abdulhamit-gercekleri-1699324/)

 

Çelişkiler, yalanlar, iftiralarla dolu mezkûr yazı, neresinden tutsanız elinizde kalır cinsten. Tarihi, “İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük” ile “Şu Çılgın Türkler”den ibaret sanan bir kafadan daha fazlasını beklemek de hayalcilik olurdu doğrusu. 

 

İlgili yazısında ağzı bozuk, cahil yazarımızın -bozuk saat misali- belki de doğru olan tek cümlesi “Biz millet olarak tarihimizi hiç bilmeyiz.” dediği yer olsa gerek. Zira tarih konusundaki cahilliği yazı boyunca paçalarından akmış.

 

Çölaşan’ın hangi çelişkisini ifşa edeyim, hangi yanlışını düzelteyim, hangi iftirasını yüzüne çarpayım bilemedim dostlar. (Yerimiz elverdiği nispette bu iddia ve iftiralara cevap vermeye çalışalım inşallah.)

 

Hezimet ve yenilgiler ile geçen 33 yıl boyunca tek bir zaferi yok!” dediği Abdülhamid Han için, yazısının ilerleyen bölümünde “bir tek Yunanistan’la savaşıp bu savaşı kazandığını” yazarak kendisini tekzip etmiş olduğunu mu söyleyeyim?

 

Yunanlıları, Yunanistan’da yenmiş olmak başarıdan sayılmıyorsa; “Yıllardır Edremit’in, Ayvalık’ın, Bigadiç’in Yunan işgalinden kurtuluşunu neden kutlayıp durduk a kuzum?” diye mi sorayım?

 

1876’da, hiç hesapta yokken tahta çıkmış olan Abdülhamid Han’ı 1877’deki Osmanlı-Rus Savaşı’ndaki (93 Harbi) hezimetten sorumlu tutan Çölaşan’a, o dönem devletin tüm karar mekanizmalarını elinde bulunduran ve devletin bu savaşa girişmesinin asıl sebebi olan zatın “büyük devlet adamı(!)” dediği Mithat Paşa‘nın ta kendisi olduğunu mu öğreteyim?

(O kadar ki, Mithat Paşa sağda solda "Bu zamana kadar Al-i Osman denildi ya, bundan sonra da Al-i Mithat denilse ne var!" diyecek kadar yürek bile yemişti.)

 

Büyük devlet adamıMithat Paşa’nın Taif Kalesi’ne sürüldüğünü ve orada Abdülhamid tarafından boğdurularak “şehit(!)” edildiğini söyleyen Çölaşan’a;

Abdülaziz Han’ı tahttan indirip hunharca şehit eden cunta çetesinin başında Mithat Paşa’nın olduğunu…

Yıldız Mahkemesi tarafından duruşmaya çağrıldığında önce İngiliz sonra da Fransız Konsolosluğu’na sığındığını…

Abdülhamid Han’ın baskıları sonucu paketlenip Devlet-i Ali Osmaniye’ye teslim edildiğini…

Bu mahkeme sonucunda suçu sabit bulunarak idam cezası aldığını…

Yine de Abdülhamid Han’ın dönemin en muteber insanlarından (ki bunlardan birisi de Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa’dır) 25 kişilik bir heyet kurup bu konuda görüşlerini istediğini…

Bu heyetin de oy çokluğu ile idamı onayladığını ve hatta Osman Paşa’nın idam konusunda Abdülhamid Han’a yoğun baskı yaptığını…

Mithat Paşa’yı idam ettirmek için fazlasıyla elinde sebep varken Abdülhamid Han’ın yine de onu sürgüne gönderdiğini…

Öldürmek istese bunu pekâlâ İstanbul’da da yapabilecek durumda olduğunu…

Söylesem Çölaşan’ın fikr-i sabiti değişir mi? Zannetmem!

 

Elindeki o güzelim donanmayı ‘gelip de sarayımı bombalamasınlar’ diye Haliç’te çürüttü” diyen Çölaşan’a; Abdülhamid Han’ın “çürütmek istediği(!)” donanmaya dünyanın ilk denizaltılarını aldığını (birisinin adı Abdülaziz, diğerinin adı Abdülhamid idi) birileri söylemedi mi acaba? Bu gerçekleri İnkılap Tarihi kitapları yazmıyor çünkü!

 

Ancak beş yaşındaki çocuğu inandırabilecekleri bu deli saçması iddia için Çölaşan’a “O donanma sarayı bombalamak için Haliç’ten çıkmaya karar verecek olsaydı, bunu kim engelleyebilirdi?” diye sorsam beynini yakar mıyım dersiniz?

