Kudüs: Artuk Bey’den sonraki fetretten Osmanlı barışının sonuna
Yazar: D. Mehmet DOĞAN   |    Yayın Tarihi: 26 Temmuz 2017   |    336 Kişi tarafından görüntülendi.
(Kudüs yazıları 3)Türkler, Kudüs üzerinde hâkimiyetlerini, Anadolu'dan önce kurdular. Atsız, Selçuklu devleti adına Kudüs ve civarını 1070'de Fatımilerden aldı. (Malazgirt zaferi: 1071, Anadolu Selçuklu Devleti'nin kuruluşu, 1078 İznik).

Bin doksan birde, dokuz yüz küsur sene önce, Artuk Bey Kudüs'te vefat etti. Ömrünün son yıllarını Kudüs Bey'i olarak geçiren Artuk Bey, Anadolu'yu İslâma açan efsanevî büyük gazi kumandanlardan birisi idi. Anadolu dışında Suriye, Irak, Arabistan bölgelerinde gazalarla dolu bir hayat sürmüştü. Kudüs'te Süleyman mabedine giden yol üzerinde defnedildi. Abbasi Hilafetine karşı hareket eden Şiî Fatımîler onun ölümünden sonra, Artukoğullarını Haçlı istilasının başlamasından da faydalanarak Kudüs'ten uzaklaştırdılar. Kudüs Fatımilerin elinde fazla kalmadı, bir zamanlar gizli ittifaklar yaptıkları Haçlılar tarafından buradan tard edildiler. Binlerce müslüman, kadın ve çocuklar dâhil, merhametsizce katledildi. Haçlı askerlerinin atları kan içinde kaldı. Kudüs Latin Krallığının merkezi oldu (1098-1187). Ancak Selahaddin Eyyübî, doksan yıl sonra tekrar Kudüs üzerinde müslümanların hâkimiyetini tesis edebildi. Filistin’in bundan sonraki tarihi de Türk asıllı hanedanları/yöneticileri olan devletlerin tarihine karıştı (Memlûk, Osmanlı).

Tam beş asır önce, bugünlerde Yavuz Sultan Selim Mısır’da idi. Sene başında Ridaniye zaferini kazanmış, Memlûk devletine son vermişti. Mekke Şerifi Bereket, oğlunu Kahire’ye göndererek Selim Han’a tebriklerini ve bağlılıklarını bildirmiş ve Mekke ve Medine’nin anahtarlarını takdim etmiştir. Yavuz da Şerif’e vazifesinde devamı adına hilat ve teşrif (gösterişli bir elbise) göndermiştir.

İslâm dünyasının kalbi mahiyetindeki Hicaz bölgesinin rıza ile Osmanlı hâkimiyetini kabul etmesi büyük önem taşıyor. Bugün İslâm dünyasının düzmece devletleri/devletçikleri ve kifayetsiz muhteris yöneticileri, birbirlerine sömürgeci güçler adına kumpas kurarken, beş asır önce güçlü bir otoritenin şemsiyesi altında varlığını devam ettiren mahallî otoritelerin ne kadar şerefli bir mevkide olduklarını görmemek idraksizlikten başka bir şey değildir.

Osmanlılar Hicaz bölgesine vali tayin ettikleri gibi Hz. Ali soyundan geldiğine inanılan kişilerin Mekke-i Mükerreme emirleri olarak varlıklarını tanımışlardı. Bunlar "şerif" olarak anılırlar. Sultan İkinci Abdülhamid, Şerif Ali'nin oğlu Hüseyin'i Şura-yı Devlet (Danıştay) azası olarak uzun yıllar İstanbul'da tutmuştur. Hüseyin Paşa, Meşrutiyet'in 2. defa ilanından sonra İttihatçıların gafletinden faydalanıp Mekke'ye dönmüş ve 1909'da Mekke Emiri olmuştur. Hüseyin, ilk fırsatta bölgedeki Osmanlı otoritesini yıpratmak için entrikalar çevirmeye girişmiştir. Oğlu Faysal'ı, Osmanlı Meclis-i Mebusan'ı üyesi olmasına rağmen, İngilizlerle anlaşmak için Mısır'a göndermiştir. Hüseyin'le İngiltere'nin Mısır yüksek komiseri Mc Mahon arasında yapılan yazışmalar ne üzerinde anlaşıldığını açıkça göstermektedir.

