Mutluluk Veren Bilgi
Yazar: Fatma BALCI   |    Yayın Tarihi: 22 Mayıs 2017   |    393 Kişi tarafından görüntülendi.

Baharın tüm renkleri pencereden seyredilebilirdi. Gökyüzü mavi dalgalı, ağaçlar allı morluydu. Kelebekler, kuşlar da bu tablonun en canlı renkleriydi. Bereket kokulu rüzgâr yeşilliklere dokunuyordu. Buram buram tazelik sınıfa dolmuştu.  5-A sınıfı da bu neşeyle hareketlenmişti. Tomurcuk tomurcuk kahkahalar, coşkulu konuşmalar koridordan duyuluyordu. Bir tek sınıftakiler kendilerini duymuyordu.

―Şenlik kaçtaymış, diye Arın heyecanla sordu.

Erdem, daha da eğildi ve hayretle:

―Enik mi açmış?

―Karagöz ile Hacivat olduk, dedi Arın tebessümle. Erdem’in kulağına fısıldadı:

―Uçurtma şenliği varmış ya, ne zaman başlıyor?

―Yarın öğleden sonra, tabii rüzgâr olursa, diye Erdem yanıtladı. Sınıftaki koşuşturmadan öğretmenin geldiğini anlayan Erdem daha da uzatmadı. Şenlikle ilgili detayları teneffüste arkadaşına anlatacaktı.

―Günaydın arkadaşlar, diyerek Şükran Öğretmen sınıfa girdi.

Yoklama yapıp sınıf defterini imzaladı. Bütün sınıfa göz gezdirdi:

―Bugünkü konumuz İlk Türk İslam Devletleri Kültür ve Medeniyeti. Hem sınavlarda çıkma ihtimali yüksek hem de genel kültür açısından önemli bir konudur.

―İlk Türk İslam Devleti hangisiydi, diye sordu Şükran Öğretmen.

Sınıf hep bir ağızdan cevapladı:

―Karahanlılar…

―İlk Türk İslam eserleri de Karahanlılar döneminde ortaya çıkmıştır diyebiliriz. İlk eser Kutadgu Bilig yani mutluluk veren bilgi, kutlu bilgi anlamındadır. Yazarı Yusuf Has Hacip’tir. Hacip ne demekti, saray görevlilerini anlatırken bahsetmiştik, diye hatırlattı Şükran Öğretmen.

―Divan üyeleriyle sultan arasındaki yazışmaları ve görüşmeleri düzenleyen kişi, diye cevapladı Kemal.

―Aferin sana! Peki, Has Hacip’in görevini de söyler misin, diye yöneltti öğretmen bu sefer.

―Haciplerin başıdır. Hükümdar ve vezirden sonra gelir. Halkla hükümdar arasında iletişimi sağlar, diye Kemal ilave etti.

―Has Haciplik görevi, Balasagunlu Yusuf’a Kutadgu Bilig’i takdim ettiği Uluğ Kara Buğra Han tarafından verilmiştir. Bu da Türk İslam Devletleri’nde bilime ve sanata verilen değeri göstermektedir. Bu devirlerde birçok bilim adamının yetişmesi de bunu kanıtlıyor öğretmenim, diye söze karıştı Berrak.

―Haklısın Berrak. Sıfır’ı bulan Harezmi, Avrupa’da tıp fakültelerinde yüzyıllarca kitabı okutulan İbn-i Sina, ilk Birleşmiş Milletler fikrini ortaya koyan Farabi, kızamık ve çiçek aşılarını yazan Er-Razi, ünlü coğrafyacı İbn-i Batuta, matematikçi ve astronomi bilgini Uluğ Bey ve daha birçok bilim adamı Türk İslam Devletleri’nin ilerlemesini sağlamış aynı zamanda Avrupa’nın da aydınlanmasına katkıda bulunmuşlardır.

―Bilim adamlarına uygun şartlar sağlanmayınca onlar da başka ülkelere göç ediyorlar. Belki öyle bir şey olurdu, diye söz aldı Erdem.

