Üçüncü Cumhuriyet Dönemi
Yazar: Tahsin YURTTAŞ   |    Yayın Tarihi: 20 Mart 2017   |    429 Kişi tarafından görüntülendi.

Referandum: Rejim Aynı Sistem Farklı 
Birinci Cumhuriyet Dönemi: 1923-46 yılları arasında Türkiye’de Cumhuriyet rejimi ve muhalefetsiz parlamenter sistem(?) vardı. Bu aradaki süreçte tek partinin ve elitist bir zümrenin iktidarından bahsedebiliriz. Dolayısıyla bu dönemi kimileri Birinci Cumhuriyet Dönemi olarak adlandırır.
 
 

İkinci Cumhuriyet Dönemi: 1946-2017 (Nisan) tarihleri arasında ise yine Cumhuriyet rejimi devam etmiş; fakat bu sefer haddinden fazla çok partili bir şekilde icra edilen parlamenter sistem uygulanmıştır. Bu ikinci döneme de İkinci Cumhuriyet Dönemi denilebilir. Bu dönemin en önemli özelliği, parlamenter sistemin enflasyon gibi patlak veren ekol partilerinin birbirleriyle koalisyon etmek zorunda kalmaları ve bir türlü doğru/etkin olarak hükümet edememeleridir. Birinci Cumhuriyet döneminde Kemalist ideolojinin tekçi/jakoben anlayışı yüzünden doğru bir şekilde yönetilemeyen Türkiye, İkinci Cumhuriyet Döneminde de –kısmen Menderes, Özal ve Erdoğan dönemleri hariç- her an dağılma tehlikesi ile karşı karşıya kalan koalisyon hükümetlerinin muktedirsizlikleri ile ağır bedeller ödemiştir. Derin devlet uzantıları ise, çeşitli görünümleriyle günümüze kadar başımıza bela olmaya devam etmiştir. 

 

Üçüncü Cumhuriyet Dönemi: Peki ya 16 Nisan 2017 Anayasa Referandumundan sonra ne olacak? Eğer % 50’nin üzerinde oy çıkarsa artık Üçüncü Cumhuriyet Dönemi başlayacak.  

16 Nisan 2017 tarihinden itibaren Cumhuriyet rejimi olarak devam etmekle beraber artık sistem, ikili bir yapıya kavuşacak ve Amerikadaki gibi etkin bir başkanlık sistemi uygulanacak. Artık Türkiye’de ideoloji, ırk ya da din merkezli partilerin yerine bunların hepsinden de içinde barındıran iki ayrı kitle (partisi) olacak ve ülkeyi de bu iki kitlenin başkanından biri yönetecek. Başkan bu sistemde tam icra yetkisine sahip, meşruiyetini halktan alan seçilmiş kişi olacak. Bu sistemde toplumsal kesimler birbiriyle tanışacak ve kaynaşacak. 

Üçüncü Cumhuriyet Döneminde sivil/seçilmiş iradenin, bürokratik/mali/idari/adli/askeri ne kadar oligarşi varsa bunlar üzerinde tam yetki ve tasarruf sahibi olması öngörülmektedir. İnşallah böyle olur? Böylece ülkenin adil, şeffaf, hızlı karar alabilen, gelişime ayak uyduran bir yapı içinde yönetilmesi sağlanırken aynı zamanda, Türkiyede ilk defa gerçek anlamda demokrasinin de uygulanma şansı elde edilecektir. 

 

Tabi bu sistemin bazı eksiklikleri de süreç içerisinde ortaya çıkacaktır. Şunu ifade edebiliriz ki; Üçüncü Cumhuriyetin Başkanlık Sistemi menşe olarak yerlidir ve Derin Anadolu Aklına uygun bir yapı arz ediyor görünmektedir. Fakat siyasal bir sistemin kutsanarak dogmatikleştirilmesi ve seçeneksiz mutlak iyi olarak kabul edilmesi doğru değildir. Çünkü siyasal sistemler, insan ürünü ve işlevsel mekanizmalardır; uğruna ölünecek değerler/idealler değilÖnemli olan bu mekanizmaları kullanarak, ortak iyiyi, toplumsal güveni, adaleti, refahı, istikrarı ve özgürlükleri gerçekleştirme hedeflerine ulaşabilmektir. 

Zaten dünya hayatında Müslüman yöneticilerin amacı da bu olmalıdır 

mail:yurttastahsin@gmail.com



PAYLAŞ