Ramazanı Sivas'ta Karşılamak
Yazar: Bilal KEMİKLİ   |    Yayın Tarihi: 30 Mayıs 2017   |    521 Kişi tarafından görüntülendi.
Bu sene Ramazan’ı memlekette, Sivas’ta karşıladım. Yoldaydım. Bir tez savunması için gelmiştim memlekete. Gelmişken, eşi dostu da ziyaret ettim. Şehirde birkaç saat de olsa dolaşma imkanım oldu. Bu dolaşmalar, uğramalar, ziyaretler ve nihayet sahur hafızamı yeniledi. Yıllar öncesine gidip geldim. Yenilendim.
Sahurda hanesinde misafiri olduğum ablamın hazırladığı sofrada, onunla çocukluğumuzda hazırladığımız sahur ve iftar sofralarını hatırladım. Kanser illetine yakalanıp genç yaşta aramızdan ayrılan küçük ablamı, kardeşlerimi… Bilhassa merhum babamı ve annemi Ramazan telaşı içinde hatırladım. Çocukluğumuzun geçtiği o küçük, ama şirin iki odalı lojmanı. Yoksullukları, zengin halleri…

Acıları, neşeleri.

İnsan ilginç bir varlık; bir yandan sofrada birlikte olduklarıyla hasbihal ediyor, öte yandan ikram edilen taamları afiyetle mideye indiriyor. Üstelik bir de zihin koridorlarında zamana meydan okuyan bir seyrana çıkıp eski zamanlara gidiyor. Ramazan’ın ilk iftarında ansızın çocukluğumun sokağına gittim ve o iki odalı, beyaz badanalı ahşap evdeki sahur vaktinde kendime geldim. Öyle ki rahmetli anacığımın sahur için hazırladığı pişilerin rayihasını bile içime çektim. O rayiha beni mahzunlaştırdı, kimseciklere fark ettirmeden göz pınarımdan düşen katreleri sildim.
Evet, ilk sahur, beni çocukluğuma götürdü…

Sahi, Ramazan nedir? Bir kavuşma değil mi? Oruç, insanı kendi masumiyetine kavuşturan iksir. O iksir, seyahatte daha çok kendini ele veriyor.
Sahuru memlekette yapan iftara yolda kavuşurmuş. Öyle de oldu… Sabiha Gökçen'den bindiğim Bursa arabasının içinde, Anadolu Jet’in ikram ettiği su, sandviç ve kekten müteşekkil iftariyelerimle orucumu açtım. Çay faslına fakirhaneye yetişebilmiştim… 

Şükürler olsun.


PAYLAŞ