Ankara’da bir sufi-şair: Hacı Bayram Veli
Yazar: Mustafa ÖZÇELİK   |    Yayın Tarihi: 23 Mayıs 2017   |    555 Kişi tarafından görüntülendi.

Cihânun kutbı mâhı Hacı Bayram

Cihânın şeyhi şahı Hacı Bayram

YAZICIOĞLU MEHMET

 

 Kadim kültürümüzde tasavvufu şiirsiz, şiiri tasavvufsuz düşünmek mümkün değildir. Bu yüzden hemen her sufi şair şiir söylemiş, tasavvuf kültürü de kendini en iyi şiirle ifade etmiştir. Bu durum, Anadolu’da Türk şiirinin kurucu ismi sayabileceğimiz Yunus Emre’den itibaren hep böyle gerçekleşmiş, ortaya çok sayıda şair ve şiir çıkmıştır.

 

Anadolu’da Yunus Emre yolunda şiir söyleyen büyük sufilerden biri de Hacı Bayram Veli’dir. Onun bugüne kadar bilinen toplam beş şiiri bulunmaktadır. Yani ortada bir Divan’ı yoktur. Fakat bu beş şiir, gerek muhtevasına gerekse dil ve üslubuna bakıldığında onu Anadolulu sufi şairleri arasında anmamız gereken özellikler taşır. Fakat bunlara geçmeden bu şiirlerin de anlaşılmasına bir imkân sağlaması düşüncesiyle kısaca hayatına ve misyonuna bakalım.

 

Hem âlim hem arif

 

Hacı Bayram Veli’nin asıl adı Numan’dır. 1352 (?) de Ankara’nın Solfasol (Zülfadl) köyünde doğmuş, 1430 (?)da yine orada vefat etmiştir. Önce ciddi bir medrese eğitimi görmüş, Ankara’da Kara medresede müderris olarak dersler vermiştir.  Fakat onu hem sufi hem de şair yapacak gelişme devrin büyük sufisi Somuncu Baba tarafından Kayseri’ye davet edilmesiyle başlamıştır. Bu daveti içtenlikle kabul eden müderris Numan, burada Somuncu Baba’ya intisap ederek onun dervişi olmuştur.

 

Sufilik, yeni bir yola gitmek, bir başka ifadeyle bir doğuş hadisesinin kahramanı olmak demektir. Bu durum onun için de gerçekleşmiş, müderrisliği terkinin ardından şeyhi tarafından adı da değiştirilmiş ve bu buluşma bir bayram günü gerçekleştiği için kendisine “Bayram” adı verilmiş, daha sonra şeyhiyle birlikte gerçekleştirdiği Hac ziyaretiyle adına bir de “Hacı” sıfat eklenmiştir.

 

Hayatının bundan sonraki safhasına gelince, bir müddet şeyhinin yanında manevi eğitimine devam etmiş, onunla yolculuklara çıkmış, daha sonra ise şeyhiyle birlikte Aksaray’a yerleşmiştir. Onun vefatından sonra ise Ankara’ya dönerek birleştirici, bütünleştirici vasıflarıyla Halvetiyye ve Nakşibendiyye tarikatlarını bir araya getirmiş, Bayramiyye tarikatını kurmuştur.

 

Bir ahi şeyhi olarak Hacı Bayram Veli

 

Her büyük mutasavvıfın hitap ettiği kitle ve toplum içinde yaptığı hizmetler itibariyle öne çıkan bir yanı vardır. Bu durum Hacı Bayram Veli’de şöyle tezahür eder. O her zaman halkın içinde olan bir sufidir. Çevresinde toplanan insanların büyük bir bölümü ziraatla uğraşan insanlardır. Bunlara yine bir meslekle iştigal eden esnafı da ilave edebiliriz. Böylece o, öncelikle çiftçi ve esnaflar arasında yaptığı irşadla bir ahi şeyhi vasfı kazanmıştır.

 

Bunun anlamı şudur: Hacı Bayram Veli, hitap ettiği zümre itibariyle   Orta Asya’dan gelen Türk göçerlerin yerleşik hayata geçmesini sağlamış, böylece Anadolu’da Türk birliğinin tesisinde, Anadolu’nun iktisadi bakımdan gelişip kalkınmasında önemli bir rolün sahibi olmuştur. Dahası bu faaliyet neticesinde Anadolu’nun iktisadi hayatı bunu bir derviş ahlakı ile yapan insanlar vasıtasıyla sağlam temeller üzerine kurulmuş, bu da devletin bu anlamda güçlenmesine imkân hazırlamıştır.  Zira onun yetiştirdiği dervişler el emeği ile geçinmeye yani  toprağı işlemeye  ve el sanatlarına yönlendirilmiş kimselerdir. Bu manada kendisi de onlara buğday, arpa, burçak yetiştirerek örnek olmuştur. İmece usulünü hayata katarak birlik içinde hareket etmenin ameli derini de vermiştir.

 

Şairliği

 

Hacı Bayram Veli, yazının başında da belirttiğimiz gibi çok az sayıda şiiri bulunan bir isimdir. Bilinen beş şiirinden en ünlüsü şudur demek bir hayli zordur. Hepsi de söylendikleri günden bu yana çok sevilerek okunmuş şiirlerdir. Mana ve muhteva olarak bakıldığında ise bunlar, bir divan dolusu şiirle anlatılabilecek duygu ve düşünceleri muhtasar olarak anlatabilecek bir özellik taşımaktadırlar.

 

Yine de bir önceleme yapacak olursak ilk sırayı herhalde “N’oldu bu gönlüm n’oldı bu gönlüm/Derd ü gam ile doldu bu gönlüm/Yandı bu gönlüm yandı bu gönlüm/Yanmada derman buldu bu gönlüm” dörtlüğüyle başlayan ve “Bayrami indi Bayrami imdi/Bayram idersin yar ile şimdi/Hamd ü selar hamd ü selalar/Yar ile bayram kıldı bu gönlüm” dörtlüğüyle biten yedi kıtalık şiirine vermek gerekir.

