Köyde Ramazan
Yazar: Bilal KEMİKLİ   |    Yayın Tarihi: 04 Haziran 2017   |    439 Kişi tarafından görüntülendi.

Hafta sonu tatilini bahane ederek köye gittik. Hem iftar sofrasını bahçede yıldızların şahitliğinde açmak, ateş böceklerinin ışığında lütfedilen nimete dokunmak ruha esenlik verir. Lakin evvela çapa yapmalı, bahçeyi istila eden ayrık otlarıyla mücadele etmeli, sıcaktan kavrulan güllere ve fidanlara su vermeli.

İnsanın bahçeye gitmesi iki nimeti birden barındırır. İlkinde tenezzüh ve telezzüz vesilesi olur, güller laleler arasında kâm alırsınız… Bu hoş bir nimettir. İkincisinde ise, toprakla meşgul olur; gülleri, laleleri hayat bahşeden su ile buluşturur, bahçeyi istila eden ayrık otlarıyla mücadele edersiniz. Bu da meşguliyet, gayret ve mücadele nimetidir.

Şu hayat denizinde insanın meşguliyet nimetiyle hemhal olması, aklını ve fikrini arındırması, müstakim olması anlamına gelir. Zira boş tüfeği şeytan doldurur, derler. İnsan bedeni enerjisini meşgul edecek yolları keşfederek sadece varlığı tezyin etmez, kendini de sağaltır.

Keza gayret ve mücadele kavramları da birer manevi nimetlerdir. Ramazan, içimizdeki gayreti ve mücadeleyi tebellür ettiren bir mevsim. Zira oruç, gayretle tutulur. Her oruçlu geçen gün, nefisle mücadele günüdür. Bahçede su bekleyen nebatata sâkilik etmek bir gayrettir; hayat bahşeder… Onların serpilip büyümesine mani olan ayrık otlarıyla mücadele, bahçeyi arındırma niyetini taşır. Bahçe arınacak ki, nefes alsın ve faydalı bitkilere hayat versin. Bu sebepten ayrık otlarıyla mücadele, daima tezkiye-i nefs kavramını hatırlatır. Bu itibarla Ramazan, gönül bahçesini ayrık otlarından; menfi düşünce, endişe ve kederden arındırma mevsimidir.

Bahçeye gitmek, toprak ananın talim ve terbiyesine teslim olmaktır… Bu talim ve terbiye insana neler neler öğretir.

Hava oldukça sıcaktı. Uğraştıkça yorulduk, yoruldukça terledik… Bu yorulmalar ve terlemeler beni çocukluğumun yaz ramazanlarında güneşin karşısında ekin biçme zamanlarına alıp götürdü. Yaz güneşi cömertçe toprağa dokunurken tırpanın ve orağın hakkını veren ekincileri de kasıp kavururdu. Terler gömleğin dışına taşar, rüzgârın alıp getirdiği başak kokularının arasında ter kokusu da kendine muhkem bir yer bulur ta harman yerine kadar giderdi. Terleye terleye tükenirdi vücuttaki su… Rahmetli anacığım yine de gayretini bırakmaz, kuruyan dudaklarını son bir nefes daha ıslatır, “haydin uşahlar, az kaldı” der, elindeki orakla biçilmiş başakları deste yapmaya devam ederdi.

Harman yerinde de durum farklı değildi… Düvenler döner, biz çocuklar düvenin üzerinde terden bitap düşerdik. İşte o yorgunlukla iftara erişmek, suya kavuşmak ne büyük bir nimetti. İşte o yaz ramazanlarında oruçlu, suyun, “her canlı şeyi sudan oluşturduk” ve “yaşayan her şeyi su sayesinde canlı kıldık” emr-i fermânını hatırda tutarak Hay isminin tecellisi olduğunun farkına varıyor. Bu sıcak gün, suya özlemi çoğaltma günü oldu.

İkindi sonrası, İlâhî rahmet Bursa’ya bir serinlik getirdi. Lakin Bursa’ya yağmur yağarken, bizler uzaktan gök gürlemelerine şehadet ettik, yağmuru bekledik. Köye bir damlacık da olsa düşmedi. Yorgun ve suya müştâk olarak iftar sofrasına kavuşmak şükrü de ziyadeleştirdi; tazelendik… 

Ramazan, insanın aklını ve fikrini tazeler.

 



PAYLAŞ