Hilal Görününce
Yazar: Fatma BALCI   |    Yayın Tarihi: 26 Mayıs 2017   |    312 Kişi tarafından görüntülendi.

Hilal Görününce 

Bir koşturmaya yorduk hayatı; tarifeler ve yollar… 

Bir oyun sandık; şah ve mat… 

Giden ve gelen, yenen ve yenilenden müteşekkil bir hengâmenin içindeyiz. Yükler, denkler ve heybeler… Ne kadar ağırlaştırmışız hayatı kendimize? Bu ağırlıklardan hafifleyemiyoruz. Uçmak istedikçe kanatlarımıza yükler biniyor. Ama şöyle silkelensek, şöyle bir temizlik yapsak… 

Ay döner, güneş döner, devran döner, biz de dönsek aslımıza… 

Zaman döner, zemin döner, biz de varsak kendimize… 

Vakti geldi, dua dua açıldı kapılar, çözüldü yollar… Olgunlaştı zaman, “Dosdoğru Ol!” dedi karanlık gecede hilal... 

Göklerin bilgisi ayet ayet inerken zihnimize, tekrar ederken dilimiz, ikrar ederken kalbimiz, paylaşırken elimiz, ulaştırırken ayaklarımız biz hafifleriz… 

Zaman nakış nakış işler mi ruha, dokunur mu mekâna? Benzer mi ruha? Ulaştırır mı aslına? 

İyiliğe çağıran anlar, hayra meyleden yollar, hayırda yarışan insanlar… 

Bereket kokan bir ay, hayra çağıran günler var…  

Abanoz gecede ümit timsali hilal görününce… 

Gecenin kadri, gündüzün sabrıdır… Bedeni ve zihni fazlalıklardan kurtulmadır. Aza kanaat ile çoğalmadır.  

Belki de çocukluk, fıtratın saflığıdır. Paylaşmanın sevinci, ulaşmanın huzurudur. Durup düşünme, harekete geçme vaktidir. Gaye için bedeni zevklerden uzaklaşma anıdır. Dem bu demdir, beklemeye gelmez…  

Hilalle yol alalım o halde… Her hilalde bir adım atalım ruhumuzun derinliklerine… Bir iyiliğe alışalım, bir kötülükten uzaklaşalım. Her hilal bir meşaledir, tutuşturulup elimize verilen. Günahla söndürebilir, sevapla çoğaltabiliriz. Her hilal kolaylıkla gelir. Darlıkları, zorlukları bertaraf eder. Her hilal dengeye çağrıdır aslında. İçimiz ve dışımız, dünyamız ve ahretimiz… Şirazedir doğruluk yolunda… Ölçüdür, kıymettir bir bakıma… Bir kefesi kendine dönüş, bir kefesi toplumla kucaklaşmadır. Bir eli mağara, bir eli vahadır. Bir gözü batın, bir gözü zahiri görür. Bir kulağı kalbi, bir kulağı halkı işitir.  

Hilal göründü, vakit geldi. Kurtuluş, vakti kuşananlarındır.  

Zafer, sabrı ve salih ameli tavsiye edenlerindir. Hüsrandır yoksa zamana ihanetin adı… 

Ne çok gereksiz uğraşlarımız, zaman hırsızı telaşlarımız var… 

Yorgunluktan başka meyvesi olmayan, zamanı değirmen gibi öğüten meşgalelerimiz var… 

An, sıyrılma vaktidir. Artık bizi Rabbimiz’e ulaştırmayacak her şeyden ayrılma vaktidir. 

Birileri gidiyor diye gitmelerimiz, birileri yapıyor diye yapmalarımız, gösteriş abidesi fiilerden kurtulmaktır tek hedef… 

Her Ramazan’da kendimizi yontacağımıza daha da büyük duvarlar örmüşüz. Hayrımız aleni olmuş, inkişafımız batini… 

Ramazan’ı açlık ve eğlence zannetmişiz, ziyafet ve oyunlarla tekâmül etmişiz… 

“Açın fakirin halinden anlıyoruz” naraları atarken yoksulun zengini anlamasına müsaade etmemişiz… Garip gurabayı bırakın konu komşuyla bile şenlendirmemişiz iftarları… 

Gözümüz ve gönlümüzü malayaniyle doyurmuşuz, zihnimiz imkânsızın peşinde, kalbimiz batıl sevdalardan yorgun… 

Yol alıyoruz, yol oluyoruz, yolda oluyoruz lakin bir arpa boyu yol gitmiyoruz. Benliklerimizin elinde bir kement, sıktıkça sıkıyor ruhumuzu… En ferah mekânlarda, en geniş odalarda daralıyoruz, can sıkıntısından kurtulamıyoruz. Ramazan’ı nasıl idrak ederiz derdinde değil onaltı saat açlığa dayanmanın derdindeyiz. Ya ruhumuzun yıllardır susuzluğu ve açlığı… Boşlukları, çığlıkları… Dağınıklıkları, yıkılışları… Buhranları, çıkmazları… Düzlükte yorgun, yokuşta bitkin halleri… Hasreti, gurbeti… Düşündük mü bir kere ten kafesinde bu gönül ne söyler ? Nedir feryadı figanı? Yok mudur yolu yordamı?  

Biz nereye dersek gidecek, biz ne dersek susacak mı sandık. Kanatlarını kırdıkça uçmaz mı zannettik? Her beden zindan olmuş her bir ruha… Hepimiz seyyar hücreyiz… Ört üstünü, gezdir şimdi kafesi… Özgürlük bu olsa gerek mi dersin kuşa? Ne çok örtülerimiz, ne çok maskelerimiz var… Manayı örten kelimelerimiz, hakikati hayattan sıyıran fikirlerimiz var… Ne kadar çoğaltıyoruz yükleri, ne kadar ağırlaştırıyoruz heybeleri… 

Şimdi dursun herkes... Bastonuyla yürüyen dede, emekleyen bebek, ağaca tırmanan sincap, hızla giden araba… Zaman durmadan siz durun… Zaman bizi durdurmadan biz duralım… Hızlı okuyoruz, hızlı yolculuk yapıyoruz, hızlı yiyoruz, hızlı konuşuyoruz, hızlı yazıyoruz… Hayat elimizden kayıyor hızlıca işte… Tomurcukları duymadan ağaçlar meyveye durdu, yağmurları dinlemeden güneş açtı, Recep ve Şaban aylarını idrak edemeden Ramazan-ı Şerif geldi… Elimizde son bilet, ruhumuza giden… Elimizde son tohum, baharı müjdeleyen… 

Haydi bir silkelenelim, yüklerimizden kurtulalım… 

Haydi bir toparlanalım, dağınıklarımızı yok edelim... 

Haydi hep birlikte, el ele, gönül gönüle vakti kuşanalım… 

Birbirimize Hakk’ı ve sabrı tavsiye edelim hilal görününce… 



PAYLAŞ