İstiklal Marşımız ve Şairi Mehmet Akif Ersoy
Yazar: Sırrı ER   |    Yayın Tarihi: 12 Mart 2017   |    406 Kişi tarafından görüntülendi.

 Mehmet Akif, 1873 yılında İstanbul’da sade ve geleneksel bir hayatın yaşandığı Fatih’in Sarıgüzel semtinin Nasuh Mahallesi’nde doğdu. Babası Fatih Medresesi müderrislerinden Mehmet Tahir Efendi, annesi Buharalı Mehmet Efendi’nin kızı Emine Şerife Hanım’dır. 

Beş yaşında iken Emir Buhari mahalle mektebine başladı. İki sene sonra Fatih İptidaisine girdi. Üç yıllık bu okulu bitirdikten sonra girdiği Fatih Merkez Rüştiyesini 1885 yılında bitirdi. Lise tahsilini yapmak için Mülkiye’nin idadi bölümüne kaydoldu. Henüz 14-15 yaşlarında lise (idadi) öğrencisi iken, babası gırtlak vereminden vefat etti. Babasının vefatı aile için adeta bir yıkım olmuştu. Aynı yıl evleri yanınca annesi ve kız kardeşi Nuriye ile ortalıkta kalakaldılar. Her türlü sıkıntıya rağmen 1889 yılında lise tahsilini tamamladı. Daha sonra, mezunlarına hemen iş verileceği için o yıl açılan ve ilk sivil veteriner yüksek okulu olan Halkalı Baytar ve Ziraat Mektebine yatılı öğrenci olarak girdi. Çoğu kendisi gibi babasız ve yoksul öğrencilerden oluşan bu okul Akif’e ömür boyu sürecek dostluklar kazandırdı. Maddi imkansızlıklarla boğuşa boğuşa okulu birincilikle bitirdi.(1893) Hemen baytar müfettiş muavini olarak İstanbul’da görevlendirildi. İlk maaşı 750 kuruş idi. Rumeli ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde dört yıl görev yaptıktan sonra 1897 yılında 24 yaşında iken İsmet Hanım ile evlendi. Eşi de kendisi gibi İstanbulludur. Akif’in bu evliliğinden beş çocuğu olmuştur: Cemile, Feride, Suat, Emin ve Tahir. 

Mehmet Akif, görevi gereği gezdiği yerlerde gözlem gücünü geliştirmiş, toplumun sıkıntılarını yakından görme fırsatını bulmuştur. Bu ve bundan sonraki seyahatleri fikri yapısını ve şiir anlayışını geliştirmiştir. Mesleğinde başarılı çalışmalar yaptığı için genel müdür yardımcılığına kadar yükselen Mehmet Akif, bağlı olduğu genel müdürün haksız yere görevden alınmasını protesto etmek için görevinden istifa etmiştir. Çeşitli okullarda Türkçe ve edebiyat muallimliği yapmıştır. 
1908’de 2. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte Eşref Edip’in sahibi olduğu “Sırat-ı Müstakim” dergisi yayımlanmaya başlamıştı. Bu dergi Akif’in fikri yapısında önemli bir yer işgal eder. Akif bu derginin baş yazarıdır. Bu tarihten sonra şiirleri ve yazıları orada yayımlanmıştır. 

Meşrutiyetin ilanından sonra İttihat ve Terakki Cemiyetine üye olur. Ancak Akif, cemiyete üyeliğin gereklerinden biri olan “Cemiyetin bütün emirlerine kayıtsız şartsız itaat edeceğim.” şeklindeki yeminin “kayıtsız şartsız itaat” kısmına itiraz eder. “Sadece iyi ve doğru olanlarına” şeklinde düzeltilmesi şartıyla yemin edebileceğini söyler ve cemiyetin yemini Akif’in istediği şekilde değiştirilir. 

1911 yılının Nisan ayında ilk kitabı “Safahat” adıyla yayımlandı. Kitapta daha önce dergide yayımlanmış kırk iki şiir vardı. 1912 yılının Eylül ayında “Süleymaniye Kürsüsünden” yayımlandı. 1913’ün Mayıs ayında üçüncü kitabı olan “Hakkın Sesleri” çıktı. 1914 yılının başlarında Fatih Kürsüsünden” adlı kitabı yayımlandı.Akif bu dönemde “Sebilürreşat” dergisinde yazılar yazarak ve büyük camilerde vaazlar vererek Balkanlar’da savaşan Türk ordusuna ve millete ümit aşılama gayreti içine girmiştir. 

