Seyahatte Lezzet, Sıhhat ve Yenilenme Vardır
Yazar: Bilal KEMİKLİ   |    Yayın Tarihi: 23 Temmuz 2017   |    521 Kişi tarafından görüntülendi.

Seyahat mahalli tatlarla buluşma vesilesidir. Yozgat’ta desti kebabı ve tandır kebabı, Sivas’ta köfte ve Sivas kebabı, Karadeniz’de Akçaabat köfte ve Sürmene pidesi… Memleketimiz sadece tabiat ve tarih açısından değil, tatlar açısından da cennettir.

Zevk ve damak tadı ekseninde fakir üç esaslı 'tarikattan' sözeder:

Tarîkat-ı Kebâbiyye,

Tarîkat-ı Semâveriyye

Ve Tarîkat-ı Duhaniyye…

Haydi, tevazuya gerek yok; bu satırları yazan, her üç tarikatı da cem etmiş, câmiu’t-turûk bir zâhiddir. Bilhassa seyahatte, ölçüyü kaçırmadan “hayvânâtı ve nebâtâtı kemâle erdirmek” için gayret göstermeli. Gittiğiniz memleketin havasını teneffüs edip, suyunu ve çayını içmeli, sofralarında şifa aramalı… E, keyf için de bazen lüleyi uyandırmalı. Ancak zinhar tiryaki olmamalı. Bu tarikatın esası ve aslı budur.

Elbette mevzu derin, daha başka zamanlarda bu tarikatların âdâbına, usûlüne ve esâsına dair meselelere değineceğiz… Burada kısa kesip, şunu söyleyelim: Van kahvaltısı güzeldir; mutlaka gidersen tatmalısın. Bu yolculukla keşfettim, Karadeniz kahvaltısı da güzel. Kuymaktan turşu kavurmasına, hele hele bahar ise seyahat zamanı, diken kavurmalarına değin bir kutlu şölenle karşılaşırsınız. Evet, bu ziyaretlerin neticesi, diyeti bozuyor, kilo alıyorsunuz. Laf aramızda doktorumuz, sevgili Abdullah Beye uğrasam bu halimle, mutlaka “tecdîd-i metabolic-balans yapalım, hocam” der. Endişeniz olmasın, onu da yapacağız. Fakat Sürmene’ye gelmişken kavurmalı-pastırmalı-peynirli pide yemeden hiçbir ayarlama yapılamaz.

Memleketimiz güzel… Bereketli topraklarda yaşıyoruz. Farklı taraflarımız var. Farklı zevklerimiz ve anlayışlarımız… Bu farklılıklar da birer rahmettir. Kalkıp gitmek, rahmetin tecellisidir. Kalkıp gidecek farklı hayatlara dokunacağız ki, kendimizi tanıyalım, ötekini anlayalım. Tanımanın, anlamanın yollarından birisi aynı sofrada oturup Hakkın lütfettiği nimeti paylaşmak, birlikte niyaz etmektir. Hak, soframızdaki bereketi eksik etmesin…

Seyahat yenilenmektir.
Ama bu yenilenme sadece ruhî sükûn vesilesi olarak anlaşılmamalı. Elbette seyyah huzur ve sükûnete sahip olur. Zira “seyahat edin sıhhat bulun” buyuruldu. Fakat bu yenilenmenin bir boyutu da derttir. Daha açık bir ifadeyle ruhen ve aklen yenilenmek, aynı zamanda yeni dertlere de sahip olmak anlamına gelir.

Dert dedimse, bu kavramı sadece sağlıkla ilgili anlamadığımı ifade etmeliyim. Evet, derdin sağlık boyutu var. Lakin esas dert düşünce boyutuyla cereyan eder. Bunu bilmek lazımdır. Mesela benim Trabzon seyahatindeki derdim, Ayasofya’da karşılaştığım manzara idi. Ayasofya, Fatih’in bize armağanı… Bu armağanı yerli yerince koruyamadığımızı gördüm. Evvela, hazire kahvaltı salonuna tebdil etmiş. Burada hoş bir kahvaltı ettik; ama tarihi mirasın kahvaltı salonu, çayhane ve kafe olarak kullanılması bizi dertlendirdi. Sivas’ta da medreselerin çayhane olarak kullanılması yüreğimizde bir sızıdır.

Keza Trabzon’un hafızası olan mezar taşlarının garipliği... Bu başka bir dert. Mezar taşlarına sahip çıkamayan, onları uygun bir şekilde tasnif edip takdim edemeyen Trabzon’da hangi kültür turizminden sözedeceğiz? Ayasofya cazibe merkezi; bu merkezi korumak için daha çok gayret edilmeli.

Bizi burada sevindiren husus; Ayasofya’da tıpkı İznik’te olduğu gibi namaz kılabilmemizdir. Mescit kısmı yenden düzenlenmiş. Ancak bu düzenleme öylesine üstünkörü olmuş… Buna da üzülüyorum. Dostum beni teselli ediyor; “bu geçici bir düzenleme...ilerde Ayasofya’nın mehabetine uygun, tarihi dokuyla uyumlu bir onarım olacak” diyor. Biraz rahatlıyorum. Oracıkta İstanbul Ayasofya aklıma geliyor;” inşallah Fatihin İstanbul mirasında da huzurla namaz kılarız”, diyorum. Birlikte dua ediyoruz.

Seyahat insanı dertlendiriyor. Dert duaya vesile oluyor. Dua, denizin sakin dalgaları gibi gönlümüzdeki tasayı alıp götürüyor...



PAYLAŞ