―Günümüzde Beyin Göçü denilen kavram bu işte. Şöyle bir varsayımda da bulunabiliriz. İlk Türk İslam Devletleri bilim adamlarına uygun ortamları sağlamasaydı Avrupa’da Rönesans daha erken başlardı, dedi ve öğrencilerinin düşünmesi için bekledi.

―Türk İslam bilim adamları Avrupa’ya mı göçerdi öğretmenim, diye sordu Emine.

―Muhtemelen öyle olurdu. Örneğin İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’da kalmalarına izin verdiği halde Rum bilim ve sanat adamlarından bazıları Avrupa’ya özellikle İtalya’ya göç etmişlerdir. Orada da Rönesans hareketlerini hızlandırmışlardır. İlerleyen konularda işleyeceğiz. Ama yeri gelmişken değinmek istedim.

―Öğretmenim, kitapta Kutadgu Bilig için siyasetname diyor. Bunu açıklar mısınız, diye sordu Duru.

―Tekrar konumuza dönersek Kutadgu Bilig bir siyasetname özelliği göstermektedir. Yani devlet yönetimini konu edinmektedir. Yöneticilere rehberlik etmektedir. Yönetilen ve diğer yöneticilerle ilişkileri dile getirmektedir. Öğretici öğeler ve öğütlere geniş yer verilmiştir. Sembolik olay ve kişilerle iyilik, doğruluk, güzel ahlak gibi konular işlenmiştir. Nasihat ve tavsiye içerikli bir eserdir.

―Öğretmenim, hangi bilgiler mutluluk veriyormuş, onları merak ettim, diye sordu İkbal.

―Kitap, iki mutluluğu da amaçlıyor. Hem bu dünyada kendisiyle barışık, etrafıyla ilişkileri sağlam bireylerin hem de ahrette Allah’ın razı olduğu kulların saadetini anlatıyor. Adaleti temsil eden bir hükümdar, mutluluğu temsil eden bir vezir, akıl ve bilgiyi temsil eden Vezir’in oğlu, hayatın sonunu yani ahreti temsil eden bir derviş bulunuyor.

Öğretmen birden sustu. Uzaklara bakıp düşündü. Yüzünde tatlı bir tebessüm belirdi. Tam konuşacaktı ki zil çaldı

―İkinci ders devam ederiz, diyerek öğretmen sınıftan çıktı.

Erdem, Arın’ın omzuna dokundu. Heyecanla konuştu:

―En iyi uçurtma tasarlayana bisiklet ödülü varmış. Değişik bir şeyler yapmak lazım. Mahallenin tüm çocukları hazırlıklara başlamıştır bile.

―Selin kesin bisikleti kapar, hiç şansımız yok, diye üzüntüyle konuştu Arın.

Erdem sebebini merak etti. Arın yüzündeki ifadeyi değiştirmeden devam etti:

―Annesi resim öğretmeni de ondan. Annesinin yurt çapında derecelikleri varmış.

―Biz de eğlenmeye gideriz. Ne güzel uçurtma uçurup döneriz, diye konuşmayı sürdürdü Erdem.

Şükran Öğretmen elinde kâğıtlarla sınıfa girdi. Öğrenciler telaşlandılar. Yine habersiz sınavlardan diye düşündüler.

Öğrencilerini üzgün görmeye dayanamayan Şükran Öğretmen:

―Sınav, konu bitince… Elimdekiler Kutadgu Bilig’den seçtiğim metinler…  Şimdi rahat olun! Gruplara ayrılın ve kâğıtların üzerinde çalışın!

Sınıf, daha önceki derslerde ayrıldığı gibi kümelendi. Tartışmalar, fısıldanmalar arttı. Öğretmen de öğrencilerini dikkatlice izledi:

―Bu yıl Yusuf Has Hacip’in 1000. doğum yılı sebebiyle birçok etkinlik yapılıyor. Ben de bir tanesinde sunum yapacağım. İsterim ki siz de bu etkinliklerde yer alın!

―Biz ne yapabiliriz ki, diye dudağını büktü Şeyma.

