Bugün Günlerden 15 Temmuz
Yazar: Memiş OKUYUCU   |    Yayın Tarihi: 15 Temmuz 2017   |    428 Kişi tarafından görüntülendi.
O gün bizim için sıradan bir gün olarak başladı...Gün içerisinde  Üniversitemizin hukuk fakültesinden ilk mezunların, Çubuk yerleşkedeki mezuniyet törenine katıldım...Bir tavafuk eseri o törende, hükümet erkânından Nihat Zeybekçi'de eşi ile birlikte çocuğunun mezuniyeti için bulunmakta idi...Tören sonuna doğru bir ara yanına varıp selam hatır ettim...Denizli geçmişimizden başlayarak Denizli, eğitim ve  üniversite içerikli ayaküstü kısa bir  sohbet yaptık...Doğrusu Nihat Zeybekçi'nin sözlerinde, yüzünde ve ruh halinde endişe ya da kaygı yansıtacak  hiç bir ima, belirti yoktu...Bu duygularla akşam evimize gelip yemek ve diğer işlerden  sonra istirahat ve okuma faslına geçtik...

Hayat o günde, her günkü normal akış seyrinde ilerliyordu...

Önce tv’lerden, mahiyetinin  ne  olduğunu anlayamadığımız ‘İstanbul Boğaz Köprüsünün askerlerce kesildiği’ haberi geçmeye başladı…Herhalde gelen  bomba ihbarlarından biri nedeni ile köprü trafiğe kesilmiş olmalı diye düşündük!...Ancak saat 21.40 civarı İstanbul’dan gelen bir dost telefonu, ‘azizim darbe olmuş diyorlar, Ankara’da jetler uçuyormuş’’ doğru mu? sorusu ile işin ciddiyeti tarafımdan anlaşılmaya başlanmıştı...Türkiye'nin destan  yazdığı o geceyi, 15 Temmuzu biz de tüm ağırlığı  ile Ankara’daki evimizde yaşamaya başlıyorduk...

O ana kadar gelen jet seslerini ve görüntülerini bir daha izlemek için pencereye yöneldim...Alçak irtifadan uçan jetler göğü yırtarcasına ses çıkarıyorlar, birbirlerinin peşi sıra Ankara semalarında turluyorlardı...Acı hakikatle o an yüz yüze olduğumuzu anlamıştım…Fiili, ciddi, olağanüstü bir durum sözkonusu idi...

Ankara’nın üzerinden jetler büyük bir gürültü ve patlama sesleri eşliğinde alçaktan uçmaya devam ediyordu…İlk anda ne olduğunu, ne yapılması gerektiğini anlamaya, tayin etmeye çalışıyorduk…Eşim çocuklarım endişeli bir şekilde  yanıma gelip gidiyor, benim başıma kötü bir şey gelebileceğinden, bu adamların şerlerinin bana da dokunmasından bahsediyorlardı…Oysa memleketin tümü sözkonusu idi...Vaziyet bir varlık yokluk mücadelesi halini almıştı...Bu arada içerden dışardan eş dost ile telefon görüşmeleri yapıyor; durumu, durumun gidişatını tam olarak ne  olduğunu anlamaya çalışıyordum…Bir noktadan sonra ise durum artık netleşmişti...Bir Fetö darbesi ile karşı karşıyaydık...Daha açığı bir haçlı taarruzu ile karşı karşıyaydık...Fetö ise bu işin içerideki işbirlikçi, ucuz maşalarından başka bir şey değildi... 

O ana kadar  dikkati çeken husus, bu kalkışmanın bir darbe teşebbüsü olduğunun anlaşılmasından itibaren, hiç bir dost(!) batı ülkesinden bir açıklama gelmemesi idi...Bu anlamlı suskunluk bile işin köklerini, asıl failleri işaret eder nitelikte idi...