 

İkinci olarak ise “Çalabım bir şar yaratmış iki cihan aresinde” mısraıyla başlayan şiirinden söz edilmelidir. Bu şiir görünüşte bir şehir inşasın hikâye der. Bu şehir, asıl olarak gönül şehrinin imarını anlatırken farklı anlam katmanlarında Ankara’nın ve ülkenin inşasının da hikâyesi olarak okunmalıdır. Bu yüzden Ankara, her ne kadar üzeri örtülmek istense de kadim tarihi itibariyle bir ahi şehridir ve o şehrin minaresinde “Hacı Bayram kendi banlamaktadır.” Zira şiirin son beytinde kendisi öyle söylemektedir:

 

 Bu sözi arifler anlar cahiller bilmeyip tanlar

Hacı bayram kendi banlar ol şehrin minaresinde

 

Diğer şiirleri ise “Bilmek istersen seni/Can içre ara canı”, Hiç kimse çekebilmez güçtür feleğin yayı/Derdine gönül verme bir gün götürür vayı”, “Benim maksudum alemde değildir lakin illa hu/Bu benim derdime derman değildir lakin illa hu” beyitleriyle başlayan şiirleridir. Onlar da tasavvufun düşüncesinin bütün bir dünyasını, en temel kavramlarını ifade den şiirlerdir.

 

Şüphesiz bu şiirler dili itibariyle de önem arz ederler. Hacı Bayram-ı Veli şiirlerinde devrinin Arapça ve Farsça’yı önceleyen dil anlayışı karşısında Türkçe’yi tercih etmiş, böylece Anadolu’da dil ve kültür birliğinin sağlanmasında etkili olmuştur.

 

 Yetiştirdiği şairler

 

Hacı Bayram Veli, sayıca çok az şiir söylemekle birlikte, asıl eser olarak insan yetiştirmeyi kendine şiar edinmiş bir velidir. Bunu da en çok yetiştirdiği şair-sufilerde görmekteyiz. Bu bereketli ocakta yetişen şairler, Türkçe sufi şiirin en büyük isimleri olmuşlardır.

 

Bunlar ararsında sözü edilmesi gereken ilk büyük isim “Eşrefzade” olarak da bilinen Eşrefoğlu Rumi’dir. Onu takip eden isimler ise başta Akşemseddin Hz.leri olmak üzere Dede Ömer Sikkini, Akbıyık Sultan, Kızılca Bedreddin’dir.

 

Bu isimlerden Eşrefoğlu üzerinde biraz daha durmak gerekir. Zira o, Yunus Emre’den sonra bu sahada eser veren ikinci büyük Anadolu şairidir. Hem Divan’ı hem de mensur eserleri bulunmaktadır. Kendisi Fetret döneminde yaşamış, yaptığı hizmetlerle Anadolu birliğinin derlenip toparlanmasında büyük pay sahibi olmuştur. Onu Yunus Emre misyonunda bir şair olarak görmemiz de işte bu yüzdendir. Eşrefoğlu’nun bir özelliği de şeyhi Hacı Bayram’ın aynı zamanda damadı olmasıdır.

 

Doğrudan Hacı Bayram’ın döneminde ve dergahında yetişmemekle birlikte  Akşemseddin’in talebelerinden olarak Bayramiye geleneğini sürdüren ve Bayramiye-Şemsiye tarikatının Tennuriye kolunu kuran İbrahim Tennnuri, daha uzak bir tarihte Halvetiye şeyhi olarak hizmet veren Dede Dede Ömer Ruşeni, ve ve Gülşeniye kolunu kuran İbrahim Gülşeni de köken olarak Hacı Bayram’ın açtığı yoldan yürüyen şairler/halifeler olarak anılabilir.

 

Hacı Bayram’ın dervişi ve aynı zamanda kardeş olan iki önemli halifesinden daha söz etmemiz gerekir. Bunlar Yazıcıoğlu Mehmet ve kardeşi Ahmed-i Bîcan'dır. Bilhassa Yazıcıoğlu Mehmet, Muhammediye adlı eseriyle Anadolu İslam kültüründe hayli etkili olmuş bir şahsiyettir.Yine Ahmet Bican’ın Enver’ül Aşıkin adlı esri de bir hayli şöhret bulmuştur.

 

Hacı Bayram dergâhının Türk edebiyatına armağan ettiği bir şair de Divan edebiyatının korucu şairlerinden olan Germiyanoğlu Şeyh’idir. Asıl mesleği göz hekimliği olduğu için Hekîm Sinân adıyla şöhret kazanan bu büyük şair, Tıp tahsilini yaptığı İran’dan dönüşü sırasında Ankara'da Hacı Bayrâm-ı Velî'ye intisap etmiştir.

 

Sonuç yerine

 

Başta Ankara olmak üzere bütün bir Anadolu’nun gönül mimarlarının başında gelen Hacı Bayram Veli, bir yandan geniş halk kitlelerini çiftçilik ve mesleklere yönelterek Anadolu’nun iktisadi hayatının gelişmesinde etkili olurken, bir sufi şair olarak da -bunlar sayıca fazla olmasa bile- Tasavvuf şiirimizin önemli isimlerinin başında gelmektedir. Özellikle Türkçe’yi tercih etmesi de o dönemdeki birliğin tesisinde çok önemli bir rol oynamıştır. Onun asıl eseri ise Eşrefoğlu, Şeyhi, Akşemseddin gibi şairler ve halifeleri olmuştur. 



PAYLAŞ