―Bir tiyatro çalışmasıyla katılabilirsiniz mesela. Hem sizler mutluluğa ulaştıran bilgileri iyice özümsemiş olacaksınız hem de başkalarının öğrenmesine katkı sağlayacaksınız, diyerek sınıfı yüreklendirdi öğretmen.

―Yılsonu gösterisinde de oynayabiliriz, velilerimiz de görürler, diye heyecanla lafa karıştı Ali.

―Bu da güzel fikir! Önce Elinizdeki kâğıtlardan cümleler seçin! Türkçe öğretmeninizle size güzel bir tiyatro oyunu hazırlayacağız, siz de metinleri ezberleyip oyunu sergileyeceksiniz, dedi.

― Öğretmenim, bu yazıları uçursak olur mu, diye atıldı Arın.

Şükran Öğretmen ve sınıf şaşırmıştı. Arın heyecanla sözlerini sürdürdü:

―Biz bu cümleleri uçurtmalara yazsak, öyle uçsa güzel olmaz mı?

― Hem de çok güzel olur. Aşağıdan da okunabilecek büyüklükte yazarsınız. Resim dersinde de uçurtmaları süslersiniz. En dikkat çeken uçurtmalar sizin olur, dedi Şükran Öğretmen.

―Öğretmenim, seçtiğimiz cümleleri söyleyelim mi dersin bitmesine az kaldı, diye söz aldı Erdem.

Öğretmen başıyla onayladı.

― Gerçekten de mutluluğu ulaştıracak sözler var. Dilin faydaları ve zararları, iyi söz ve davranışların insana yararları, insani ilişkilerde iyi niyet ve güzel huyların etkisi gibi başlıklarda toplayabiliriz. Bizim grup üç cümle seçti. Şimdi okuyorum, diyerek Erdem sustu. Eline kâğıdı aldı ve okudu:

― Anlayış ve bilgiye tercüman olan dildir; insanı aydınlatan dilin kıymetini bil. İnsanı dil kıymetlendirir ve insan onunla mutluluk bulur; insanı dil kıymetten düşürür ve insan dili yüzünden sorun yaşar.

―Arkadaşlar, mutluluk için paraya makama gerek yok. Önce bunu bilmeliyiz. Dilimizi güzel kullanırsak, iyi sözler sarf edersek, insanlarla iyi diyaloglar kurarsak mutluluk yolunda önemli bir adım atmış oluruz, diye Şükran Öğretmen açıkladıktan sonra Erdem okumaya devam etti:

―  İnsan iki şey ile kendisini ihtiyarlamaktan kurtarır: İyi iş ve iyi söz. Bak, insan doğdu, öldü; sözü kaldı; insanın kendisi gitti, adı kaldı. Kendin ölümsüz bir hayat dilersen, işin ve sözün iyi olsun.

―Yusuf Has Hacip kendisi de güzel bir örnek değil mi? Bugün 1000. doğum yılını idrak ediyorsak, onu iyilik ve hayırla yâd ediyorsak hep söylediği güzel sözler içindir, dedi öğretmen ve Erdem’e okuması için söz verdi:

― Eğer halkı idare edecek bir duruma gelirsen, işle ve sözle her vakit iyilik et. Gençlik kaçar ve hayat uçar; bu rüya gibi dünyadan kendin çabuk göçersin. Hayatı sermaye yap, bunun faizi iyiliktir; bu sana yarın için iyi yiyecek ve giyecek temin eder. Dinle, insanların iyisi ne der: Yürüyen ve nefes alanların hepsi sonunda ölecektir. Dünyaya pek çok kahraman geldi, bir süre yaşadıktan sonra ölüp gittiler. Gerek bey, gerek kul hepsi öldü, fakat onların izleri olarak yalnız adları kaldı. Şimdi sıra sana gelmiştir; sen herkesten iyi ol ve hep iyilik yapmaya çalış. İnsanların dillerden düşmeyen iki türlü adı vardır: Biri iyi, biri kötü; bunlardan biri dünyada kalır. Ey temiz kimse, iyi olursan adını överek anarlar; eğer kötü olursan seni söverek anarlar. Bak, insan iyi adı ile alkışlanır; adı kötüye çıkmış kişi ölünce beddua alır. Ey bilgili adam, kaç defa gördüm; kötülerin işi hiç bir zaman ileri gidemedi. Kötülük ateştir, ateş ise yakıcıdır, diyerek Erdem sözlerini bitirdi.