Tüm dünyadan ve İslam  ülkelerinden Türkiye'ye desteğini ilk açıklayan ülke  ise Katar  olmuştur...Katar ilk andan itibaren seçilmiş hükümete ve Recep Tayyip Erdoğan'a tam desteğini ilan etmiş bulunuyordu...(*)

Bir noktadan sonra Cumhurbaşkanının televizyon konuşması yayınlandı…Halkı direnmeye davet ediyordu...Sokağa çıkmaya karar verdim…Çünkü ya o an var olacaktık...Ya da ebediyyen bir daha olmayacaktık...Bu arada bizim mahalle camisi dahil, semtin camilerinden pek dokunaklı bir şekilde selalar okunmaya başlamış...Halkı ortak düşmana karşı birlik ve tek vücut olmaya çağıran konuşmalar yapılıyordu imam efendiler  tarafından...Bir savaş halinin olağanüstülüğü yaşanıyordu...Doğrusu bu hal ailedeki diğer fertlerin başına gelmiş bir hal değildi...Şimdiye kadar yaşanmış bir şey de değildi...Benimde tüm ömrüm boyunca karşılaştığım bir durum hiç değildi...Olağanüstü bir durum du tüm bu yaşadıklarımız...Belki elli, belki de  yüz yılda bir yaşanabilecek türden!..

Ailemle vedalaşıp sitenin bahçesine indim…Kızlarımın ‘bizde  gelelim’ teklifini, nedeninin bilmiyorum ama  kabul etmedim…Yola yalnız başıma koyuldum...Aşağıda yeğenim ve bazı komşularla istişare ettikten sonra yeğenimin arabası ile bir yerlere gitmek üzere yola çıktık...Gergindik ve büyük  bir öfke hali hakimdi bizde...Bu arada saat gece 11.30 civarı olmuştu…Evimize yakın bir yerde  olan MİT’in bombalanması devam ediyor…Bomba sesleri adeta evimizin camlarını titretiyordu…Bir savaş ortamı yaşanıyordu…Bu arada Cumhurbaşkanının çağrısı ile sokağa çıkan halk en yakın devlet kurumlarında vaziyet almaya başlamışlardı…Bizde bir devlet kurumuna gidip etrafında vaziyet alalım diye araba  ile çiftlik kavşağına vardık…Aynı anda tüm insanlarımız sanki yerlerinden sökün ettikleri için trafik o noktada tıkanmıştı…Ve Cumhurbaşkanlığı külliyesinin karşımızda, Mit’in biraz daha ileride  bombalandığını görüyorduk…Gidiş yolu arabalarla tıkanmıştı…Kesif bir barut kokusu hemen dikkati çekiyordu...Bir savaş meydanı gibi, ağır bir barut kokusu hemen dikkati çekiyor, burunlarımızı etkiliyordu...

Ankara üzerinde jetler uçuyor, bombardıman ve patlama sesleri gelmeye  devam ediyordu…Çiftlik kavşağında, tıkanan trafikten İstanbul yönüne bir çıkış bulup Anadolu bulvarına yolumuzu düşürdük…O anda çevreden halkın arabalarına binerek Ankara’ya, merkeze hareketlendiğine de şahit olduk…Ya Allah bismillah Allahu Ekber  tekbir sesleri ile halk bir birine selam ve seda veriyordu…

Kara Havacılık Okulu tarafından Anadolu Bulvarı istikametine  gelen bir askeri cemsenin yolu da halk tarafından kesilmişti…Bu arada korna sesleri tekbir sesleri birbirine karışıyor, tepemizde uçuşan  jetlerin sesleri ve onların yaydığı sonik patlamalar ortalığı bir gürültü yoğunluğu ile inletiyordu…Bu hengame  içerisinde bir taraftan da cepten, dost akraba ve arkadaşlarla haberleşiyor, gurublarımıza haber yetiştirmeye, haber almaya çalışıyorduk…Yol almaya çalışırken içinde bulunduğum gurublarımızdan birine ‘ölümüne çıkıyoruz’ yazan bir arkadaşımızın notunu okuyabildim...Bu mesaja  aynı ile mukabelede bulunarak cevap verdiğimi hatırlıyorum…

