1982 Anayasası'nın Darbeci Ruhu Zayıflıyor
Yazar: Prof. Dr. Yücel ACER   |    Yayın Tarihi: 13 Nisan 2017   |    1441 Kişi tarafından görüntülendi.
Neredeyse son 20 yıl boyunca hemen her kesim, 1982 Anayasa’sının darbeci ruhundan şikâyet etti. Tamamen yeni bir Anayasa yapılması konusunda hemen her kesim hemfikirdi. Hatta, son yıllarda iktidar ve muhalefet bir araya gelip, yeni sivil bir anayasa için “Anayasa Uzlaşma Komisyonu” kurdu, Şubat 2016’dan başlayarak çalışmalar yürüttü.  
Uzun yıllar boyunca oluşmuş bu uzlaşıya rağmen, yeni bir anayasanın yapılması mümkün olamadığı gibi, Anayasa’nın esaslı maddelerinde bir değişiklik dahi gerçekleştirilemedi. Anayasa’nın değiştirilebilen maddeleri ise, darbe ruhunu zayıflatmaktan oldukça uzak kaldı.  
 
Günümüze kadar yaşanan bu başarısızlığın nedeni, esas itibariyle Anayasası’nın darbeci ruhunu değiştirme ya da yeni bir anayasa yapmak isteksizliği değil, siyasi ortamlardan kaynaklanan dönemsel hesaplardı. Bu nedenle, asıl uzlaşılan temel maddelerdeki değişiklik  ihtiyacı giderilememiş oldu. Bu noktada durup, 16 Nisan’da halkoyuna götürülecek anayasa değişikliklerine yeniden bakmak gerekiyor. Değişiklikler, 1982 Anayasası’nın kurduğu ve temel yetkilerin çarpıtılarak dağıtıldığı sistemi normalleştirme sonucu doğuracak mı? Bir başka deyişle, bu değişiklikler, 1982 Anayasası’nın darbeci ruhunu kaldırmakta mı ya da en azından bu ruhu zayıflatmakta mı? Referandum ile halkoyuna sunulacak değişiklikler, aslında yıllardır özlemi çekilen, Anayasa’da köklü değişikliğin, partiler arası uzlaşıyla olamadığından, halka gidilerek yapılmaya çalışılması mıdır? 

1982 Anayasası’na darbeci ruhu veren bazı temel nitelikleri mevcut. Bunların başında Cumhurbaşkanı’na verilen yetkiler geliyor.  

1982 Anayasası’nın 104. maddesi, Cumhurbaşkanı’na verilen yetkileri doğrudan düzenleyen hükümler içerir. Genel bir bakış dahi, o dönem halkın doğrudan seçmediği cumhurbaşkanına verilen bu yetkilerin ne denli aşırı olduğunu göstermekte. Cumhurbaşkanı, Meclis’in kabul ettiği yasaları geri çevirmekten, Meclis seçimlerinin yenilenmesine karar vermeye, hükümeti kuracak kişiyi belirlemekten bakanları atamaya, bazı yargı kuruluşlarına üye seçmekten, bakanlar kurulu vasıtası ile kanun hükmünde kararname çıkarmaya kadar hemen bütün temel alanlarda yetki sahibi durumda. Anayasa’nın söz konusu 104. maddesi dışındaki başka bazı maddeleri, Cumhurbaşkanı’na birçok yetki daha vermekte.Bu geniş yetkilere rağmen, Cumhurbaşkanı’nın hem siyasi, hem de hukuki sorumluluğu bulunmamakta. Sorumluluğunu düzenleyen 105. maddesi, “Cumhurbaşkanının, Anayasa ve diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır; bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur” demektedir. Devamında ise “Cumhurbaşkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz” hükmü yer almaktadır.  
 
1982 Anayasası, darbeyi gerçekleştirenlerin, ya da en azından bu zihniyetin, cumhurbaşkanlığı makamında olacağı anlayışı ile hazırlanmıştır. 7 Kasım 1982 tarihinde Anayasası’nın halkoyuna sunulduğu referandumda, Kenan Evren’in cumhurbaşkanlığı da aynı anda oylandı ve Anayasa’nın kabulü ile beraber Kenan Evren cumhurbaşkanı seçilmiş oldu. Ve bu anlayışla 1982 Anayasası, Cumhurbaşkanı’na herhangi bir parlamenter sistemde görülmeyen yetkiler verdi. Hatta öyle denilebilir ki, Kenen Evren’in kendisi dahi, bu haliyle bu anayasanın kendisi için tasarlandığını ve kendisinden sonra muhtemelen değiştirilmeye ve “sivilleştirilmeye” çalışılacağını düşünmekteydi. Aynı zihniyetin bunu geciktirmek için, Anayasa’nın değiştirilmesine yol açabilecek girişimlere şiddetle karşı durduğunu, hele sivil bir cumhurbaşkanına karşı çıktığını biliyoruz. 1982 Anayasası’nın ilk sivil cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığına şiddetle karşı çıkılmış, “alışamadık” kampanyaları ile Cumhurbaşkanı zayıflatılmaya çalışılmıştır. 
 