 

İsmet Paşa’yı, “ülkeyi savaşa sokmadı” diye kutsayan ve Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh!” sözünü kendine besmele edinmiş bir zihniyetin; ülkeyi 33 yıl sulh-u salah içinde yöneten Abdülhamid Han için “savaştan korkardı, özellikle batı ülkelerinden korkardı” demesi ne büyük bir ikiyüzlülüktür, nasıl bir omurgasızlıktır Allah’ım!

 

Abdülhamid Han, batı ülkelerini birbirine karşı ustalıkla kullanan, bu sayede birçok meseleyi kılını kıpırdatmadan halledebilen siyasi bir dehaydı. Bakınız, dönemin Alman devlet adamı Bismarck bu konuda Abdülhamid Han’ın hakkını nasıl teslim ediyor: “Dünyada 100 gram akıl varsa; bunun 90 gramı Abdülhamid’de, 5 gramı bende, 5 gramı da diğer liderlerdedir.

 

Haklarını teslim etmek lazım; Çölaşan’ın yazısında “yurtsever aydınlar” dediği İttihat ve Terakki çok “cesur(!)” bir örgüttü ve savaştan hiç korkmazdı. Bu yüzden Abdülhamid Han sonrasında Balkanlar’da, Kafkaslar’da, Trablusgarp’ta, Yemen’de, Şam’da, Filistin’de… çokça savaştılar ve hepsini de KAYBETTİLER! Yüzbinlerce vatan evladı bu iş bilmez “cesur” adamlar yüzünden telef oldu ve ülke sadece 9 yıl içinde Mondros Mütarekesi masasına oturmak zorunda bırakıldı.

 

Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı günün gecesinde İttihat ve Terakki’nin üç “cesur” paşası Enver, Talat ve Cemal Paşa Alman torpidobotu R-1 ile ülkeden sıvıştılar!

 

Çölaşan’ın astığı astık, kestiği kestik dediği Abdülhamid Han, 33 yıl boyunca sadece ama sadece 11 idam cezasını onaylamıştı. Oysa bu rakamı “tutturmakİstiklal Mahkemeleri için sıradan bir günün “işiydi” sadece.  İşte size bir gün içinde asılmış olanların Son Saat gazetesindeki sıra sıra fotoğrafları…

 

 

Çölaşan’ın yalan ve iftiralarının hepsine cevap vermek birkaç sayfalık iş değil ama son olarak bir de Kıbrıs konusunu halletmek isterim. Çölaşan, yazısında iki kez Abdülhamid Han’ın Kıbrıs’ı İngilizler’e kaptırdığını söylüyor. Demek ki bilgisine(!) güveniyor.

 

Oysa bakınız Lozan Barış Antlaşması’nın 20. maddesi ne söylüyor bizlere:

 

Madde 20 – Türkiye, Kıbrıs’ın Britanya hükümeti tarafından 5 Teşrinisani (Kasım) 1914’te ilan olunan ilhakını tanıdığını beyan eder.

 

Yani İngiltere Kıbrıs’ı Abdülhamid Han tahttan indirildikten 5 yıl sonra, 1914’te ilhak etmiş. Bu bir!

Yani Kıbrıs İngiltere’ye resmen Lozan’da teslim edilmiş ve bu ilhak resmen Türkiye hükümeti tarafından tanınmış. Hani şu “zafer(!)” dediğimiz Lozan Antlaşması’nda. Bu da iki!

 

Abdülhamid Han, Mithat Paşa’nın yediği haltı bir parça olsun düzeltmek ve 93 Harbi sonunda Rusya ile imzalanmak zorunda kalınan antlaşmanın ağır şartlarının hafifletilmesi konusunda İngiltere’nin yardımını alabilmek için, Kıbrıs’ta İngilizlere tapusu bizde olan geçici bir üs tahsis etmişti sadece. Aynen bugünkü İncirlik ya da Kürecik Üsleri gibi. Hepsi bu!

 

Gerçek şu ki; Abdülhamid’in böyle dizilerle aklanmaya ihtiyacı yok. Asıl Çölaşan gibi aydınların(!) akıllanmaya ihtiyaçları var. Üç kuruşluk tarih bilgisi(!) ile “üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapmak” aydın geçinen insan evladına yakışmaz!

 

Kalınız sağlıcakla efendim.

 

twitter : @Kahraman_Gunduz

 

 

HAMİŞ: Abdülhamid Han hakkında yazdığım birkaç yazımı -vaktiniz olursa- okumanızı istirham ederim.

Bir Lâhza-i Teahhur ve 110 Yıllık Tekerrür…

31 Mart`ı Anlamak Yahut Silistre!

Yen mi, YEMEN mi?

Çanakkale İçinde Bir Ulu Hakan!

 



PAYLAŞ