Şükran Öğretmen Erdem’e ve grubuna teşekkür ettikten sonra Yasemin’e grubu adına seçtikleri cümleleri okumak için söz verdi:

―Kötülük zehirdir, o zehri yeme; zehir yiyenin hayatı mahvolur. Akıllı kimseleri kendine yakın tut. Bütün dürüst, doğru ve iyilikle şöhret kazanmış kimseleri kendine yakın tut ve işi onlara ver.

―Bu anlamlı cümleleri bize Ebrar açıklayabilir mi, diye sordu.

Ebrar kendinden emin bir şekilde ayağa kalktı ve konuştu:

―Zehir vücuda girince bütününü etkiliyorsa kötülük de öyledir. Aklımızı, kalbimizi, düşüncelerimizi karartır. Diğer kötülükleri de çağırır. İyilik de bulaşıcıdır. Kartopu gibi büyüyerek yayılır. İyi insanlarla olursak bizim de iyiliklerimiz artar, diyerek Ebrar yerine oturdu.

―Tebrik ederim, çok güzel açıkladın. Yasemin başka hangi cümleleri paylaşacaksın, diye Şükran Öğretmen Yasemin’e döndü.

―Fakirlere mal ile iyilik et; onları yedir, içir. Ey kardeş, bunlar sana duacıdırlar; ey dostum, bu dua çok iyi bir şeydir. Onlardan karşılık olarak mal bekleme; senin fakirlere verdiğin mallara karşılık Tanrı sana cenneti nasip eder. Fakirlerin işlerini hallederken merhametli davran; böylelikle bütün bu insanlar sana yakın olurlar. Böylece kendin her iki dünya nimetini elde edersin; iyi şöhret kazanırsın ve şöhretin dünyaya yayılır.

―Öğretmenim, insanlara özellikle de muhtaçlara yardım edince mutlu oluyoruz. Karşılığını beklemiyoruz çünkü o iyiliği yapmanın mutluluğu verilecek karşılıktan daha üstün diye düşünüyorum, diye Nurgül ekledi.

―İyilik yapmanın huzuru ve sevinci insanı mutlu eder. Başka iyilikler yapmak için cesaretlendirir, diye söze karıştı Şengül de.

―İkiz kardeşler, önemli bir noktaya temas ettiniz. İyilik çok yönlüdür. Yaparken hem bizi hem de muhatabımızı sevindirir. Başka iyilikler yapma isteği uyandırır, diyerek Şükran Öğretmen sözü Yasemin’e bıraktı:

― Tanrı seni doğruluk için bu makama getirdi; haydi doğru ol ve doğruluk ile yaşa. Her işi akıl ile yap, nefsinin esiri olma. Bütün halka karşı merhametli ol; büyüğe, küçüğe doğruluk ile hükmet. Halkın tavır ve hareketi bozulursa, sen onları daima gözet, onların kötü yola sapmalarına izin verme.

Alçakgönüllü ol, gururlanma; "Hizmetkârlarım ve askerlerim çok!" diye kibirlenme. Nice cesur ve kibirli insanı ölüm yere gömdü ve üzerlerini toprak ile örttü. Bir işle meşgul olurken hiddetlenme, öfkene engel ol. Din işinden başka işlerde acele etme; insan acele işin faydasını görmez. Harekette aceleci ve sözde geveze olma, sabırlı ol. Cömert ol, halka mal dağıt ve yedir; beyler cimri olursa, adları kötüye çıkar. Beyler kırıcı söz söylememeli ve kendilerine hâkim olmalıdır; kötü söz insanların gönlünü kırar. Herkese tatlı söz söyle.

―Arkadaşlar, ilk dersimizde Kutadgu Bilig için siyasetnamedir demiştik. Bu özelliği gösteren bir cümle seçmişsiniz. Yönetimdeki kişilere nasıl davranmaları konusunda öğütler vermektedir, diyerek öğretmen araya girdi.