16 Nisan’da yapılacak referandumla halkoyuna sunulacak anayasa değişikliklerinin, 1982 Anayasası’nın bu keskin “darbe ruhu” nu ciddi oranda zayıflattığını söyleyebiliriz. Cumhurbaşkanı’nın mevcut yetkilerine oranla yetkilerini kayda değer bir oranda genişletmeden, ya da halkın seçtiği bir cumhurbaşkanına hak ettiği yetkileri teyit ederek, yetkileri karşılığında cumhurbaşkanlığını sorumlu bir makam haline getirmekte. Yeni durumda, Cumhurbaşkanı, seçime giden ve dolayısı ile siyaseten sorumlu bir kişi olmasının yanı sıra, Meclis’in salt çoğunluğunun kararı ile hakkında inceleme yapılabilen ve 5/3 çoğunluğunun oyu ile hakkında meclis soruşturması açılabilen bir makam haline gelmekte. Meclis, Cumhurbaşkanı’nı ve bakanlarını, “meclis araştırması”“genel görüşme''“meclis soruşturması” ve “yazılı soru” yöntemleri ile denetleyebilecek duruma gelmekte.  
 
Anayasa’daki bu değişiklikler, yetkileri geniş ama sorumsuz bir cumhurbaşkanından ziyade, yetkileri ve sorumluluğu dengeli, siyaseten halka ve meclise karşı sorumlu, eylemlerinin de hukuka taşınabileceği bir cumhurbaşkanlığı makamı kurmakta.  
1982 Anayasası’na darbeci ruhu veren bir başka niteliği, sanılanın aksine zayıf bir meclis oluşturmuş olmasıdır. Çok önemli yetkilerle donatılmış, hatta aslında icranın (hükümetin) başı konumundaki cumhurbaşkanını, sorgulayamayan bir meclis pozisyonuna konulmuş durumda.  
Cumhuriyet tarihinde sadece iki defa azınlık hükümeti kurulabilmiş, diğer bütün hükümetler,-koalisyon ya da tek parti- meclisteki çoğunluk siyasi parti ya da partiler çoğunluğu ile örtüşmüş, bu da Meclis’i ya da vekillerin çoğunluğunu, fiiliyatta Cumhurbaşkanı dahil hükümetin fiili tahakkümü altına koymuştur. Sonuçta, iktidar partisi vekillerine ya da hükümete yönelik Meclis denetimi, uygulamada etkin bir şekilde işleyememiş, gensorular reddedilmiştir. 

Referanduma götürülen değişikliklerle birlikte, her şeyden önce Meclis, yukarıda özetlendiği gibi, Cumhurbaşkanı’nı sorgulayan hatta denetleyen bir meclis konumuna yükselmekte. Meclis’in, mevcut yasama, yani yasa yapma gücü korunarak bu konuma getirildiğini de vurgulamak gerekir.  
Öte yandan, yeni sistemde hükümet, vekillerden kurulmamakta. Bir başka deyişle vekiller, aynı zamanda bakan olamamaktalar. Hatta, Meclis’te çoğunluğu sağlamış parti ile Cumhurbaşkanının ilişkili olduğu siyasi partinin örtüşmeme ihtimali dahi oluşmakta. Bu durum, sanılanın aksine, Meclis’in bağımsız ve kendine has kişiliğinin oluşarak daha da güçleneceği anlamına gelmekte. O nedenledir ki, Meclis ilk defa, Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu’na üye seçebilen bir kurum haline gelmekte. 

1982 Anayasası’nın güçlü cumhurbaşkanı, zayıf hükümet ve zayıf meclis kurgusu, Anayasa’nın darbeci ruhunun temel unsurlarıdır. Referanduma giden değişiklikler, daha güçlü hükümet ve daha güçlü bir Meclis oluşturmakta. 1982 Anayasası’nda referandum sonrasında kabul edilecek muhtemel değişiklikler ile, sadece yeni bir hükümet sistemi kurulmuyor, 1982 Anayasası’nın darbeci ruhu da büyük oranda zayıflatılmış oluyor.  

 


PAYLAŞ