Bu duygularla Anadolu Bulvarından Eskişehir yoluna çıkabildik…O tarafta da kalabalıklar birikmeye başlamış, trafik oldukça artmıştı…O yoldan da kalabalığın arttığını görünce en yakın merkez Ak Parti genel merkezine saptık…Arabamızı bir yerlere bırakarak çevreden gelen  slogan sesleri ile beklemeye başladık…Gördüğüm llk tanıdık sima çocukları ile gelen Birol Akgün oldu…Külliyeye yakın bir yere gelmiştik…Ve  hemen üstümüzü sıyırıp geçen  jet ve sonik patlama  sesleri arasında çevrede idik…Orada meydana, üstü konuşma yapmaya müsait bir araba getirilmişti… O arabadan kalabalığın ve milletin cesaretini ve metanetini artıracak şekilde konuşmalar yapılıyordu…Jetler, sabaha kadar başımıza değecek şekilde yakından ve sonik patlamalar yaparak  uçtular…

Cumhurbaşkanının mesajı yayınlanmıştı canlı görüntü eşliğinde...Ancak yine de endişeli bir bekleyiş vardı bizlerde ve tüm halk da...Sağ ve salim kendisini ve yaşadığını görmek arzusu hakimdi...Gecenin yarısından sonra saat 03 civarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yeşilköy Havalimanına inmişti...Bu saatten sonra moraller  biraz daha yükseldi...Halkın motivasyonu arttı...

O gece orada o meydan da toplanan halkta dikkatimi çeken yegane şey…Sanki halkın korku duyguları alınmıştı…O alanda toplanan halk da zerrei miskal kadar korku emaresi görmedim…Halkımız korku eşiğini aşmıştı o gece adeta...Üstümüzde uçuşan jetler bomba atmış intibaı verecek şekilde sonik patlamalar yapıyorlardı ama halk hiç bir korku eseri göstermiyordu...Herkescikler bu kalkışma ve uluslararası işgal girişiminin yerli işbirlikçilerini bertaraf etmek üzere odaklanmışlardı…Allah’ın bir lütfu olmalı idi bu durum…Sabah namazlarını Ak Parti'nin karşısındaki cami de eda ettik... 

Gün  ağardı…Sabah oldu...
İşin rengi netleşmişti...
Saat sekiz civarında Genelkurmay Başkanının esir edildiği yerden alınarak Çankaya köşküne getirildiği haberi geçti ajanslardan.....Bu haberlerle ve genel gidişattan; genel mana da kamu düzeninin sağlandığı anlaşılıyordu...Darbenin büyük oranda bastırıldığı netlik kazanmaya başlamıştı...
Sabah saat sekiz civarı olunca artık evlerimize döndük…

Türkiye o gün yeni bir güne uyanmıştı…

Çanakkale’den sonra yeni bir kahramanlık destanı yazmıştı o gece Türkiye…
Selam  olsun, bu destanın isimsiz resimsiz tüm kahraman neferlerine…
Allah'a emanet olunuz efendim... 

(*) Katar, 15 Temmuz 2016 gecesi moral ve psikolojik desteğini ilan etmekle kalmamış, güvenlik alanında yaptığı kritik desteği ile bu durumu fiiliyata dökmüştür... Cumhurbaşkanlığı muhafızlarının ekseri kısmının Fetöcü çıkması üzerine ortalık yatışıncaya kadar, iki yüz kişilik bir yakın koruma ekibini Türkiye'ye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yakın koruması maksadıyla göndermiştir...Bu yakın koruma ekibi de ortalık yatışıncaya, dost düşman saflar netleşinceye kadar bir ay süre ile Cumhurbaşkanının özel korumasında görev  yapmışlardır...



PAYLAŞ