―Ey akıllı yiğit! Öfkeyi kendinden uzaklaştır! Hiçbir işe öfke ve hiddet ile yaklaşma; yoksa ömrünü heder edersin. Öfkeyle kalkan pişmanlıkla oturur bilmez misin? İnsan öfkelenirse bilgisizce hareket eder, öfke onu deliye benzetir. Şu birkaç şey insanlar için kötüdür, bunları bilirsen kendini korumuş olursun: Yalan söylemek, verilen sözden dönmek, içki içmek, inatçı olmak. Kabalık, öfke, boşboğazlık da kötü işlerdendir. Bunlar kimin üstünde toplanırsa baht ve mutluluk ondan kaçar; felek ona yar olmaz, dedi Yasemin.

― Âlimlerin ilmi halkın yolunu aydınlatır. Onları pek çok sev ve onlardan hürmetle bahset; çok veya az, onların bilgilerini öğren. Faydalı ve zararlı şeyleri birbirinden ayırt ederek doğru ve temiz yol tutan kişiler bunlardır. Mümkünse, ilimlerini öğren ve bilgilerini bil; onlara iyilik yap ve yardımda bulun; onlara dil uzatma. Bu dinin direği gerçekten bunlardır; doğru yolun temeli bunların bilgisidir. Dünyada âlimler olmasaydı, ekilmiş olsa bile, yerden yiyecek çıkmazdı. Onların ilmi halk için bir meşale oldu; geceleyin meşale yanarsa, insanlar yolu şaşırmazlar. Onlara malından hisse ayır, onları yedir, içir; güler yüz ve tatlı sözle hizmetlerinde bulun. Onlara karşı sert ve kaba söz kullanma, onlardan çekin, onlara saygı göster ve hürmet et. Onları dinle, onların bilgilerine göre hareket et; tavır ve hareketleri hakkında arkalarından dedikodu yapma. Senin için lâzım olan onların ilmidir; onlar insanlara yol göstererek insanları doğruluğa sevk ederler. Bunları koyun sürüsünün koçu olarak düşün; onlar başa geçip sürüyü doğru yola götürsünler. Bunlar ile münasebet kur ve iyi geçin; böylece her iki dünyada da mutlu olursun.

― Düşündüğü ile söylediği bir olan adam doğrudur. Onun içi de dışı gibidir. Eğer gönlünü avucuna koyup insanlar içinde utanmadan dolaşabiliyorsan doğru kimsesin demektir. İnsanın kutlu olabilmesi için ona doğruluk lazımdır. İnsanlık, doğruluğun adıdır, dedikten sonra Bera, grubu adına konuşmayı sürdürdü:

―İyi olan ne kadar sıkıntı ve eziyet içinde olursa olsun, yarın pişman olmayacak, huzura kavuşacaktır. Ey iyi! Kötü seni beğenmese de ben arar bulurum. Ey iyi! Söyle bana, sana kim doyar? Kötü ne kadar şöhrete ulaşsa da sonunda pişmanlık çekmekte; elinden geliyorsa kötülüğün inadına iyilik yap!

―İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı demiş atalarımız. Sizin canınızı acıtan, size zarar veren bir insana iyilik yapabilmek büyük bir erdemdir. O kötü insan da sizin iyiliğinizden etkilenecektir, diyerek Şükran Öğretmen ekledi.

― Kaygı ve keder seni ne kadar esir ederse etsin, ne kadar ağlatırsa ağlatsın, bir gün yüzün tekrar gülecektir, diyerek Bera sözlerini tamamladı.

―İşte mutluluğun formülü, gençler! Kutadgu Bilig’in özeti belki de… Daima umutla geleceğe bakabilmek, mutlu günlere iyiliklere ulaşabileceğine inanmak bize hayata dair ipuçları vermektedir, diye Şükran Öğretmen sözlerini nihayete erdirdi ve zil çaldı.

Sınıftakiler uçurtmalarına hangi sözleri yazacaklarını tartışmaya başladılar.



PAYLAŞ