1915'de İngiltere ile Hüseyin arasında bir himaye anlaşması imzalanmıştır. Böylece tarihte ilk defa mukaddes topraklar bir Hıristiyan devletin himayesine girmiştir!

(Lütfen bu cümleyi hatırda kalacak şekilde tekrar tekrar okuyunuz!)

İngiltere bu sırada Hüseyin'e her yıl 400 bin İngiliz lirası vermeyi taahhüt eder. Bunun üzerine Şerif Hüseyin, 27 Haziran 1916'da Osmanlı Devletine/hilafetine karşı isyanını açıkça ilân etmiştir. İngilizlerden ve Fransızlardan destek alan Hüseyin, oğulları Faysal, Ali ve Abdullah'la birlikte hâlâ Osmanlıların elinde bulunan Medine'ye de saldırmış (meşhur Fahreddin Paşa bu beldeyi müdafaa etmektedir), fakat sonuç alamamıştır. İngilizlerin Osmanlılara karşı Filistin, Suriye ve Irak'taki başarılarında İngiliz Casusu Lawrens'le işbirliği yapan Şerif Hüseyin ve adamlarının belli ölçüde rolü olmuştur. Hüseyin 1917 ocağında “Hicaz kralı” ilan edilmiştir.

2 Kasım 1917'de "Balfur deklarasyonu" açıklanmıştır. Bu bildiride Filistin'de bir Yahudi devleti kurulması öngörülmektedir. Bu sırada Filistin’de 60 bin Yahudiye karşılık 700 binden fazla müslüman vardır. Geçen zaman içinde yahudilerin sayısında büyük artış vukubulacaktır.

1917 yılının 11 aralığında İngiliz Generali Allenby Kudüs'ü ele geçirir ve “Haçlı seferleri şimdi tamamlandı!” der.

(NaŞerif) Hüseyin'in oğlu Faysal 1918 kasımında Londra'da Yahudi lideri Weizman (Sonradan ilk İsrail Cumhurbaşkanı olacaktır) ile anlaşmaya varır: Filistin'e Yahudi göçü için gerekli kolaylıklar sağlanacaktır. Faysal 1920'de Suriye'de kral ilan edilir. Fakat İngiltere ve Fransa bu krallığı tanımaz. Suriye'de Fransız, Irak’da İngiliz manda idaresi tesis edilir. Faysal Fransız askerî harekatı üzerine Şam'ı terk eder. İtalya'ya oradan da İngiltere'ye gider. İngilizler daha sonra onu Irak kralı yaparlar…

Filistin’de tesis edilen İngiliz manda idaresi, Yahudi göçünü teşvik eder. 1914’de 38 bin olan Yahudi nüfus, 1924’te 104 bine ulaşmıştır. 1924'de halifeliğini ilan eden Hüseyin, bu sefer İngilizlerin kendisine karşı desteklediği Suudiler tarafından mağlup edilir. Hüseyin kaçıp İngilizlere sığınır. Hüseyin'in diğer oğlu Abdullah, Filistin'de Yahudi devletinin kurulmasını kabul eder ve İngilizler tarafından “Ürdün kralı” olarak ilân edilir.

"Büyük Arap Krallığı" hülyasıyla Osmanlı Devleti'ne isyan eden Şerif Hüseyin Kıbrıs'ta İngilizlere sığınmış, daha sonra oğlu Ürdün kralının yanında sığıntı olarak ömrünü tamamlamıştır…

Oğlu Faysal Irak'da İngiliz mandası altında "kral" olarak hüküm sürer. Yöneticileri İngiliz ve Hindli olan bir Arap kralı!… Torunu 2. Faysal  1958'de gerçekleştirilen darbe sonucu parçalanarak öldürülür…

Filistin'de Yahudi devletinin kurulması karşılığında "Ürdün Kralı" olan Abdullah 1951'de Filistin'de aynı akıbete uğrar.



PAYLAŞ