1914 yılının sonlarında Berlin’e gitti. Orada Almanların eline esir düşmüş Müslümanlar için kurulan kampta incelemeler yaptı.
 
1917 yılında beşinci kitabı “Hatıralar” yayımlandı. 1918 yılında bir davet üzerine Lübnan’a gitti. Dönüşünde yeni kurulan “Darül Hikmetül İslamiye” adlı kuruluşun başkatipliğine getirildi. 18 Eylül 1919’da “Asım” Sebilürreşat dergisinde yayımlanmaya başladı. 23 Ocak 1920’de Anadolu’da başlayan milli mücadele hareketini desteklemek amacıyla Balıkesir’de etkili bir konuşma yaptı. Bunun üzerine işgalci güçlerin baskısıyla Darül Hikmet’teki görevinden alındı. Akif vatan savunmasının ve bağımsızlığın önemini anlatmak için yazılarla ve hutbelerle halkı milli mücadeleye destek olmaya çağırıyordu. Bizzat Mustafa Kemal tarafından davet edilince Anadolu’ya gitmeye karar verdi. 11 Nisan 1920’de oğlu Emin ile birlikte gizlice Anadolu’ya geçti. Önce İstanbul’dan deniz yoluyla İnebolu’ya çıktı, oradan da Ankara’ya geçti. 18 Temmuz 1920 tarihinde Burdur milletvekili olarak ilk Meclis’e girdi. Bu dönemde Akif büyük bir coşkuyla halkı ve kanaat önderlerini Milli Mücadeleye kazandırmak için çalışmıştır. Camilerde ve meydanlarda konuşmalar yapmıştır. 

Bu arada bir İstiklal Marşı’na ihtiyaç duyulması üzerine, Maarif Vekaleti tarafından 7 Kasım 1920’de İstiklal Marşı için bir yarışma açıldığı duyuruldu. Akif de yarışmaya katıldı. Meclis bu marşı 12 Mart 1921’de resmen milli marş olarak kabul etti. Milletvekillerinin isteği üzerine milli marşımız birkaç defa okundu ve ayakta dinlendi. Mehmet Akif bu sırada sessizce Meclis salonunu terk etti. Akif ödül olarak konan 500 lirayı da almamış ve bir hayır kurumuna verilmesini istemiştir.
 

İlk meclisteki görevi sona erince tekrar İstanbul’a döndü. Cumhuriyetin ilanından sonraki bazı uygulamalar onu hayal kırıklığına uğratmıştı. 

Birkaç senesini Prens Abbas Halim Paşa ile birlikte (kışın Mısır’a gitmek, yazın da İstanbul’a gelmek suretiyle) geçirdikten 1925 yılında, 52 yaşında iken uzun süreli olarak Mısır’a gitti. 1926 yılında Mısır’da edebiyat-ı Türkiye müderrisliğine atandı. 1933 yılının sonunda Mısır’da yedinci şiir kitabı olan “Gölgeler” yayımlandı. 1935 yılında hastalandı. Hastalığı karaciğer yetmezliği idi. Hastalık bedenini, gurbet ve hasretlik duygusu yüreğini kemiriyordu. Vatanından uzakta ölmek istemiyordu, bu nedenle 19 Haziran 1936’da İstanbul’a döndü. Ölümüne kadar dostu Abbas Halim Paşa’ya ait apartmanda kaldı. Son günlerinde hastalığı iyice ağırlaştı ve 27 Aralık 1936’da saat 19.45’te ruhunu teslim etti. Vefat ettiğinde 63 yaşındaydı. Al sancakla siyah Kabe örtüsüne sarılı tabut, bir grup üniversiteli gencin elleri üzerinde Beyazıt’tan Edirnekapı Şehitliği’ne kadar götürüldü. İstiklal Marşı ve dualar eşliğinde defnedildi. 



PAYLAŞ